Bunları yazdıktan sonra durup, belki de 1500. kez "yaaaa sabır" çekiyorum. Diyorum ki; "az kaldı Burcu, sabret, bitecek bu güldürmece... biliyorum sen sevmezsin böyle pislik durumları, ama olsun büyüyorsun, olgunlaşıyorsun.. En işe yaramaz Tanrı evladını tanıdığın için şanslısın... Az biraz zaman sonra gideceğiz buralardan... "
26 Ekim 2007 Cuma
Küfür Etsem Ya Ben, Daha Kolay Olur Anlatması
Bunları yazdıktan sonra durup, belki de 1500. kez "yaaaa sabır" çekiyorum. Diyorum ki; "az kaldı Burcu, sabret, bitecek bu güldürmece... biliyorum sen sevmezsin böyle pislik durumları, ama olsun büyüyorsun, olgunlaşıyorsun.. En işe yaramaz Tanrı evladını tanıdığın için şanslısın... Az biraz zaman sonra gideceğiz buralardan... "
24 Ekim 2007 Çarşamba
Sözüm Yok
1. Meet The Robinsons
2. Ratatouille
3. Flushed Away
Son Günler...
Bizler rahat uyuyamıyoruz yataklarımızda. Kaç kişilerin cancağızı yandı diye düşünüyoruz. Kaç anne bekliyor evladının şehid olmuş naaşını? Kaçı sinir hastası olmuştur bugüne kadar? Kaçı evladını yanında görmek için varını yoğunu verir? Peki Hayr-ünüssa Hanım yeni bir buzdolabına kaç bin dolar verir? Hangisini seçeceğine karar vermek için kaç gece uyuyamaz? Öyle ki daha fazla ödenek için malüm kişilerle ettiği tartışmalar sonucunda sinir hastası olma yüzdesi kaçtır? Peki ben sormak istiyorum; giderlerken parayı geriye koyacaklar mı? Ne kadar tasarruf edecekler bu yıllar içerisinde? Daha ne kadar kamburu olacaklar bu ülkenin? Bunların hepsi cehennemde kaç yıldan başlar acaba? Rızkını yediğiniz bu ülkenin insanları ile karşı karşıya hesaplaşılacak mı orada?
Bunların hepsi acı, fakat gerçek... Rüya değil yani... Bu yüzden herkese çok amaçlı Solo tuvalet kağıdı armağan ediyorum. İşinize yarar umarım. Solo ; en pahalı tuvalet kağıdı markası... Ödenek çıkartıcam kendime... sizlerden para çıkmayacak yani rahat olun... (!)
20 Ekim 2007 Cumartesi
Ey Cemaat!
Yarım saat sonra eklenene bebek haberleri;
* Halacığın aylar sonra bir bebeği olacakmış...
* Kuzen Aslı'nın kız beklerken erkek bebeği olacakmış...
Güne bebekli haberlerle başlamak ne kadar keyifli ulu Tanrım... Daha önceki bir yazımda yakarmıştım "bir bebek olsa da sevsek" diyerekten , başka bir şey isteseymişim olacakmış yav! Tüh! :DD
Hemen olsunlar da sevelim di mi :)
15 Ekim 2007 Pazartesi
Blog Action Day
Takvimimde 15 Ekim gününü yuvarlak içerisine almışım. Bir adet ok çıkartmışım boş bir alana ve eklemişim " Çevre ile ilgili yazı yaz, unutma!" Pembe keçeli kalem ile üstünü çizmişim. O gün, bugünmüş.
En son ne zaman dalından elma koparıp yediniz? Ayva? Kiraz? İncir?
ps: Büyükbabam elma ağaçlarına her zaman iyi bakar :)Fotoğraf: 13 Ekim 2007-Düzova Köyü
14 Ekim 2007 Pazar
Kaç Gün Geçti Aradan Ayrı Ayrı?
9 Ekim 2007 Salı
Kazan Kazan, Kaybet!
Çevremde gördüğüm insanların hepsi iş arıyor. Bir işlerinin olmasına rağmen. Ya daha çok para, ya daha çok dinlenecek vakit ya da huzur için. Benim için en önemlisi sanırım işyerindeki huzur. İyi ilişkiler içerisinde bulunulan bir patron. İnsana yakın arkadaşlar. İş verimliliğini arttıran en büyük faktörlerdir saydığım iki şık. Bu "kazan kazan" stratejisidir. Bir de tersi vardır ki üstüme yapışmış çamurdur kendileri.
Bugün bir arkadaşım hayalindeki iş için görüşmeye gitti. Çok iyi geçtiğini söyledi görüşmesinin. O daha çok para için işini bırakmıyor. Kendisine vakit kalsın diye de... Sadece hayalindeki huzur için yapıyor bu değişikliği. Sonra sıra bana gelecek sanırım. Umarım. Herşey gönlümüze göre olur.
8 Ekim 2007 Pazartesi
Cehennemin En Nadide Parçası
7 Ekim 2007 Pazar
Eller Yukarı Masaüstü Dışarı

Eh bu saatten sonra bana da mimlemek kalır öyle değil mi?
Acaba ben kimlerin masaüstünü görmek istiyorum?


Goddess Artemis ve Okan Vardarova 'nın masaüstünü görelim bakalım...
5 Ekim 2007 Cuma
Mim Üstüne Mim!
Değişik bir mim konusu ve cevabı oldu değil mi?
Bekliyoruz heyecanla.
4 Ekim 2007 Perşembe
Sadece Üç Harf: Mim!
Konumuz; İnsanı çıldırtan detaylar.
6- Cosmo Store mağazasında çalışan kızlara uyuz oluyorum. İçeriye girdiğinizde ilk önce sizi bir süzüp ona göre muamele eden hatunlara karşı bir gün Voltran'ı oluşturacağım haberleri yok henüz. sabahtan ağır makyajlarını yaparak bütün gün ayakta durup gelen geçene ürün satmak zorunda oluşları bana büyük zevk vermekte açıkçası.. Ben ise daha yeni kalkmışım ve alt tarafı aseton almaya gitmişim. Bir de böyle size uyuz olup gelip konuşma gereği duymayanları vardır. Ben gidip inadına abuk abuk sorular sorarım. Huyumdur.
7- Devamlı öksüren, hapşuran insanlara "eh yeter ulan" diye bağırasım geliyor. Yani hapşuracaksan en çok 2, öksüreceksen balgamsız 3 kez hakkın var. Sonrasına ben karışmıyorum..
İşte böyle... Aslında çok fazla şeye uyuz oluyorum. Beni çok şey çıldırtıyor. Kaprisli miyim? Takıntılı mıyım? Emin değilim. Ama ben de mimlemeyi istiyorum evet evet... O büyük anı ben Eda suner'cim Çılgın Wykka ve Doğancan Ülker ile paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
Saygılar bizden.
2 Ekim 2007 Salı
Baskı Hep Vardı Ama Mahalle Kalmadı
1 Ekim 2007 Pazartesi
Ekim Ayı Sayısı
Ağustos ve Eylül sayıları burada mevcuttur.
29 Eylül 2007 Cumartesi
Daldan Dala
Barış Ünver 'in blogunda okuduğum ve deli gibi merak ettiğim 2003 yapımı Anger Management izlemenizi tavsiye edeceğim ilk film. Günümüzde hepimizin baş etmeye çalıştığı öfke ve öfke kontrolü üstüne çekilmiş en matrak film. Başrollerini; yumurta kafalı yakışıklı Adam Sandler, Dünya üzerinde ki en iyi oyunculardan biri olan ve benim nedense kötükediŞerafettine benzetmekte ısrar ettiğim Jack Nicholson paylaşmaktadır. Adam'ı saymazsak filmde harika bir oyunculuk vardı. Belki Ben Stiller olsaydı çok daha iyi bir performans sergileyebilirdi diye düşünüyorum. Film ilk yarısında gayet hareketli olmasına karşın, ikinci yarısında artık sonunu gayet iyi bir şekilde kestirebildiğiniz bir tv filmine dönüşmekte. Yine de keyifle izleyip, gülebileceksiniz. Gerçek bir davadan uyarlanmış bir film var sırada. Zodiac , beni kendine hayran bırakan bir senaryoya sahip David Fincher filmidir. 1966 yılında işlenen bir cinayetin ardı arkasının kesilmemesi, kendisine Zodiac lakabını takmış bir katilin, medya ile çevreye ün ve korku salması, buna nazaran asla yakalanamamasını anlatmakta. Robert Graysmith rolünü Jake Gyllenhaal canladırırken, David Toschi'yi ise Mark Ruffalo oynamaktadır. Yer yer bizi geren bu filmin gerçek hayatta yaşanmış olması bu durumu ikiye katlar. Bu filmi anlatmayı çok istiyorum fakat, sizin izlemenizi daha mantıklı buluyorum. Filmin internet sitesinde cinayetlerin gerçek zamanlı fotoğrafları mevcuttur.
Buradan da tüm cinayet detaylarına ulaşabiliyorsunuz
Buradan da izleyebilirsin hani
Ve bu sabah bir aydır izlemek için ıkındığım ve bir türlü gaipten gelen engeller sebebi ile izleyemediğim 300 'ü sindire sindire izlemenin keyfine vardım. Bu nasıl bir filmdir kardeşim? Sen nasıl bir film çektin Zack Snyder? Bu ne kadar güzel bir görsel şölendir böyle? Bana kalırsa filmin başrol oyuncusu asla önemli değil, filmde anlatılan şey, yaşanan duygu herşeyin üstündedir. Kadına verilen değer, şimdiye bakıldığında gözyaşartan cinstendir. Ekip olmanın karşısında hiç bir gücün duramayacağı gerçeği gözümüze sokulmuştur. Beni en etkileyen sahne şudur ki; Zenci bir elçi acem Sparta'ya gelir ve teslim olmaları için teklif getirir. Kralın karısına hakaret eder. Ve Spartan King Leonidas karısından da onay aldıktan sonra halkının önünde [muhteşem bir biçimde] elçiyi öldürür.
Buradan da izleyebilirsin
Herkese iyi seyirler dilerim.
27 Eylül 2007 Perşembe
Zekanın Sınırları Vardır, Ama Aptallık Sonsuzdur
Seneler evvel bir rastlantı eseri, gerçek Sehinşahin'in torunuyla tanıştım. Hani su Rıza Pehlevi'nin devirip yerine geçtiği, gerçek ŞAH. O aile ki, Şah Rıza Pehlevi tarafından ihanete uğramış, tahtından edilip sürgüne gönderilmiş. O 'bile' Pehlevi'nin devrildiğine sevinememiş, bir an bile İmam Hümeyni'nin sözlerine KANMAMIŞ. Evinin başköşesini MUSTAFA KEMAL'İN dedesiyle beraber cekilmiş, siyah beyaz, çok güzel çerçevelenmiş iki büyük fotoğrafı süslüyordu. Eve her girene 'önce' o resmi gösteriyordu gururla. Ondaki kadar MUSTAFA KEMAL'İ anlatan kitap az TÜRK evinde vardır.
Diyordu ki "Biz MUSTAFA KEMAL gibi bir lidere sahip olabilseydik, ne ŞAH'ı ne de HÜMEYNİ'yi yaşardık..."
Hümeyni, er geç SOLCULARLA anlaşmazlık çıkacağını biliyordu ve buna hazırlıklıydı. 22 Şubat'ta ilk saldırıya geçti. Halkın fedaileri devrim önderinin konutunun önünde bir resmi geçit düzenlemişti. Hümeyni radyo ve televizyon aracılığı ile komünistleri ve ALLAHSIZLARI huzuruna kabul etmeyeceğini duyurmuştu. Hümeyni'nin Paris'te (sürgündeyken) söyledikleri daha unutulmamıştı; ŞAH'IN DEVRİLMESINDEN SONRA MUHALEFET ÖRGÜTLERİNİN DE TOPLUMDA BİR YERİ OLACAĞINI, KOMÜNİSTLERİN 'BİLE' DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEME VE ÖRGÜTLEME HAKKININ OLACAĞINI SÖYLEYELİ ÜÇ AYI BİLE GEÇMEMİŞTİ.
..."Her şey İslam dini ile ahenk içinde olmalıdır. KAPAYIN KULAKLARINIZI. 'Halimiz ne olacak?' diye soranlara kulak asmayın. Bunu soranlar, bizi yıpratmak devleti yıpratmak, İSLAM DİNİNİ yıpratmak istiyorlar. Bütün devlet daireleri, bütün makamlar temizlenmeli..." Ardından sözö nasıl bir devlet kurulacağına ve yapılması tasarlanan halk oylamasına getiriyor: "Halkımız, bir İSLAM CUMHURİYETİ istiyor, herhangi bir cumhuriyet değil, demokratik cumhuriyet değil, demokratik islam cumhuriyeti de değil, SADECE VE SADECE İSLAM CUMHURİYETİ istiyor..."
Kitleleri çok iyi tanıyorlar, onların nefret ve öfkelerini, tüm çıplak ayaklılar, ezilmişler, yoksullar ve de özellikle KADINLAR kendilerinden geçene kadar körüklüyorlar... Özellikle gecekondu halkı ideolojik aşılanmalara cok yatkın. Devrimden 4 ay sonra mollaların gücünün temelini bunlar oluşturuyor. Fundamentalist rejimin başarıya ulaşması için gereken tüm özellikler var bunlarda. Köklerinden koparılmış, ne köye ne kente uyan, başı boş, vahşi, cahil ve eğitim görmemiş, lümpen bir yaşam sürmek zorunda bırakılmış, kendi kaderine terk edilmiş, Allah'a inanan, mideleri boş, içi öfke dolu, kendine güvensiz, toplumun dışına itilmiş bu insanlar her önderin, her otoritenin, her ideolojinin peşinden gitmeye hazır...
"Halkımızın, pek her şeyi bildiğine inanasım gelmiyor" diyorum biraz sakınarak. Geçen ay bir yürüyüşte 'Allah bir, Parti bir, Önder bir!' diye bağırarak bıçak ve zincirlerle üzerimize yürüyen delikanlıları unuttun mu? Özgürlük ve adalet için yaşamını tehlikeye sokan bir insanın (Yazar: Hümeyni'yi kastediyor), yasaların çiğnenmeyeceğini ve bu yasaların herkes için geçerli olduğunu bilmesi gerekir. Suçluluk, suçsuzluk kavramları herkesin öznel yargı gücüne bırakılamaz... "
Yıl 2007 Türkiye...

"Demokratik tercihini bizden yana kullanan vatandaşlarıma sesleniyorum... Sizin sandıkta verdiğiniz mesajı anlıyorum. Lütfen müsterih olun. Hepimiz birleşerek demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyeti daha yükseklere taşıyacağız... Cumhuriyetin temel niteliklerinden taviz vermeyeceğiz..." (R.T.Erdoğan)
Peki İMAM HÜMEYNİ ne demişti..?
Ve Türkiye Cumhuriyeti
22 Temmuz 2007
Çaglayan
C.Yan@gmx.net
(En son fotoğraf hariç; Bahman NİRUMAND, İran'da soluyor çiçekler parmaklıklar ardında)
26 Eylül 2007 Çarşamba
Silikon Arkadaşlıklar
"Gel beni pişpişle" demekle arkadaşlık olmuyor maalesef..
25 Eylül 2007 Salı
Miss Potter
2006 yılı yapımı, ülkemizde gösterime girmiş, ünlü çocuk kitapları yazarı Beatrix Potter'ın hayarını anlatan Miss Potter 'ı izledim iki gün evvel. Chris Noonan'ın yönettiği, başrollerini Reneé Zellweger ve Ewan Mcgregor'un paylaştığı tatlı bir yaşam öyküsü. 23 Eylül 2007 Pazar
21 Eylül 2007 Cuma
Millet Olmuş Kepaze
3 yıldır günün değişik zamanlarında işyerimin dış kapısından ofise kadar yürüyorum. Daha doğrusu genel olarak güruh halinde yürüyoruz. Siz hiç sürü halinde bir kaldırımdan 200m kadar yürüdünüz mü? Belki bu mesafe daha fazladır şimdi gözümde kestiremiyorum. Ve şöyle de bir koşul var; kaldırımdan inmek sarı kart görmeye bedeldir. Haydi ardarda yürüyün bakalım. Kafile misali.
Bir ikinci konu ise otobüsler. Düşünün ki bir işyeri servisi otobüsünde gününüzün 2 saatini geçirmektesiniz. Gayet düzgün vaziyette gidip tünemektesiniz bir koltuğa. Sabahın körü. Ayının biri [ ayı diyoruz biz bunlara kusura bakmasın gerçek ayılar] geliyor. Zıplayarak atlıyor önünüzdeki koltuğa. Sanki uçuyor mübarek. Poposunu koltuğa koyduğu anda harttttt! diyerekten arkasına yaslanıyor kalas. Yetmiyor tabii bu bir de koltuğu yatırmalı geriye doğru. Evindeymiş gibi... Rahata ermeli yavşak. Bu ne demek biliyor musunuz? Saygısızlık. Biz millet olarak saygısızız. Bunun başka bir açıklaması varsa da benim terbiyem müsaade etmez. Bu saygısızlık karşısında rahatsız olan kişi ise bu hanzoyu uyarır ve rica eder koltuğa insanca oturması hususunda. Ne olur? Bu kahvehaneden çıkmış angut kişi ters ters bakar ve koltuk arkalığını biraz öne alabilir. Ama birazcık. Pislik ya... Yapar.. En sonunda saygılı kişi de zıvanadan çıkar ve sidik yarıştırmaya başlarlar. Kişi dizlerini koltuğun altına doğru dayar ve koltuğa bastırır. Bütün yol böyle giderler. Bu nasıl bir durumdur açıklar mısınız?19 Eylül 2007 Çarşamba
Aynı Özge Gibi
Bu Janis Joplin.
" Gece, Melek ve Bizim çocuklar "

Bu yazıyı dünyada karşılıklı içip, sarhoş olmayı en çok istediğim kişiye ithaf ediyorum.
18 Eylül 2007 Salı
Sağ Gözüm Hala Kapalı
بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُو
Aha da bu... Amin! Özlem. Her halde iyi bir şeyler söylüyordur.
15 Eylül 2007 Cumartesi
Bıçak Sırtı
14 Eylül 2007 Cuma
Çöp-Şiş ve Şirince
Bilenler bilir, ben yemek yapmayı bilmem, yemek tarifinden anlamam, aklımdakini tabakta sunamam... Bu yüzden de gittiğim yerde yediklerimi de tam anlamıyla anlatamam. Tıkanıp kalırım. Yani yediğim zeytinyağı aynı evinizde olan zeytinyağından farksız. Yediğim çöpşişte evde mangalda çok rahat yapılıp, yenilebilir... Anlatamadığım için fotoğraf çekmeyi daha mantıklı buluyorum sevgili okuyucu. Al sana fotoğraf. Anladığını bana anlatabilirsin herhalde...
Acıktınız değil mi?
Bana kalırsa 15 gün boyunca, sanki devamlı bu küçük köyde yaşıyormuşçasına kalınmalı burada... Sabahları sağlıklı bir kahvaltı yapılarak güne başlanmalı. Keşfe çıkmalı yürünerek yangına yenik düşmemiş ağaçlıklar... Gece serinde sıcak şarap içilmeli... Belki yaşantımızın bir 15 gününü burada geçirmeliyiz. Yada ben geçirmeliyim sizleri bilemiyeceğim.
Facebook = Puzzle
13 Eylül 2007 Perşembe
Sen Olsaydın!..
Herşeyi geride bıraktığım gün bugün... Fransa'ya taşındığım... Daha da çocuklaştığım... Şımardığım... Ben her nekadar servisimle iş yerine gelerek, kendimi tanıttığım kartımı okuttuysam da şu dakika... Emin olun ki aklım hala yediğim hayali robespierrede. Gerisinin, gerçek yada hayal benim için hiç bir önemi yok...
12 Eylül 2007 Çarşamba
Kahvaltı Vakti
"Bir yol var, upuzun akan...yürümek iyi gelir...yürüyorum..ben nereye gideceğimi bazen bilemem...o anda aklıma hep şu gelir, keşke çiğdem olsaydı...ben İzmirliyim...çekirdeğe çiğdem, derim.bide aklım karışıktır..izmirli değilm aslında..dedim ya aklım karışıktır benim..karışmak isterim ben hayata.. Üç kelimeyi insan yanyana getirirken neden korkar?..halbuki topu topu üç kelime..üçlemelerim vardır benim..sinemayı çok severim..ağır abi gibiyimdir sinemada..öyle ağır hikayeler yazarım ki, milletin dudağı uçuklar...sinemacılar geldi aklıma..ne kadar da güzel çalışıyorlar....onu oraya koyuyorlar sonra onu buraya koyuyorlar...sinemacılardan nefret ediyorum...sinema makinesi vardı bizim...Hurdacıya satmak istedik...adam, yok, dedi...ben bunu, dedi, nereye koyuyum, dedi...taşıyamam, dedi...halbuki biz orda sinemanın çöküşüne üzülüyorduk...uyumuşum...Her Yer Baloncuk













