Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2008 Salı

Vaat

2008'in son mimi Berke'den geldi... Sanırım 2009'da tutamayacağım vaatlerimi sıralamam gerekiyor. Peşin peşin söylemek istiyorum ki; ben aşağıda belirttiğim vaatlerimin bir çoğunu beceremiyeceğim ama olsun... Bilmek de başarmanın yarısı olabilir belki...

- İnsanlarla daha fazla muhabbet edeceğim. En azından selam vereceğim.
- Dışarıya çıkmak için üşenmeyeceğim.
- Kilo alacağım.
- Paramı hesaplı harcayacağım. Her gördüğüm eşyaya yapışmayacağım. (Bu çok önemli)
- Kitap okurken gözlüklerimi takacağım ve bir kez daha göz doktoruna gideceğim.
- Blog için içime sinen bir tema bulacağım. (Bak bu da önemli)
- Daha fazla kitap alacağım, film izleyeceğim.
- Bir sevgili bulacağım :) (Tüm beni tanıyanlar için konuşuyorum)
- Hayır işi yapacağım.
- Starbucks'a daha az para kaptıracağım.
- Önyargılı olmayacağım.
- İnsanlara daha az güveneceğim. (Garanti veriyorum)

Aklıma gelen şeyler bunlar... Teşekkürler Berke.... =)

15 Kasım 2008 Cumartesi

Çantayı açtım

lalinlalout beni mimlemiş çok uzun bir zaman sonra... Çok zor ve kısıtlı bir konu benim için çantamın içi hatta dışı... Bir kere onca çantam arasında her daim kullandığım yandan asmalı pazardan aldığım deri siyah çantam hep yanımdadır mesela :) Tüm döküntümü sadece o topluyor da ondan.

İşte döküntüler de aşağıda... Olmazsa olmazlarım demeyelim de yanımda bulunması gerekli tüm malzeme budur. Genelde sabah makyaj niyetine yaptığım bir şeylerden sonra gün içerisinde asla makyaj tazelemem bu sebeple yanıma da almam zaman zaman...

Ben de birisini mimleyeceksem bu kişi Merope olur kanaatimce, eğer dilerse...

4 Eylül 2008 Perşembe

wykka mimlemiş

Uzun zamandır mimlenmemiş beni Wykka Kişisi mimlemiş..

Nefretli Durumlar başlıklı yazısının ilk paragrafı şöyle;

"isviçreli bilimadamlarının yaptığı çalışmaya göre, yurdumuzdaki "normal" insan sayısının "normal olmayan" insanlara oranı yüzde 0.0002 civarında seyrediyor. bilime inanmayanlar, "bilime inanmıyorum ama bi güç var" diyenler ve matematiği kuvvetli olmayanlar için açıklayalım: yurdumuzdaki "normal" insan sayısı ziyadesiyle az. yani bunlar zor bulunuyo. zor bulunan şeylerin her zaman kıymetli olduğu genelgeçer doğrusundan hareketle, davranışları "normal" seyreden insanların çok önemli olduğunu düşünebiliriz. ancak rahmetli sir thomas more'un kutsal eseri utopia'da belirttiği gibi, belki de sayısı çok olanlar kıymetlidir; belki de altın, gümüş, zümrüt gibi mücevherat adını verdiğimiz maddeler, aslında değersiz oldukları için tanrı onları yer altına saklamıştır, hem zaten mükemmeliyetin ve kusursuzluğun yegane örneği olan tanrı, insanları zorluk değil kolaylık peşinde koşmaya yöneltmiyor mudur sizce de? mantıklı olanı bu değil midir? öyleyse, "normal dışı" olmak daha sık görüldüğüne göre, "normal" olan bireylerin kıymetli olması sözkonusu olamaz."

Ben de diyorum ki;
Benimle aynı evi paylaşacak kişi ya da kişilerin dikkat etmesi gereken hususlar:

a) Yaptığın yemeği yemem için asla ısrar etme. Evde balık, ıspanak, lahana, yumurta gibi yiyecekler pişirme. Benden yemek yapmamı asla bekleme, çünkü beslenme konusunda bireyselim. Tek tip beslenirim.

b) Her daim yanında olmam için asla ısrar etme. Televizyon-film izlemek için yalnız olmayı seçerim her daim, yanımda benden başkası olması beni rahatsız eder.

c) Eve ailenden herhangi biri gelsin kalsın istemem, en sevmediğim şeydir. Anne baba haricinde kardeş gelebilir. Buyursun.

d) Kıyafetlerimin giyilmesinden de pek hazetmem. Yani samimiyet boyutu ne olursa olsun odama geldiğimde başkasını görmek istemem.

e) Eğer ki gece evde değilsem, yatıya gelen misafire yatağımı, yorganımı, yastığımı vermen demek cinayet sebebidir. Eşyalarım konusunda inanılmaz kıskancımdır.

f) Buzluktaki dondurmamdan asla yedirmem. Herşeyi yiyebilirsin fakat ben ikram etmedikçe dondurmam bir hayal senin için. Kendine gidip dondurma al.


Bu daha öyle uzun bir liste olur ki şaşar kalırsınız. Bu sebeple kesiyorum çünkü kendimden nefret ettim. Bu sebeple üniversitede yaşayamadık arkadaşlarımla. Buna istinaden artık daha farklı düşünüyor olabilirim. En azından b ve c şıkkı için... Sanırım evde kanımdan canımdan birileriyle yaşamadığım dönemlerde baskı altında hissederek, hırçın oluyorum. Buradan da baktığımda inanılmaz geçimsiz görüyorum kendimi fakat cidden böyle değilim.

18 Şubat 2008 Pazartesi

Yeniden Doğup Gelsem !!!

... yeniden doğup geldiğimi bilerek, aynı bedende aynı zeka seviyesiyle yine ailemin kucağına konmak isterdim.... Yaptığım hataları yinelemeden ilerlerdim... Hem düşünsenize ne çok eğlenceli olurdu yaşadığın anları tekrardan yaşamak yine ben olarak... Güzel bir mimdi Aylin teşekkür ederim :)

29 Ocak 2008 Salı

Neden ki?

Zevkle takip ettiğim Burak Doğan sormuş; "Neden blog yazıyorsun?" diye. Aynı soruyu iki kez sordum kendime. Cevaplarımı sıraladım.

1- Yazdıkça deşarj oluyorum. Bir şeyleri anlattıktan sonra rahatlıyorum. Bana kalsa daha uzun yazarım da insanların okumaktan sıkılacaklarını düşünüyorum.

2- Yazmak aslında bambaşka şeyler öğrenmektir. Yazmak için önce araştırma yapmak gerekir. Önce açıp konu hakkında bilgi topluyorum. Böylece farklı siteler keşfederek, diğer düşünceleri öğreniyorum. Öğrendikçe anlatıyorum, anlattıkça insanlar deliriyor, ben de yazıyorum herkes mutlu mesut...

3- Blog yazmaya başlamadan evvel çok fazla blog okurdum. Tekniğini öğrenerek , yapılanmak bana büyük keyif verdi. Sonrasında bu bana yetmedi ve daha fazla öğrenmek için kodlamalar yapmaya başladım. Hakkında hiç bir fikrim olmamasına rağmen iyi bir şeyler meydana çıkartmak ve bunu insanlarla paylaşmak büyük zevk.

4- Bir çok insan tanıdım. Devamlı da bu kitleyi büyütüyorum. Sanal ortamın sadece iki kelimeden ibaret olduğunu anlamam yazı yazmam için beni tetikleyen durum oldu. Blog dünyası içerisinde "Ben de varım" demek inanılmaz keyifli.


Ben de Gizem'in neden blog yazdığını merak ediyorum. Söyle bana Gizem neden?

12 Ocak 2008 Cumartesi

Zorunluluk tembellik doğurur

Ne yazsam diye kara kara düşünüp de bulamadığımda farkında olmadan koşa koşa yardımıma yetişen Aylin'cim bana çok güzel bir mim yollamış. Cevap vermek boynumun borcudur. Demiş ki şeker Aylin; "Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler" nelerdir? Bunu bulmam çok kolay oldu gerçekten de.

Normal şartlarda yapmam gereken, zorunlu olduğum halde yapmakta bir hayli zorlandığım şey; özel günlerde [düğün, yemek, doğum günü vs.] giyinip süslenip hazır olmaktır. Son ana kadar tembelliğe izin veririm. Kutlamaya 2 saat kala bir zahmet ayaklaımı sürüye sürüye kuaföre giderim, elbisemi seçerim, isteksizce makyaj yaparım ve geçiştiririm. Bunun tam tersi olarak, en olmadık zamanlarda bunların hepsini güle oynaya büyük bir heyecanla yerine getiririm. Sanırım zorunluluk kişide böyle bir etki yaratmakta. Bilimsel olarak muhakkak bir açıklaması olduğuna eminim fakat benim haberim yok.

Teşekkürler Aylin :-)

17 Aralık 2007 Pazartesi

Dünya'nın en Ünlü Kişisi

Öyle uzun bir es verdim ki bu tek kelimelik mim için. İnanamazsınız.

Tansu Günay’ın fırlattığı topu Osman S. Börütecene kaparak bir üçlük sallamış... Ve top kucağıma düşmüş. Ben de baştan belirtiyorum ki topu Okan’a atacağım. Şimdiden belirtmekte fayda görüyorum.

Çatttt diye soruyor; “sizce dünyanın en ünlü insanı kim?” Hadi bakalım.... Yaaaa.. Kalıverdiniz tabi di mi?

Bunun için aynı soruyu işyerinde çoğu kişiye sordum. Kimi Bill Gates dedi, kimi George bush dedi, Pamela Anderson diyen bile vardı. Ben ise eve geldiğimde buldum o ünlü kişiyi. Kim mi?

Santa Claus... Yani bildiğimiz Noel baba... Bir rivayete göre de Aziz Nicholas... Hani şu Antalya'da tapınağı bulunan Oğlak burcu olduğuna kanaat getirilmiş kişi. Kaynakta şu şekilde belirtilir kendileri;

"Noel Baba dünya çapında daha çok sevilmiş ve Santa Claus isminin yerini almıştır. Örnek olarak "Santa" yerine İtalya`da "Babbo Natale", Brezilya`da "Papai Noel", Çek Cumhuriyeti`nde "Deda Mráz", Portekiz`de "Pai Natal", Romanya`da "Moş Crăciun", Almanya`da "Weihnachtsmann", İrlanda`da "Daidí na Nollag", Fransa`da "Le Père Noël", İspanya ve Meksika`da "Papa Noel", Türkiye`de "Noel Baba" olmak üzere farklı isimler kullanılır.

Hikaye Türkiye doğumlu tarihsel bir figür olan psikopos Saint Nicholas`ın (Nikola) fakirlere hediye dağıtmasına dayanır. Bilinen en meşhur yardımı da, üç kızı olan bir babayla arasında geçenlerdir. Bu olayın 320'li yıllarda gerçekleştiğine inanılır. Fakir bir baba kızlarına çeyiz parası karşılayacak durumu yoktur, bu yüzden hiçbir erkek onlarla evlenmek istemez. Böyle bir durumda da kötü yola düşmek zorunda kalabilirler. Oldukça eğitimli ve zengin bir aileden gelen Nikola da üç kızı için üç külçe altını geceleyin gizlice fakir adamın penceresinden içeri atar. Hikayenin bu noktada birçok versiyonları mevcuttur.Bu üç külçe altının 3 gün arayla ya da 3 yıl ard arda atılması ile ilgili; ancak sonu aynıdır. Fakir adam çıkıp kendisini görünce şaşırır ve o'na teşekkür eder; bir rahip olan Nikola da "Bana değil, Tanrı'ya teşekkür et." der. Bu olayın ortaya çıkmasından sonra, o yörede birçok gizlice yapılan yardımların aslında Nikola tarafından yapıldığı anlaşılır. Nikola'nın ölümünden sonra da yöre halkı birbirlerine gizlice hediye vermeye başlarlar ve bir gelenek oluşur."

Sanırım kendisine inanmayanımız varsa da bilmenimiz yoktur.

7 Ekim 2007 Pazar

Eller Yukarı Masaüstü Dışarı

Barış Ünver silahını burnuma dayayarak "Çabuk masaüstünü göster" demiş :S Mimlemiş... Hemen gösteriyorum Barışçım...


Eh bu saatten sonra bana da mimlemek kalır öyle değil mi?

Acaba ben kimlerin masaüstünü görmek istiyorum?

Goddess Artemis ve Okan Vardarova 'nın masaüstünü görelim bakalım...

5 Ekim 2007 Cuma

Mim Üstüne Mim!

Severek okuduğum Burak Doğan beni mimleme güzelliini göstermiş. Hem de sormuş; "En yakınınızdaki kitabın 187. sayfasının ilk cümlesi.. "... Şöyle bir etrafıma bakındım. Yıllardır okumaya çok üşendiim ve nedense başucumda bekleyen Jim Crace'in Karantina'sı nihayet bir işe yarayacaktı. Açtım 187. sayfayı... Aynen şöyle diyordu ilk cümle; "Serbest kaldıkları anda kovanın içindeki kraliçelerine geri dönüyorlardı." Aslında paragrafta arılardan bahsetmekte. Ve Musa'ya anlatmaktılmakta olay. Tabi ben de kitabı okumadığımda henüz ne anlatmak istediği konusunda fikir sahibi değilim.

Değişik bir mim konusu ve cevabı oldu değil mi?

O halde ben de merak ediyorum bu mime Can Elçin, Dinçer Başdemir ve Mert Ulaş Beyler ne cevap verecekler?

Bekliyoruz heyecanla.

4 Ekim 2007 Perşembe

Sadece Üç Harf: Mim!

Bir kalktım baktım bir adet yorum var benim için... Goddess Artemis Hanımefendi beni mimlemiş. Onunda dediği gibi bir süredir ortalarda gözükmeyen mim dalgası ilk fırtına ile birlikte yine geldi. Aslında bende tam olarak bugün ne yazabilirim diye düşünmekteydim, Artemis konuyu ayağıma kadar getirdiğin için teşekür ediyorum.

Konumuz; İnsanı çıldırtan detaylar.

1- Yolda, işyerinde herhangi bir yerde yavaş yürüyen insanlar beni çıldırtmakta. Bundan daha önce de bahsetmiştim. Salına salına, süklüm püklüm yürüyen bir sürü insan. Ve en arkalarda ben. Buna tahammül edemiyorum.

2- Yine aynı kalabalık yolda yürüyen insanevladının önünüzde birdenbire yere çömelerek ayakkabısının iplerini bağlaması, arkadaki güruhun birbirine girmesi, ve bu güruhun içinde bulunmak..

3- Evde yahut işyerinde telefonların, kapı zillerinin durdurak bilmeden çalması.

4- Büyük mağazalarda dahi bir takım elbisenin sadece bir bedenini getirtmeleri. Yani koca şehirde 38 beden elbiseyi sadece bir kişi alabilir demek olmaktadır bu. Yine aynı alışveriş merkezlerinde illaki takım olarak satmaktadırlar. Pantolon ayrı ceket ayrı satılmamaktadır. Sezon sonuna doğru aynı mağazaya gidildiğinde bakılır ki bu ünlü ikili ayrılmış ve tek tek satışına başlanmıştır. Sorarsınız "38 bedeni var mı?", "Aaa! kalmadı, ama ceketi duruyor." Çıldırmam için ne de güzel bir durum...

5- Şehiriçi minibüslerine güne giden ya da günden gelen kadınların binmesine inanılmaz sinirleniyorum. Huraaa akın ediyorlar minibüse ve okuldan çıkmış küçük çocukları o ağır çantalarını hiç düşünmeden "kalk bakiim evladım teyze otursun" lafıyla kaldırıp kocaman götlerini yerleştirmekten asla utanmıyorlar bu kadınlar. Ben asla yer vermiyorum.

6- Cosmo Store mağazasında çalışan kızlara uyuz oluyorum. İçeriye girdiğinizde ilk önce sizi bir süzüp ona göre muamele eden hatunlara karşı bir gün Voltran'ı oluşturacağım haberleri yok henüz. sabahtan ağır makyajlarını yaparak bütün gün ayakta durup gelen geçene ürün satmak zorunda oluşları bana büyük zevk vermekte açıkçası.. Ben ise daha yeni kalkmışım ve alt tarafı aseton almaya gitmişim. Bir de böyle size uyuz olup gelip konuşma gereği duymayanları vardır. Ben gidip inadına abuk abuk sorular sorarım. Huyumdur.

7- Devamlı öksüren, hapşuran insanlara "eh yeter ulan" diye bağırasım geliyor. Yani hapşuracaksan en çok 2, öksüreceksen balgamsız 3 kez hakkın var. Sonrasına ben karışmıyorum..

İşte böyle... Aslında çok fazla şeye uyuz oluyorum. Beni çok şey çıldırtıyor. Kaprisli miyim? Takıntılı mıyım? Emin değilim. Ama ben de mimlemeyi istiyorum evet evet... O büyük anı ben Eda suner'cim Çılgın Wykka ve Doğancan Ülker ile paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Saygılar bizden.

23 Ağustos 2007 Perşembe

Kadın Nisbetleri

Erkek olmamak için sebeplerim var kendimce.

1. Bir iş sahibi olmak için mecburiyetim yok.

2. Arkadaşlarım ile türk kahvesi içip birbirimize fal bakabiliyoruz.

3. Kadın dırdırına mütemadiyen tahammül etmek zorunda değilim.

4. Kavga anında "ben bayanım" diyerek sıvışabiliyorum.

5. Minübüste cam kenarı ve ön sıralarda yer bulma şansım çok fazla.

6. Evleneceğim zaman bir sürü kıymetli mücevherim olacak.

7. Çocuğum olacağı zaman gecenin bir vakti elin adamını uzak diyarlara hurma almaya gönderecek kadar zalim olabilirim.

8. Aileme canım istediğinde kapris yapabiliyorum.

9. Otostop çekme anında karşımda durmayacak araba tanımıyorum.

10.İstediğim zaman istediğim yerde salya sümük ağlayabiliyorum.

11.Bu yaz sıcağında üfür üfür elbiseler giyebiliyorum.

12.Cat-walk yürüdüğümde kimse bana garip garip bakmıyor. Yadırganmıyorum.

13.Aşkın, kadın halini de erkek halini de yaşayabiliyorum.

Bunları niçin yazdım?


Tabii ki
canelcin beni mimleme centilmenliğini gösterdiği için. Teşekkür ederim Can. Aslında kadın olmak için sebeplerimin yanında kadın olmamak için olan sebeplerim çok daha fazladır :)

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Ey başbakan, beni de kovabilirsiniz!

Katılımınızı arz ederim.

Yaşasın Mimlendim!

Bir süredir bazı sitelerden takip ettiğim mim dalgası sonunda bana da çarptı. Sevgili goddess artemis beni mimlemiş ve gününün hediyesini vermiş. Benden fotoğraf sanatından bir örnek vermemi istemiş. Emrine amade olarak Şirince'deki kilisenin üst katında bulunan ve arka sokağa açılan zincirlenmiş kapının akşamüstü görüntüsünü paylaşıyorum sizlerle.


Meaili şudur ki; Yaşamınızda ne kadar kapalı hatta zincirlenmiş kapılarınız olsa da mutlaka dışarı çıkabileceğiniz bir delik vardır. Önemli olan bunu görebilmektir.

Haydi bakalım harika fotoğrafları için wykka, sesebian , beyn ve eda suner 'i Mimledim gitti!!!