2 Ekim 2007 Salı

Baskı Hep Vardı Ama Mahalle Kalmadı

Biz küçükken, henüz okul sonrası mahallede ezan okuyana kadar arkadaşlarımızla deli danalar gibi koştururduk. O zamanlar hiç bir baskı hissetmezdik üstümüzde. Bilirdik ki ezan okusa ve üzerinden beş dakika geçtikten sonra annemiz cama çıkıp, eve gel çağrısı yapacaktır. Eğer ki biraz cesaretli ve asi bir çocuksak, diretiyorsak bir beş dakika sonra da baba cama çıkacaktır ve bağırmasına gerek kalmadan göz göze gelmeniz evin yolunu tutmanız için yetecektir. Biliyorduk bunu. Hangi sabî sübyan yaşamamıştır ki?


Benim bu sokak çocuğu zamanlarım küçük bir mahallede geçti. İki katlı müstakil bir evde, sokağa bakan dış kapısı işlemeli, sokağın hemen karşısında da ilk okulum. Benim için okula gitmek bu kadar kolaydı işte. Tennefüslerde eve gelmek de bir o kadar sıkıcı. Mahallede inanılmaz farklı tarzda arkadaşlarım vardı. Hepsi birbirinden psikopattılar bana kalırsa. 8 yaşındayken iki adet türbanlı arkadaşım bile vardı. Birinin 4, diğerinin 2 kardeşi olduğunu da düşünürseniz şu günlerde sıkça tartışılan mahalle baskısını rahatça kavrayabilirsiniz. Yani oturduğumuz yerde sadece annem ve yan komşumuzun başları açıktı ve çalışıyorlardı. 1988 yılında bile bu inanılmaz yadırganan bir durumdu.


İlk küfürümü yine bu yaşlarda ve bu kişilere karşı kullandığım geldi aklıma. Ben bir çocuktum. 6-7 yaşlarında. Bir anneme bakıyordum bir de diğer kadınlara. Annemin bacakları gözüküyordu etekleri altında fakat diğerlerinin bacakları yoktu. Annem evden düz, uzun saçları ile çıkıp permalı saçlarıyla dönebiliyordu. Fakat diğerlerinin saçları yoktu. Benim arkadaşlarımın da yoktu. Uzun, dar etekleri vardı. Uzun kollu gömlekleri. Benim şortlarım vardı, tişörtlerim, kısacık saçlarım; ensemde, uzun ince, boncukla süslenmiş kuyruklu saçım. Yaz tatilleri benim için günün 10 saati oyun demekken onlar için kuran kursu demekti. Kurs sonrasında yere değen eteklerini sürüyerek o kalabalık bana doğru gelir ve öğrendikleri iblis hikayelerini anlatırlardı. Tükürüklerini saça saça. İç bunaltıcı... Ve bir gün...

Benim neden başımı kapatmadığıma geldi konu. Küçücük, yıkanmış beyinler oturup bunu sorgulamışlardı. Ve bir mürit daha katmak istemişler yıkama seanslarına. İp atlayacağımız yerde, konuştukları konu sizce bugün değiş midir? Yani çocuklar bugün bunları konuşuyorlar mıdır? Hiç sanmıyorum.

O konuşmadan sonra ayağa kalkarak "Piçsiniz olum hepiniz" diye bağırdığımı hatırlıyorum açık açık. Eve doğru giderken annemi gördüm camda... Onu görünce ağlamaya başladım. Titrek sesimle bir kez daha döndüm arkama ve yine bağırdım; "Geçmeyin bir daha benim evimin önünden" Tehtide bak sen? :) Benim için konu başı kapalı olup olmamak mıydı? Değildi... Nasıl farkedicektim ki bunun ayrımını? Sadece beni dışladıkları için üzülmüştüm hepsi bu.


Biz buna günümüzde Mahalle Baskısı diyoruz.

Acı ama gerçek.