alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2008 Salı

Sana enerji vermeyecek hiçkimseyle birlikte olma


"Sana enerji vermeyecek hiç kimseyle birlikte olma!.."
Sabah sol gözümde bir ağrı ve biraz kanla uyandım. Öğleden sonra soluğu doktarda aldım. Dünya tatlısı bir doktor. İlk bakışta çözdü derdimi; "Direnç kaybına bağlı iltihaplanma..." "Sorun gözünde değil aslında" dedi doktorum. "...baktığın yerde... Hep karanlığa bakmaktan feri sönmüş gözlerinin. Yılgın düşmüşsün. Yorgunluk mikrobu, seni gözünden vurmuş."
Bu teşhisin ardından öyle bir reçete yazdıki dostlar başına: "Pozitif düşüneceksin. Hayata sımsıkı sarılacaksın. İşinden kafanı kaldırıp sevdiklerinle vakit geçireceksin. Kendine yeni heyecanlar yarat. Sev, ki hücrelerin yenilensin. Sana enerji vermeyecek hiçkimseyle birlikte olma!..."

Can DündaR

14 Kasım 2007 Çarşamba

TekmeTokat Oturumu Açtı

Günlük blog gezintim sırasında müdavimi olduğum Okan'ın çok güzel yazılmış bir yazısına rastladım. Hoş, bana göre hepsi birbirinden şahanedir yazdıklarının fakat bu yazı beni çok keyiflendirdi. Blogger kullanıcısı olduğumdan mıdır nedir bilinmez, okuyalım mı?


"
WordPress ile Blogger önde gelen iki blog servisidir. Aralarında tatlı bir rekabet bulunan bu servislerden Blogger'ın yaşça büyük olmasına ve Google tarafından satın alınarak çok daha geniş kapsamlı hizmetlerle popüler olmasına karşın; Movable Type isimli bir diğer büyük servisin 2004'te ücretli hale gelmesiyle bazı kullanıcılar WordPress'e akın etmiş ve bu sayede WordPress de en az Blogger kadar popüler olmuştur...."

27 Eylül 2007 Perşembe

Zekanın Sınırları Vardır, Ama Aptallık Sonsuzdur

Onlar da demokrasiye inanmıslardı, ak günlerin nurlu ufukların geleceğini sanıyorlardı. İmam Hümeyni öyle demişti ya, koskoca imam yalan söyler miydi? Şah gidecekti ve her şey güzel olacaktı. O ülkenin de inanmış SOL'cuları vardı ve her şey demokrasi içindi. O demokrasi Komunist Parti iktidarına 'bile' yol verecek, yön çizecekti. Bugünkü İran'a bakıp da sakın bunlar her zaman örümcek kafalıydı diye düşünmeyin, İran entellektüeli gerçek anlamda okur(du), yazar(di) ve okuduğunu anlar(dı). Tek anlayamadıkları 'İmam Efendi' oldu, onu da hayatlarıyla ödediler, tıpkı bir gecede katledilen 5000 hava subayı gibi.



(1979 evvel iki güzellik kraliçesi biri Bahar güzeli, diğeri İran)

Seneler evvel bir rastlantı eseri, gerçek Sehinşahin'in torunuyla tanıştım. Hani su Rıza Pehlevi'nin devirip yerine geçtiği, gerçek ŞAH. O aile ki, Şah Rıza Pehlevi tarafından ihanete uğramış, tahtından edilip sürgüne gönderilmiş. O 'bile' Pehlevi'nin devrildiğine sevinememiş, bir an bile İmam Hümeyni'nin sözlerine KANMAMIŞ. Evinin başköşesini MUSTAFA KEMAL'İN dedesiyle beraber cekilmiş, siyah beyaz, çok güzel çerçevelenmiş iki büyük fotoğrafı süslüyordu. Eve her girene 'önce' o resmi gösteriyordu gururla. Ondaki kadar MUSTAFA KEMAL'İ anlatan kitap az TÜRK evinde vardır.

Diyordu ki "Biz MUSTAFA KEMAL gibi bir lidere sahip olabilseydik, ne ŞAH'ı ne de HÜMEYNİ'yi yaşardık..."


(1979 Öncesi bir konserden)

Hümeyni, er geç SOLCULARLA anlaşmazlık çıkacağını biliyordu ve buna hazırlıklıydı. 22 Şubat'ta ilk saldırıya geçti. Halkın fedaileri devrim önderinin konutunun önünde bir resmi geçit düzenlemişti. Hümeyni radyo ve televizyon aracılığı ile komünistleri ve ALLAHSIZLARI huzuruna kabul etmeyeceğini duyurmuştu. Hümeyni'nin Paris'te (sürgündeyken) söyledikleri daha unutulmamıştı; ŞAH'IN DEVRİLMESINDEN SONRA MUHALEFET ÖRGÜTLERİNİN DE TOPLUMDA BİR YERİ OLACAĞINI, KOMÜNİSTLERİN 'BİLE' DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEME VE ÖRGÜTLEME HAKKININ OLACAĞINI SÖYLEYELİ ÜÇ AYI BİLE GEÇMEMİŞTİ.

(1979 öncesi bir kadın dergisi)


..."Her şey İslam dini ile ahenk içinde olmalıdır. KAPAYIN KULAKLARINIZI. 'Halimiz ne olacak?' diye soranlara kulak asmayın. Bunu soranlar, bizi yıpratmak devleti yıpratmak, İSLAM DİNİNİ yıpratmak istiyorlar. Bütün devlet daireleri, bütün makamlar temizlenmeli..." Ardından sözö nasıl bir devlet kurulacağına ve yapılması tasarlanan halk oylamasına getiriyor: "Halkımız, bir İSLAM CUMHURİYETİ istiyor, herhangi bir cumhuriyet değil, demokratik cumhuriyet değil, demokratik islam cumhuriyeti de değil, SADECE VE SADECE İSLAM CUMHURİYETİ istiyor..."


(1979 öncesi)

Kitlelerin içgüdüsünü yönlendirmeyi, yıllardır imtiyazli tabakalara ve aydınlara karşı birikmiş öfkeyi ve cinsel arzuları dizginlerinden boşandırıp hasımlarının üzerine yöneltmeyi çok iyi biliyorlar.

Kitleleri çok iyi tanıyorlar, onların nefret ve öfkelerini, tüm çıplak ayaklılar, ezilmişler, yoksullar ve de özellikle KADINLAR kendilerinden geçene kadar körüklüyorlar... Özellikle gecekondu halkı ideolojik aşılanmalara cok yatkın. Devrimden 4 ay sonra mollaların gücünün temelini bunlar oluşturuyor. Fundamentalist rejimin başarıya ulaşması için gereken tüm özellikler var bunlarda. Köklerinden koparılmış, ne köye ne kente uyan, başı boş, vahşi, cahil ve eğitim görmemiş, lümpen bir yaşam sürmek zorunda bırakılmış, kendi kaderine terk edilmiş, Allah'a inanan, mideleri boş, içi öfke dolu, kendine güvensiz, toplumun dışına itilmiş bu insanlar her önderin, her otoritenin, her ideolojinin peşinden gitmeye hazır...


(İranlı kadın BUGÜN, bir recm töreni esnasında kaydedilmiş)


2500 yıllık İran monarşisi bu akşam sona eriyor. Şah rejimi, derme çatma bir kulübe gibi yıkılıyor. Mutlu bir geleceğe bakıyoruz. Halkın kendine güveni artıyor. Kıvanç duyuyor utkusundan....

"Halkımızın, pek her şeyi bildiğine inanasım gelmiyor" diyorum biraz sakınarak. Geçen ay bir yürüyüşte 'Allah bir, Parti bir, Önder bir!' diye bağırarak bıçak ve zincirlerle üzerimize yürüyen delikanlıları unuttun mu? Özgürlük ve adalet için yaşamını tehlikeye sokan bir insanın (Yazar: Hümeyni'yi kastediyor), yasaların çiğnenmeyeceğini ve bu yasaların herkes için geçerli olduğunu bilmesi gerekir. Suçluluk, suçsuzluk kavramları herkesin öznel yargı gücüne bırakılamaz... "



Yürüyüşlere katılan çarşaflı, feraceli kadınlar için değişen fazla bir şey olmadı. Bunlar devrimden önce de baskı altındaydılar.. Şimdi ise sokaklara dökülüp yürüyüşler yapıyor, ülkenin kaderini çizdiklerini SANARAK değişik bir duyguyu tadıyorlar....Identite arayışı mutlaka, burada daha güncel, Berlin'deki başörtülü Türk kadınlarını gördükçe İran'da olanları daha iyi kavrıyorum. NAMUS, İFFET SORUNU, CİNSEL SAKINIM DEĞİL BU, apaçık IDENTITE SORUNU...


Yıl 2007 Türkiye...


"Demokratik tercihini bizden yana kullanan vatandaşlarıma sesleniyorum... Sizin sandıkta verdiğiniz mesajı anlıyorum. Lütfen müsterih olun. Hepimiz birleşerek demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyeti daha yükseklere taşıyacağız... Cumhuriyetin temel niteliklerinden taviz vermeyeceğiz..." (R.T.Erdoğan)

Peki İMAM HÜMEYNİ ne demişti..?


Ve Türkiye Cumhuriyeti

22 Temmuz 2007
Çaglayan

C.Yan@gmx.net


(En son fotoğraf hariç; Bahman NİRUMAND, İran'da soluyor çiçekler parmaklıklar ardında)

12 Eylül 2007 Çarşamba

Kahvaltı Vakti

"Uykusuz" dergisinin ikinci haftası ve ben bu sabah kalkıp koşa koşa ona sahip olmak için gazeteciye gittim. Aradım taradım yok dergi. Sordum, "geldi" dedi bayi. Aradı... Tee en arkalardan çıkarttı dergiyi... En arkadan [Komplo var kesin]... Dedim ki en çingene halimle; "kardeşim, bu dergi daha yeni çıkan bir dergi. Lütfen ön sıraya koyar mısınız, tanıtıma ve görülmeye ihtiyacı var." Sanki babamın dergisi[Oha!]. Hayret bir şey. Ben sayfaları karıştırırken bu hafta açılışı Engin Günaydın'ın "Kahvaltı Vakti" köşesiyle yapmaya karar verdim. Geçen haftanın rahat yazılmış yazısı yine antidepresif halde karşımda duruyordu. İki kez okudum yazısını. Öyle tatlı bir tembellikle ve olağan yazıyor ki; kendimi buldum orada [Yuh!]... Belki de ben oyumdur ne biliyim.. Bu halim de belki sırf Engin yüzündendir. Ehahah...
Diyor ki usta;

"Bir yol var, upuzun akan...yürümek iyi gelir...yürüyorum..ben nereye gideceğimi bazen bilemem...o anda aklıma hep şu gelir, keşke çiğdem olsaydı...ben İzmirliyim...çekirdeğe çiğdem, derim.bide aklım karışıktır..izmirli değilm aslında..dedim ya aklım karışıktır benim..karışmak isterim ben hayata.. Üç kelimeyi insan yanyana getirirken neden korkar?..halbuki topu topu üç kelime..üçlemelerim vardır benim..sinemayı çok severim..ağır abi gibiyimdir sinemada..öyle ağır hikayeler yazarım ki, milletin dudağı uçuklar...sinemacılar geldi aklıma..ne kadar da güzel çalışıyorlar....onu oraya koyuyorlar sonra onu buraya koyuyorlar...sinemacılardan nefret ediyorum...sinema makinesi vardı bizim...Hurdacıya satmak istedik...adam, yok, dedi...ben bunu, dedi, nereye koyuyum, dedi...taşıyamam, dedi...halbuki biz orda sinemanın çöküşüne üzülüyorduk...uyumuşum...


Sabah 08:46
Kalbim kırık uyandım...böyle zamanlarda şöyle düşünürüm, madem kalbim kırık,dondurma yiyim, derim...dondurma yiyirum...laz olurum bazen..lazca konuşurum...bakkalla çakkala Haçan, derim..beyaz peynur var midur? derim..kovar beni bakkal, ama ben hiç bozulmam..bazen bozulmam ben...kendime derim ki, Haçan,sen hiç bozulma...dedim ya, bazen laz olurum...zaman durdu yine...böyle zamanlarda uyurum..


Sabah 11:00
Uyandım...esnedim..kedi hareketleri yaparım ben sabahları..iyi gelir..onların ki kebap..yaşantıyı iyi bilirler..onlara bakarım..tırmık yerim..kediler iyidir aslında, bakmayın siz..misal kediyi beşinci kattan aşağı atın, hemen ölürler..ilginç değil mi? uzun süredir televizyon açmıyorum...sevmiyorum televizyonu..eski bir televizyon bendeki..belki değiştirirsem severim..sevdiğim şeylerle bağlantı kurmayı çok severim...ITT markasını hatırladınız mı?..İşte o televizyon var bende..37 ekran..sonra o marka satıldı...yanlış hatırlamıyorsam, şeye satıldı...bıyıklı bir adam vardı ya, ona...o da markayı aldıktan sonra havaya girdi ve işi batırdı..havaya girmek ne kadar güzel bi duygudur..severim havaya girmeyi..dediğim dedik çaldığım düdük, dersiniz...bir şey dediklerinde, hadi canım! benim dediğim doğru, dersiniz..çok güzel bir duygudur aslında bide çok güzel kadınlar, çok güzel havaya girmiş insanları çok severler...hemencecik de aşık olurlar...büyük saadettir bu...sevgilim bu ne?..sevgilim şunu gördün mü?..siz de dudağınızı büzerek anlatırsınız..yavrucuğum şu şudur bu budur, diye...sonra işleriniz batar...sevgiliniz de sizi hiç sevmez...


İleriki zaman
Size bişey sorucam...martılar iki türlü mü işer?..bir işemek, ikincisi kaka...hadi kakayı biliyoruz...balkonda yine düşünürken,dalmışken, önemli düşüncelerle temas kuracakken, martı işedi üzerime..suluydu..kıvamı sert değildi...şaşırdım..herşeyi bilen adam olarak şaşırdım...çünkü bu bilgiyi bilmiyordum..hemen araştırmaya giriştim...internet, ansiklopedi, nevyork Kütüphanesi, milli piyango...Yok! yok! [Burda yarıldım ben abi]..bilgiye ulaşamadığım zaman, bildiğiniz çıldırırım...bağırmak, çağırmak gelir içimden...bildiğiniz bilgi hastasıyım...uyumuşum...
Ayrılıklar beni çok üzer...sevgilimle buluştum..uzun süredir söylemeye çalıştığım bi mevzuyu açmak istedim...açtım da..dedim ki, ben artık eşyalarımı topluyorum, gitmeye karar verdim, üzülmeni istemem...bak böyle böyle, derim..o da bana, deli mi ne, der...ne dediğini anlamadım, der...biz beraber miyiz der.. der de der..ben bazen ilişki yaşadığım kadınlara ilişkimi söylemem.. kendi başıma yaşarım..sonra da basarım tekmeyi..böyle yaşamayı severim..


Akan zamanı bölmeyi çok severim...arasıra girerim, genişlettikçe genişletirim..bilirim ki burada bilgi var...hem de yeni...daha önce görmediğim duygularla karşılaşırım...işe yaradığını düşünürüm...tek bi bilgimi yani öğrendiğim, tekrar ettiğim?...yoksa kapalı yerdeki bilgi mi?..yaşadığım beynim, benim beynimse, neden hepsine ulaşamıyorum...bilim adamlarının anlattığı, harika beynim nerde?..ileri geri...ileri geri...ileri geri..bigün bulacağım...ileri geri...ileri geri.."


İşte aynen böyle demiş Engin abim. Haklı değil mi? İnan ki haklı... Belki de bugünkü ruh halimi en güzel anlatan adamı ayakta alkışlıyorum.

Saygılar, hürmetler...

31 Ağustos 2007 Cuma

İnsan Dediğin Kalp Kırmamalı

"bir kez gönül yıktın ise
bu kıldığın namaz değil
yetmiş iki millet dahi
elin yüzün yumaz değil"

Bunu Yunus Emre söylemiş...


"İnsan şerefi için yaşamalı hayatta.
Ah almamalı...
Alıyorsa da kıçını kırıp oturmalı.
Utanmalı yaptıklarından...
Yetmedi mi bre kafir?
Canın mı sıkıldı?
İşler yolunda mı gitmedi?
Beyhude artık dediklerin, diyeceklerin?
Çünkü bu dünya hata affetmez.
Benim gözümde çocukları katleden katilden bir farkın yok...
Diğer dünyada ise yatacak yerin yok..."

Bunları ise Burcu Söyledi...

26 Ağustos 2007 Pazar

Victor Hugo Demiş Ki;

Dal dal ve yaprak yaprak fışkırıyordu hayat
Şehvet de oradaydı, ölüm de felaket de,
Ten değistiren ruh da , ruh değistiren et de:
İnsanlaşan Tanrı'lar, Tanrı'laşan insanlar
Geçiyordu önümdem, dalgalandıkça duvar.
Ve sonra varlıkların karanlık mahşerinde
Gözleri alev alev, dudaklarında hande
Müzlim, mağrur, mustehzi biri dolaşıyordu.
Biraz dikkat edince tanıdım: şeytandı bu.

Tanrı'nın ormanında kurnaz kaçakçı; şeytan


Victor Hugo romantiktir. Romantizmi gerçekle sıvayan adamdır. Aldatılmış adamdır. Öç almış adamdır. Yahut hayatın kendisinden aldığı öç karşısında narsistliğini hep korumuş Fransızdır. 1800'lerin ortalarında karaladığı bu satırlar 2000'lerin başında hala gerçekliğini koruyor. Tanrı'nın ormanındaki kurnaz kaçakçı şeytan hala aynı yerinde ikamet ediyor. Ve kimse ona git demiyor.