31 Temmuz 2008 Perşembe

Hayalet ve türevlerinin konu edildiği her korku-gerilim filminde konu varlıklara inanmayarak esas kahramanı çileden çıkartan bir veya iki karakter mutlaka oluyor. Zaten ilk ölenler de onlar oluyor. Bu karakterler hiç mi korku filmi izlememişler de "inanmıyorum, sen delisin, bana kalırsa yardım almalısın" gibi cümleler sarf ediyorlar? Öleceksin işte bir sus halen zamanın varken.. Anlamıyorum ben, anlamıyorum.

Buna örnek olarak en son izlediğim; Fragile filmini gösterebilirim. E hayalet var, kız orada yırtınıyor "gördüm onu" diyerekten. İnanmak için illaki filmin son 20 dakikasını beklemek çok anlamsız cidden.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Orphaned Land'den sonra belki de en çok sevdiğim senfonik-doom-metal grubu Haggard. Kemanıyla, sopranosuyla, piyanosu ve elektro gitarıyla yarattıkları uzun soluklu parçaları bölüm bölüm sizi bambaşka yerlere sürükler, bazen fırlatır bazen yumuşak iniş yapmanıza neden olur. Çizgilerini hiç değiştirmemiş olmaları ve konser programlarında Türkiye'yi çok kez es geçmemiş olmaları da gözümü doyurur.

Grubun 1999 yılında piyasaya sürdüğü Awaking the Centuries albümünün aynı ismi taşıyan en uzun parçasını sizlere, onlara, bizlere her bireye armağan ediyorum =)




28 Temmuz 2008 Pazartesi

-İnsan-
Diğer bir adıyla; kalleş.

Ah! Çok canlar yandı yine benim ülkemde...
Ölenlere Allah'tan rahmet diliyor, bombalarını patlatan orospu çocuklarına da cehennemi az görüyorum...

27 Temmuz 2008 Güngören Patlaması

27 Temmuz 2008 Pazar

Son günlerde gözümü kırpmadan izlediğim filmlerden the life before her eyes. Başrollerini Uma Thurman, eva Amurri ve Even Rachel Wood'u palaştığı Vadim Perelman'ın yönettiği film Amerika'da sık yaşanan lise katliamlarından yola çıkarak bir öğrencinin taramalı tüfekle tüm okulu öldürmesini anlatıyor aslında. Bunun yanısıra dostluğun ve en önemlisi vicdan azabının yansıtılması kişiyi allakbullak edecekkadar gerçek.


Elinde size doğrultmuş tüfeği ile "seni mi yoksa arkadaşını mı vurmalıyım?" diyen bir sapığa siz ne cevap verirdiniz?




26 Temmuz 2008 Cumartesi

+ Napıyosun?
- Duruyorum!!!

Ve bu deli özgürlüğümü ne yapacağımı bilmiyorum...


Cranberries - Linger


But I'm in so deep. You know I'm such a fool for you.
You got me wrapped around your finger, ah, ha, ha.
Do you have to let it linger ? Do you have to, do you have to,
Do you have to let it linger ?

24 Temmuz 2008 Perşembe

Bir gün kendime ait ikinci bir odam olursa kütüphane yapmayı planlıyorum. Her yanı kitaplarla dolsun taşsın... Ve ben ömrümü orada tüketeyim... Başkalarının kelimelerinde, dünyalarında...

Benim dünyam fazla tanıdık...

22 Temmuz 2008 Salı

Ona dair hatrımda kalan en net an hangisi?
Düşünüyorum
Genelde en son yaşananlar hemen gelirken akla neden bilinmez çok önceleri gelir. 5 kardeşin 5'i de aynı olmaz derler ya hani dedemin en öncesi ilki olmasından sebep hep ablaydı, olmak zorundaydı... Ufak ufak kıskanması da bundandı kendinden sonra gelen 4 adet daha olduğunu görünce...
Ali Rıza'yı sevdi bir iki sokak altta oturan, mektuplaştılar mı emin değilim. Bakışmışlardır belki de çok çok... Düğünleri benim çok öncemde olduğundan bilmeme imkan yok fakat sevmişler birbirlerini fazlasıyla...
Yıllar önce şeker illetinin sol tarafında bıraktığı hissizliğine direnen en güçlü kadınlardan olduğunu düşünüyorum. Yürüyemez mi? Hayır yürür... Konuşamaz mı? Hayır konuşur... Herşeyi yapar... Yaptıda... Ali Rıza yıllardır katlandıkları İstanbul'u bırakıp Kırklareli'nde bir küçük ev yaptı... Onu aldı ve yeşilin içine çekti... Mutluydular... Doğdukları yere gelip, yerleşmiş emekliliğin tadına varıyorlardı -ki....
Her daim ona bakan, onun sağlığını herşeylerin üstünde tutan, dert ortağı muhabbet arkadaşı Ali Rıza gidiverir bir kurban bayramı arefesinde... Tüm hakların helalini ardından sürükleyerek...
Ananemin en büyük kızı da ardından gidiverdi habersiz... Koşa koşa, artık hissiz bir yeri yok... Ama bizim her yanımız uyuşmuş dakikabedakika...
Beni çok üzdün teyzem... Allah'ın rahmeti üzerine olsun, nûrlar yağsın yüzüne yüzüne...
"Burcu sen bana çok iyi baktın, yine gelicem ben buraya" demeni nasıl unuturum?

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Kendimi bir otel gibi hissediyorum. Ben hep buradayım fakat konuklar devamlı değişmekte ve her şeyi eskitmekteler giderken... Ömrü boyunca kalacak tek bir misafir bile yok. Gün gelecek köhne, terkedilmiş, izbe ve korkunç bir mekan haline gelecek bu çok yataklı otel... Sonra da büyükşehir belediyesini çağırıp yıktırıcaz... Hepsi bu işte... Neden bu hayatı bu kadar büyütüyoruz ki? Kimse yıkılmamak için üstüne benzin dökmüyor öyle değil mi? O halde buyrun yıkabilirsiniz herşey yepyeni iken...


Ayrıca söylemeden edemeyeceğim; Melike de evlenme kararı almış... Ne mutlu... Sevindirici, $ukela haber... Darısı sizlerin başına ey ahali...
Minibüsün sol tarafı haşat olmuş. Birileri ölmüş olmalı kesin... Sağ taraf duruyor... Kırmızılı allıgüllü kadife koltukları var. Bir kadın var canhıraş ağlamakta... Gri bir ceket, pantolon ve aynı renk türban takmış. Bir de gözlüklü... Canı yanmış, belli ki en değerlisi ölmüş... Uzaklaştım ordan. Çıktığım izbe bara girdim... İstemiyorum, sevmiyorum fakat orada bulunmam gerekli. Çünkü Emrelerin evine hırsız girmiş ve ailesinin tümparasını çalmış... Orada olmalıyım... Çünkü aylar evvel vefat etmiş anneciğine kalan son 10 ytl parayı vermem gerekli... Yanlarında bebek var... Pamuk gibi... Kapıdan çıkarken onlar pembe başörtüleriyle, yetişiyorum 10 ytl'mi ve diğer kişilerden topladıklarımı veriyorum... Artık içim rahat...
Ve ben rüyaları hep renkli görüp hatırlıyorum... İyi mi yoksa yorucu mu? Bilmiyorum...
MaviMetres
Rahatsız!
Ağlamaklı!
Saplantılı!
Korkmuş!
Utanmış!
Bilinmez!
Onu hiç kimse bilmez!

17 Temmuz 2008 Perşembe


back to black from gios on Vimeo.

Çok güçlü bir ses Amy Winehouse... Canlı performansı dahi mükemmel.

Ayrıca
Elif'e gelsin bu parça.

16 Temmuz 2008 Çarşamba

İlginç tasarıma bir küçük örnek... Ben giyip dolaşabilirim...
"Saldırmak cesaret göstermek midir, yoksa korku gösterisi mi?
İnsan sevdiğine mi saldırmak ister, nefret ettiğine mi?
Acaba birini severken nefret edilebilir mi?
Yoksa gerçekten tek düze duygular mı yaşar insan?
Bu kadar basit midir insan denilen yaratığın his girdapları?
Birçok duyguyu bir anda yaşayamaz mı?
Ya da soruyu şöyle soralım: İnsan denilen yaratığın doğasında yok mudur çatışma?
Yaşamı var eden şey çatışmanın ta kendisi değil midir?
Tabii ki öyledir.."
Tiyatro Turuncu/Ölüm ve Kız

15 Temmuz 2008 Salı

3 kişi ile bir kahvehanenin bahçesinde otururken, birdenbire çevrede bulunan okulda İstiklal Marşı'nın okunmasıyla hepbirlikte ayağa kalkarak eşlik etmek,

Psikiyatrist randevusuna "Yasemin'in penceresi" kıvamında katılmak. Psikiyatristin tüm keçeli kalemlerini deneme yapmak için bana vermesi,

Bir iş hanının akl sağlığı bölümünde işe başlamak ve sonradan benden başka kimsenin olmadığını farketmek,

Terasa çıkarak orada 40'lı yaşlarda kilolu sarışın bir kadınla karşılaşmak ve geçirdiği panik atak karşısında ona sarılmak, güvende olduğunu belletmeye uğraşmak,

Aramıza bir kişinin daha katılmasıyla giymemiz için bize kimano verilmesi,

Oks'de başarısız olmuş bir çocuğu kucağıma alıp ona tüm başarısızlık hikayelerimi anlatmam,

Teşekkürler rüya perisi, artık çok daha huzurluyum.


Bir de bakmışız sabaha Jimi Hendrix ile başlamışım...

i'm a voodoo child baby
i don't take no for an answer

14 Temmuz 2008 Pazartesi

İnsan diyerek başlamak istemiyorum söyleyeceğime, ben bunun için çok doğru bir kelime.

Ben-çevremdeki-(işyeri-dahil-) ilişkileri-kadın-erkek- iletişimini-gördükçe-herhangi bir-ilişki-yaşamayı-birilerine-güvenmeyi-hiç-akıllıca-bulmuyorum.

Bireyselliğin alıp başını yürüdüğü son yıllarda, bencillik-arsızlık-özgürlük adına yapılanlar kişileri küçültmüş ve bir o kadar da saygısız yapmıştır. Şikayetim vardır bu durumdan. Kime şikayet edilir bunu da bilmemekteyim. Bu bakımdan çevreden soyutlanarak dışarıdan izlemek çok daha makül ve güvenlidir. Tavsiye ederim.
***
"Madem soysuz gönlün bende yoğ idi, niye doğru yoldan aşırdın beni, dağlar karalı açma yaramı perişanım ben."
Kadından Kentler/Hayat Hanım, İlk Tayin
M.Mungan

13 Temmuz 2008 Pazar


Etraımızda farkında olmadığımız aynalar var.
Ft:Burcu S

Kimine göre inanç.

Kimine göre huzur.

Bazı bazı sanat.
Ft:Burcu S
Gazi Süleyman Paşa Camii (Vize Ayasofya-2008)

11 Temmuz 2008 Cuma

Sabah

Her gece yatıp ölürken ve sabahları hayata yeniden merhaba derken ben, hafif bir rüzgarda sallandığımı hissediyorum... Kuşkusuz her akşam karanlık ve bitkin beynim, sabahları tam tersi aydınlık, umarsız, umudu olmazsa olmaz yapmış şekilde yürür dururum...

Kafamda olur olmaz flu planlarım, sıraya koyduğum günlük işlerim, kimseden esirgemediğim gülümsemem saat 1500'ı geçtiği anda değişiverir, katılaşır yüz hatlarım, kanlanır gözlerim... kımıltısız durmak arzular bedenim...

9 Temmuz 2008 Çarşamba

3 hafta tatile çıkmak isteyen kim? Mesela ben istemiyorum.. Tatil, ölü zamana eşittir bana göre... Ölü zaman ise dikilemeyecek kadar derin kesiklere... Ben çalışmak istiyorum... Tatil istemiyorum.

8 Temmuz 2008 Salı

Bugün aslında Seren Serengil'in Türkiye'nin dudak kalemi kraliçesi ünvanı alabileceğinden bahsedecektim. Fakat çok daha kişisel bir konu Seren'i solladı ve sizleri de bilgilendirmek amacıyla bazı kaynaklardan aldığım bilgileri paylaşmak istiyorum.

"Türkçe’de “iki uçlu mizaç bozukluğu” veya “iki uçlu duygu durumu bozukluğu” terimleriyle karşılanan bu rahatsızlık, daha çok “manik depresif hastalık” adıyla şöhret bulmuştur. Ama hastalığın günümüzde bilim çevrelerinde kullanılan ismi “bipolar bozukluktur".

Duygu durumu fazla oynak, kah göklerde gezen kah yerin yedi kat dibine batan kişilere “manik depresif” dendiğini zaman zaman duyarız. Aslında hayatında en az bir “mani” atağı geçirmiş insanlara bu teşhisi koyarız.
.
.
Bipolar bozukluğun sebebi bilinmemektedir. Antidepresan ilaçlar, bazı yasadışı maddeler, birtakım beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, kafa yaralanmaları mani benzeri belirtilere yol açabilir. Ama vakaların büyük bölümü bilinen bir sebep olmaksızın ortaya çıkmaktadır.

Bipolar bozukluğun bir beden hastalığı, bir beyin hastalığı olduğu iyi bilinmektedir. Beynimizde serotonin, dopamin, noradrenalin gibi bazı maddelerin miktarı bipolar bozuklukta değişmektedir. Yani bipolar bozukluk, beyin kimyasındaki bir anormallikten kaynaklanmaktadır. Ama beyin kimyasını bozan şeyin ne olduğu bugün hala pek çözülememiştir.
.
.
Bipolar bozukluk, ataklar halinde seyreden ve ataklar arasında kişinin tamamen düzeldiği bir hastalıktır. Mani atakları tedavi ile 2-4 haftada genellikle iyileşir. Depresyon ataklarının büyük bölümü de 2-3 haftada düzelmeye başlar ve 1.5-2 ayda önemli ölçüde iyileşir.

Hastalık atağı düzeldikten sonra kişi rutin faaliyetlerine, işine gücüne dönebilir ve performansından bir şey kaybetmeden hayatını sürdürebilir. Bipolar bozukluğu olan pek çok büyük devlet adamı, yazar, filozof, sanatçı, doktor vardır.

Mani ve depresyon ataklarının tekrarlama riski her zaman mevcuttur. Kimisi ömrü boyunca başka hiç atak geçirmez. Tedavisiz hastalar ömürleri boyunca ortalama 10 manik atak geçirirler. Bazı hastalarda mani, bazı hastalarda depresyon atakları daha sıktır.

Hastalığın en üzücü tarafı da bazı kişilerde atakların sık tekrarlamasıdır. Hatta her ay bir manik bir depresif atak geçirenler bile vardır. Öyle ki zaman zaman mani ve depresyon atakları arasında ya hiç iyilik dönemi olmamakta, veya iyilik dönemi birkaç günü geçmemektedir. Tedavi olmayan bipolar bozukluk hastalarında alkol ve madde bağımlılığı, intihar gibi ciddi problemler sık görülür."
Kaynak: mcaturk

7 Temmuz 2008 Pazartesi

35. Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Çoğunuza göre garip fakat bana göre gerçek....

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Geçen gün Faik'ten bahsetmiştim ya hani... İşte kıl yumağı Faik..


Çitlere takılıp düşmektense çitlere hiç yaklaşmamayı tercih ederim.
Fotoğraf bana aittir /Gölcük-Kadırga

4 Temmuz 2008 Cuma

"Parayla alamadığınız şeylerin başında zaman geliyor..."
Ne klişe bir laf...

3 Temmuz 2008 Perşembe

Bu aralar en çok dinlediğim parçalardan biri de;



Megadeth - A Tout Le Mond

Sözleri de şunları söyler;


neredeydim, hatirlamiyorum

yasamin bir oyun oldugunu farkettim
ne kadar ciddiye aldiysam
o kadar zorlasti kurallari

bedelimin ne oldugunu bilemedim
yasamim gozlerimin onunden gecerken
gordum ki coz az sey basarabilmisim
esirgenmis benden tum istediklerim.

bunlari okurken, bilin ki dostlarim
sizinle kalmayi cok isterdim
lutfen gulumseyin akliniza geldigimde
giden sadece bedenim.

tum dunya!
tum dostalarim!
sizi seviyorum
ama gitmeliyim

bunlar son sozlerim
sonsuza dek tek soyleyebilecegim,
ve bu sozler, beni serbest birakacaklar.

kalbim yasiyor olsaydi,
kesinlikle kirilirdi, biliyorum.
ve tum hatiralarim sizinle kaldi.
kalmadi soyleyecek baska bir seyim.

devam etmek basit bir seydir
geride birakilanlardir zor olan.
bilirsin ki uyuyanlar aci duymaz
yasayanlardir korkan...


1 Temmuz 2008 Salı

Büyük vatkalar, karmakarışık saçlar, çift saplı gitar, beyaz elbise ve ayakkabı, sisli geceler... Tümüyle 1987.
Burcu 6 yaşında...



Whitesnake - Is This Love


"is this love that i'm feeling,
is this the love, that ive been searching for
is this love or am i dreaming,
this must be love,
cos its really got a hold on me,
a hold on me..."