30 Eylül 2010 Perşembe
The Flintstones
29 Eylül 2010 Çarşamba
Dağlar, Tepeler
26 Eylül 2010 Pazar
Mübalağa etme senin de olur
24 Eylül 2010 Cuma
Cenaze
Kim bilir daha neler olacak neler.
23 Eylül 2010 Perşembe
Adam Olmuşum Ben
"Çevrende herkes şaşırsa,
bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
hem kendine güvenirsen eğer,
bekleyebilirsen Usanmadan,
yalanla karşılık vermezsen yalana,
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana.
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilirsen değer,
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden.
Döküp ortaya varını yoğunu,
bir yazı turada Yitirsen bile,
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu.
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktada,
sen Dayanabilirsen tek.
Herkesle düşüp kalkar, erdemli kalabilirsen,
unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken,
dost da düşman da incitemezse seni,
ne küçümser, ne büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyi ile dünya önüne serilir,
üstelik oğlum, ADAM oldun demektir..."
22 Eylül 2010 Çarşamba
Gelin
17 Eylül 2010 Cuma
Missist'siz kalmayın
8 Mart 2010 Pazartesi
Kadın Günü
4 Mart 2010 Perşembe
Hoş Geldim
30 Eylül 2009 Çarşamba
Perfume:The Story of a Murderer
24 Eylül 2009 Perşembe
Balkanlar

15 Eylül 2009 Salı
Senden Başka Yok!
*SpoilerAğır bir trafik kazası geçirerek baba evine dönen Anna Walsh 2 aydır sargıların içinde, İrlanda'da çılgın ailesi ile yaşamaya çabalayan 30'larında bir kadındır. 1,5 yıl evvel evlendiği Aidan ile muhteşem bir aşk yaşayan Anna bu her zaman moda dergilerinde gördüğümüz güzellik malzemesi markası büyesinde çalışan bir asistandır. Kitap kurgu olarak diğer kitaplardan fazlasıyla farklı. Şunu içtenlikle söyleyebilirim ki; mantığın almayacağı hiç bir abartı yok. Her neyse... Kitap üç bölüm halinde. İlk bölüm İrlanda'da geçen yaralı zamanlar ve Anna'nın Aidan'a olan hasreti. Anna'nın çılgın ablaları, kardeşi Helen ve ebeveynlerini konu olıyor. İkinci bölümde Aidan'nın öldüğünü öğreniyoruz. Aslında tahmin ediliyor tabii de her an herşey olabilir öyle değil mi? Kesinlikle aynı tarz kitaplarda olmayan bir şey bu farkettiyseniz. Kitap "ölüm", sevgilinin "ölmesi" üstüne kurulu. İşte sürüklenmemiz de bu evre sonrası gerçekleşiyor. Anna öldüğünü bir türlü kabullenemediği kocasına her gün mail atar. Ona telefon ederek otomatik mesajdaki sesini dinler. Hasreti dayanılmaz olduğu bir gün medyumlardan medet umarak, ölülerle irtibata geçen bir grup insana katılır. Anna artık Pazar günlerini kilisede yeni ruhani arkadaşlarıyla geçirmeye başlar. Fakat asla Aidan'la konuşamaz. Hatta abartarak bir de yarım saati 2500 dolar karşılığı ünlü bir medyumdan aylarca randevu bekler. Fakat randevu alabildiğinde artık çok geçtir. ( merak uyandıralım biraz)
Bu durumların yanısıra, inanılmaz bir mail trafiği yaşar Anna. Kız kardeşi Helen’nin dedektif bürosunu basan Harry Büyük ve adamlarının yine ünlü mafya kadını olan karısı Detta’yı yine başka bir mafya babasıyla olan ilişkisini ortaya çıkartması için tutmasını konu edinen süpersonik mailleri kitabın gidişatini bir anda başka bir dünyaya çekebilecek kadar ustaca işlemiş yazar.
Kitap okurken sıkılmak istemiyorsanız okuyabilirsiniz.
5 Eylül 2009 Cumartesi
Bir blogda saat olmalı mı?
Cehennemde Balo Geceleri

Bunun yanında "Kara Melek" isimli hikayenin filmi çekilmiş olsa güzel bir ilgi görür diye düşünüyorum. Kurgu bakımında en iyi hikaye buydu kanımca... Siz benim anlattıklarımın etkisinde kalmadan okuyun yine de bu kitabı, kendi etkinizi yaratın diyorum...
2 Eylül 2009 Çarşamba
Musa'nın Mücahiti
Musa'nın Gül'ü sonrası Musa'nın Mücahiti okunmaz mı? Tabii ki okunur. Ergün Poyraz' ın bir diğer kitabı Bülent Arınç üstüne yazılmış ve bizlere sunulmuştur. Siirt'ten Girit'e kadar olan aile yolculuğundan, Girit isyanından, asker Kubilay'ın öldürülmesinden bahsedilen kitap, Arınç'ın zaman içinde yaptığı konuşmaları kanıt göstererek Yahudi ve Amerika yandaşlığına kadar vardırılan sözleri yine yeniden "Nereye gidiyor bu ülke?" sorusunu akla getiriyor. Kitapta dikkatimi çeken ise; Nazım Hikmet hakkında yazılanlardı. Türkiye düşmanlığı yanında bile isteye Rusya vatandaşı olmuş bir kişinin cenazesini Bülent Arınç neden Türkiye'ye getirmek ister ve bu konuda vicdanen borç yükümlülüğüne girer? Ülker firmasına ait bir kahvaltılık yağın kolestrol düşürücü özelliği nasıl olur da bir ülkede kolestrol ilacı bulumunu zorlaştırabilir? Ne tür bir işbirlikçiliktir, ne kadar bir pazar payı vardır ürünlerin bunların cevaplarının bir kısmı kitapta mevcuttur. "Yazar, bu kitabında da Bülent Arınç'ın tüm bilinmeyenlerine projektör tutuyor. Dedeleri, ailesi, siyasi geçmişi ve şimdiki durumu hakkında 'Şok' belgelere yer veriyor. Kitapta Bülent Arınç'ın hayat hikâyesini okurken hayretler içinde kalacak, 'Bunlar mı bizi yönetiyor' diye uzun uzun düşüneceksiniz.
Bülent Arınç’ın Yahudilere kardeşlik mesajı
Amerikan köpekleri
Doğramacı’nın üniversitesi
Bülent Arınç’a akıncı şoku
Devlet bütçesinden erotik film
Arınç’ın dedeleri
Özal’ın şortunu öpermiş
Anne Arınç’ta sonradan örtünmüş
Ya Gazi Paşa duyarsa
Arınç’ın yemek parası
Ülker’den bir ilk daha
Ülker’in Ermeni ortakları
Müslüman ve Yahudi Harbi 2
Ermenistan’ın üzerine bir bomba
Şeytan yolu
Anlamak mümkün değil
Cezaevi Masalları
Şeriat övgüsü "
27 Ağustos 2009 Perşembe
Musa'nın Gül'ü

12 Ağustos 2009 Çarşamba
No Baggage

11 Ağustos 2009 Salı
Not Fair

8 Ağustos 2009 Cumartesi
Sunset Blvd.

7 Ağustos 2009 Cuma
Ezgim doğalı tam 20 yıl oldu bugün
5 Ağustos 2009 Çarşamba
Alice in Wonderland

31 Temmuz 2009 Cuma
Singin' in the Rain


27 Temmuz 2009 Pazartesi
Public Enemies - Halk düşmanları

19 Temmuz 2009 Pazar
Taken - 96 Saat
15 Temmuz 2009 Çarşamba
Get Smart

9 Temmuz 2009 Perşembe
Canını Seven Kaçsın
Gel köşeleri tutmadan gel
Pisliğe batmadan, çamura yatmadan gel
Gel bileğinin hakkıyla gel
Kimsenin altına yatmadan, üstüne basmadan gel
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Of
28 Haziran 2009 Pazar
Pixar Animasyonları
Mesela, balonların uçurduğu bir evde gökyüzünde dolaşmayı istemeyen yoktur herhalde. Şahsen ben isterdim. Henüz filmi izleme fırsatım olmadı, büyük bir ihtimalle bu animasyon için sinemaya gitmeyi tercih edeceğim.
Up
Pixar'ın son marifeti ise Partly Cloudy. Bu kısa filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.
Bir diğer bayıldığım kısa film Presto. Bilindik sihirbaz, tavşan durumunu çok eğlenceli bir biçimde anlatmış.
Bu filmleri sevdiyseniz For the Birds, Boundin' ve One Man Band de hoşunuza gidecektir.
27 Haziran 2009 Cumartesi
Efrasiyab'ın Hikayeleri

Uçurtmalar
Zamanı, yaralarla ölçen kadın
Geçmişiyle kavgalı
Tanrı’ya sığınan kız çocuğu geceleri İsyankar gündüzleri
26 Haziran 2009 Cuma
Mükemmel Kadın Olmayın

Sabah sabah mailbox’a düşen bir postayı paylaşmak istiyorum. Bilindik kadın dergilerinden çıkma bu yazıyı kimin yazdığını bilmiyorum “alıntı” imzasıyla geldi. Hoş bunun pek de bir önemi yok.
“İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını, dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur? Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar!
İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır. Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz. Armut piş, ağzıma düş! İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez. Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır. Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir. Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir. Eşinin işlerini üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur.
İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur. Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. Çaba göstermek, uğraşmak için ortada sebep bırakmaz. Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar.
İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur. Mükemmellik, insana ait değildir. Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın. Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar. “ |
Yazıyı okuduktan sonra her kadının kendisini “mükemmel” olarak nitelendirebileceği geldi aklıma. “vasıfsız” adıyla anılan kişi yine kendi içinde “mükemmeli” oluşturmuş ve diğer kadınlar için “vasıfsız” sıfatını kullanıyordur. Yani kısaca kimse için “mükemmel kadın” yoktur. Beklentilere göre değişen bir durumdur.
Türk kadınının okuma parçasındaki kadına uygunluğu bir nebze daha yakın sanki. Özveriyi liste başında tutan Türk kadınları ilişkilerinde, evliliklerinde çoğu zaman tam istedikleri huzuru yakalayamazlar. Bunun neden kaynaklandığını bulmak için biraz düşünmek yeterli olacaktır sanki. Çevremdeki hemcinslerimin annelerine benzediğini farkettiğimde daha bir hayli küçüktüm, evlilik öncesinde umarsız, yer yer dağınık, sorumsuz vs olanların bilinçaltında yaşayan anne davranışları evlendiklerinde gün yüzüne çıkar ve en sonunda acı itiraf gelir. Zamanında eleştirdikleri anne tavır ve bakış açısı kendilerine bir virüs gibi bulaşmıştır. Bir kadın için en belirleyici örnek annedir kuşkusuz. Özverinin hadsafhada olduğu bir anne ile büyümüş kız çocuğundan asla tam tersi bir eş duruşu beklenemez. Varsa da istisnadır diye düşünüyorum.
Peki mükemmel kadın her zaman mı terk edilir? Mükemmel kadının değerini bilen mükemmel erkekler de var tabii ki. Eşiyle alakadar, ona saygı duyup, sevgisini her daim gösteren erkek muhakkak kadının bu davranışlarını, onu mutlu etmenin kendisini de mutlu ettiğini bilecek ve yerine göre bunu taktir edecektir. Saygının olduğu her ilişki karşılıklı anlayışla beslenir.
Annemin söylediğine göre; “bir evlilikte saygı olduğu sürece sevgi kaçınılmazdır, önce saygı...” Herkes birbirine saygılı olsun efendim.
Yazının anafikrini belirtmem gerekirse; mükemmel bir eşiniz, sevgiliniz varsa kıymetini bilip başınızın üstüne koyun. Aksi taktirde mükemmel kadının terk etmesi çok acı olur bunu da bir aşifte eline düştüğünüzde anlayabilirsiniz!!! =)
17 Haziran 2009 Çarşamba
Parfümün Dansı - Jitterbug Perfume

Anlayacağımız gibi pancar kitabın baş kahramanıdır. Ciddidir, ploreterdir, melankoliktir, katile benzer... Parfüm kadar güzel bir icad ile asla aynı cümle içinde olamaz gibi görünür göze... Fakat biz Kral Alobar ve Kudra sayesinde pancarın ne kadar da kıymetli olduğuna şahit oluyoruz yüzyıllar boyunca. Krallık kurallarınca yaşlanmanın ilk belirtileri ile birlikte kral tahtını bir sonraki varise devrederek ölüm ile cezalandırılmaktadır. Kral Alobar ise ilk beyaz saç teli ile birlikte hayatta ve genç kalmanın yolunu aramaya başlar. Sonunda ülkesini terk eder ve ölümsüzlüğün sırrını keşfetmek için tanrıları ziyaret eder. Onlardan bazı bilgileri alan Alobar tatmin olmayarak kendini yollara vurur ve Pan isimli bir tanrı ile karşılaşır. Hıristiyanlığın yayılmasıyla çok tanrıcılığın çöpe atılması, tanrılara insanların inancının yavaşlaması ile güç kaybeden Pan, Alobar ile arkadaş olur. Alobar’ın Kudra ile tanışması ise yine yolları katederken olur ve birlikte olmaya başlarlar. Bu zaman zarfında Alobar genç kalma sırrını öğrenmiştir.
Kudra ile birlikte hiç değişmeden yüzyıllarca yaşayan Alobar gittiği her yerde ölümü yendiğini düşünerek daha da hırslanırken Kudra artık yerleşik bir hayata geçmeyi hedefler ve Paris’te bir parfümeri dükkanı açarak (daha evvelden tütsücülük yapıyordu Kudra) K23 isminde o muhteşem parfümü elde ederler. İşte günümüzde Paris, Seattle ve New Orleans üçgeni içindeki insanları birbirine düşüren yahut tanıştıran da bu yüzyıllar evvelinden gelen parfümdür. Tabii yanında Alobar ve Kudra ile birlikte....
Kitabı hiç sıkılmadan hatta büyük merak ve mizahi yönünden zevk alarak okuyacağınıza eminim. Hatta benim gibi bazı cümleleri de not edersiniz belki....
“Aşkın en yüce işlevi, sevilen insanı özgün ve yeri dolduramaz biri yapmasıdır. Aşkla mantığın farkı da şudur: Aşkın gözünde bir kurbağa pekala prens olabilir. Oysa mantıkçının analizinde, âşığın önce o kurbağanın prens olduğunu kanıtlaması gerekir, ki bu girişim nice tutkunun parıltısını körletmeye yeter.”
“İnsan, varoluşu bir ödüller ve cezalar sistemi gibi görecek kadar yüzeysel olsa bile, zaferlerimizin karşılığını da yenilgimizin karşılığı gibi pahalıya ödediğimizi er geç anlar. “
Hafifle!
14 Haziran 2009 Pazar
What 's a girl to do
10 Haziran 2009 Çarşamba
Rippin Kittin
Daddy, can I go and haunt tonight
Like you do on sunday mornings.
Honey, give me a real gentle knife
To feel, feel like taking my life.
6 Haziran 2009 Cumartesi
Skhizein

Filmin benim görebildiğim tek mantık hatası kahramanın herşeye uzak olurken neden teleskop ile birebir temasta olduğuydu. Sanırım bu bir hata, yoksa benim kaçırdığım bir durum mu var?
5 Haziran 2009 Cuma
Mektubumu buldun mu?

Tüm gün Göksel'in son albümünü dinleyerek yürüdüm. Öncelikle Göksel'in sesini çok özlediğimi farkettim. "Ay'da yürüdüm" albümünden sonra harıl harıl söz yazdığını düşünürken ben, daha iyisini yaparak 70'leri ayağımıza getiriverdi. Albüm ismini Gönül Yazar'dan hatırlanan "Mektubumu buldun mu?" olarak koyan Göksel her şarkıda o kaliteli sesini kanıtlamış. Baksana Talihe, Gülmek için yaratılmış, Bilemedim aradan sıyrılabilecek parçalardan. Ama benim favori şarkım daha evvel Zuhal Olcay'dan da dinlediğimiz Çaresizim'dir. Bir de Göksel'den dinleyin derim ben.
Bir gün gelir aşk biter
İnsafsızca terk eder
Bütün bunların ardından
Sadece gözyaşı kalıir
1 Haziran 2009 Pazartesi
Splinter

Yollarına devam eden iki kaçak ve iki esir benzin almak için durdukları benzinlikte ne idüğü belli olmayan bir organizma tarafından kapana sıkıştırılır. Kadın kaçak ölür ve diğer et parçaları ile birleşerek organizmaya organizma hücreye hücre katarak büyür. Film ilerledikçe saçma saçan hareketler yaparak tehlike atlatırlar ve en büyük aptallığı da biyolog olan erkek esir yapar, yaratığın sıcağı sevdiğini ve soğuk ile ilgilenmediğini keşfeder. Dükkanda bulduğu tüm buzlarla kendi vücut ısısını düşürür. Tek amacı dışarı çıkıp arabayı alarak dükkanın önüne kadar gelebilmektir. Tabii ki başaramaz... Film ciddi anlamda büyük bir felaket olmakla birlikte insanda anlatma isteği dahi bırakmıyor. Sinemaya gidip de bu güzel havalarda kendinizi içeriye tıkmayın evinizde dayanabildiğiniz yere kadar izleyin derim ben... Yada izlemeyin boşverin...







