23 Haziran 2011 Perşembe

Bin Muhteşem Güneş



Eskişehir dönüşü yapışarak okuduğum Khaled Hosseini'ye ait Bin Muhteşem Güneş isimli kitabı - ki kitapseverler çok zaman evvel okumuşlardır eminim - daha yeni okumanın pişmanlığını duyuyorum.

Afganistan'da geçen hikaye umutsuzdur benim gözümde. 1970'ler ile 2002 yılları arasını anlatan yazar, sosyolojik değişimi gözümüze sokar. Meryem ile Leyla'nın hikayesinin anlatıldığı romanın gerçekliliğini bilmek tüyleri ürpertmekle kalmıyor ayrıca gelecekten de korkutuyor insanı. Açıkçası beni huzursuz eden bir kitaptı. Ağlamış mıyım? Tabii ki hayır. Sadece ürktüm. "pis kötülerin" bir topluma neler yapabileceklerinden çekindim. Nana'ya üzüldüm, sonra Meryem'e üzüldüm (en çok beni parçalayan karakterdi), Tarık'a ve annesine sonra babasına üzüldüm. Leyla'ya üzüldüm. Annesine ve babasına da çok üzüldüm. Azize'ye üzüldüm. Sonra Afgan halkına yandım. Ölümlere vahlandım. Kadınların esaretine yakındım. En sonunda sustum. Adalet aradım yaşananlarda,


ama yoktu...


PS: Kapak fotoğrafı daha iyi seçilebilirmiş.

1 yorum:

Young - poet dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.