BaşIboş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BaşIboş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2008 Cumartesi

Profiterol bile yaparım

Kardeş gürbetten döndüğünde onu muhteşem bir profiterol karşılayacak bugün. Üşenmedim didindim, uğrştım ve yaptım. Nasıl mı? İşte böyle... Bakkala çakkala gidiyorsunuz ve hazır satılan o sarımtırak mamülü alıyorsunuz. aldınız mı? sonra oradan bir de muhallebi kapın bakalım. Sakızlısı daha makbule geçer sanki... Tamamdır. Karşı raftan da bir adet çikolata sosu... Tamamdır. Eve geri döndüğünde bir tencere içinde muhallebiyi pakedin arkasındaki tarife göre yapın. Arada bir kaç kaşık yiyebilirsiniz tabi izin veriyoruz.



Sonrasında o sarımtırak topları parmağınızla hafif aralayarak isterseniz pastacıların kullanıdıığ adını bilemediğim tüple yahut küçük çay kaşığı ile iyice dolana kadar doldurun. Bunu da becerdiniz mi? O halde muhteşemsiniz çünkü ben pek beceremedim. sonrasında yine aldığınız ikinci paket sosu da arkadaki tarife göre pişiriverin. Soğumadan da bu küçük şirin içi dolu topların üstüne büyük bir ahçı olduğunu düşünerek boca ediniz. Tamam hadi sostan da biraz kaşıklayabilirsiniz. Ama profiterol için de biraz bırakın. Neyse uzatmayayım daha fazla. Afiyet olsun diyorum sizlere. Aman fazla yemeyiniz. Kalorisi fazla olmakla beraber sonradan pişman olma ihtimalinizi göz önünde bulundurun derim ben.




20 Ekim 2007 Cumartesi

Ey Cemaat!

Eş dost hısım akraba durmadan sormakta "neden evlenmiyorsun?", "ne zaman evleneceksin?" vs.. Cevap hakkımı buradan kullanmak istiyorum sayın okuyucu... Babamın Cumhurbaşkanı olmasını bekliyorum, olamazsa da en azından bir Başbakancık olsun... O da olmadı maliye bakanı... İşte o zaman gelin arabamızın ardına boş kutu kola kaplarını bağlayacağız... Gelin çiçeğimi de meclise hibe edeceğim. Söz veriyorum. Hatta and içiyorum.

Yarım saat sonra eklenene bebek haberleri;

* Halacığın aylar sonra bir bebeği olacakmış...
* Kuzen Aslı'nın kız beklerken erkek bebeği olacakmış...

Güne bebekli haberlerle başlamak ne kadar keyifli ulu Tanrım... Daha önceki bir yazımda yakarmıştım "bir bebek olsa da sevsek" diyerekten , başka bir şey isteseymişim olacakmış yav! Tüh! :DD
Hemen olsunlar da sevelim di mi :)

23 Eylül 2007 Pazar

Yağmur Damlaları

Artık yağmurlar yağmaya başladı. Kış mı geliyor ne? Geceleri caddeler ıslak, ışıklarla daha da parlak. Her şey olması gerektiği gibi... Üstümüzde yağmurluklarımız, ayağımızda botlarımız. Olağan... Ya psikolojim buna nasıl uyum sağlayacak. İnanın ki bilmiyorum.

10 Eylül 2007 Pazartesi

Küçük Kurbağa Kuyruğun Nerede

Şu son 3 haftadır hayatım bir pandomim gösterisinden farksız. Zaman zaman inanılmaz komik... Uçurumun kenarında bir ileri bir geri sallanıyorum umutsuzca... Öfkemin esiri oluyorum kimi zaman ve ben ayaklarımla yeri tekmelerken acıyor tabanlarım. Koskocaman bir yalanın ortasında kelebek stil yüzmeye çalışmam neden herkese garip gelmekte?.. Cümlelerden anladığınız şey nedir sizin ? Evet! Herşey için seni suçlamak beni rahatlatıyor. "Tüm suç senin, eğer ki gitmeseydin bunların hiç biri olmayacaktı. Ben yine kendime saygı duyuyor olacaktım. " İşte bu replik, elinde hamburger tepsisiyle masaya doğru yürüyen kızın aklından geçenler...

Kimsenin beni anlamsını beklemiyorum. Fakat insanlar beni anlamak için çaba sarfediyorlar. Ben sadece kendimi anlamaya çabalarken bir de anlayamadığım "beni" sizlere anlatmaya uğraşıyorum... Ve yoruluyorum. Yorgunum. En olmadık absürd durumlar için kendimi sorumlu hissetmekten sıkıldım. Sıkılmaktan da sıkıldım. Düşünmekten, anlatmaktan, gülümsemekten, çalışmaktan, uyumaktan, konuşmaktan, yazmaktan...

Kişinin kendisini feda etmesinin bir anlamı var mı? 25 yaşında kim kendini ne sebeple başkasının mutluluğu için feda eder? Cennete gider mi? Cennet kapılarını açar mı? Emin değilim. Her ne kadar, ben bundan sonrası için kafeste otursam da; günahkarım. Ve bunu her dakika kendime anımsatıyorum. Kimsenin bilmediği inanılmaz günahlarım var. Yüzümü kızartan... Saçma sapan... Hayali... Ama somut...Çocukça.. En büyük günahım; mutlu değilken çok mutluymuş gibi davranmak... İtiraf etsem ya herkese bunu. Kandırıyorum sizleri ey ahali. Hatta siz de kandırıyorsunuz kendinizi.

Herkes terketsin beni istiyorum. Gitsin herkes... Ben yokmuşum gibi davransın. Sanki hergün çatıdan atlayarak ölmeye çalışan , fakat ilk atlayışında öldüğünün farkında olmayan bir hayaletmişim gibi... Bu bile inanılmaz sıkıcı...

31 Ağustos 2007 Cuma

Sizin Ölümlü Olduğunuzu Hatırlatan Tek Şey Doğum



Başlık olarak kullandığım cümle ünlü tiyatro oyuncusu Haluk Bilginer'e ait. Haluk'u yaptığı işlerde, özel hayatında vs. takip edenler iyi bilir ki kızı Nazlı doğduktan sonra daha bir "baba" gibi gözükmeye, yaşamaya, konuşmaya başladı. Oynadığı rollerde daha "baba" gibi. Babalığın yakıştığı ender insanlardan. Röportajlarında gördüğüm kadarıyla mevzu bahis Nazlı olduğunda gözleri parlıyor, o büyük gülümseme yerleşiyor yüzüne, biraz utangaç biraz gururlu. Nazlı ise bir avuç su gibi. Duru... İlk kez "baba" demiş. Bir erkek için çok büyük mutluluk olsa gerek. Tanımlanmış bir rol aile içerisinde. Sabah sabah gördüğüm haber gerçekten beni gülümsetti. Bir ailenin mutluluğu herşeyden üstündür benim için. Bebekler ise kutsaldır. Evli çiftlerin ise mutlaka bebek yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu güzelliği tatmalılar. "Erken daha" gibi bir bahane asla yoktur. Hayat kısa. Hele ki artık daha da kısa...



Habere buradan ulaşılabilinir

21 Ağustos 2007 Salı

Hep Böyle Değil midir?


Sabahın bir körü işyerimin yemekhane camında olan bu afişi gördüm. En iyi KOÇ'luları seçecek bir yarışma afişi. "Fark Yaratanlar Hemen Seçilir". Güzel bir söz. Altın yumurtlayan kazın bir adet yumurtasını normal tavuk yumurtalarının arasına koyup çekmiş olmalılar bu fotoğrafı. Kafamda irili ufaklı düşünceler belirdi o saatten sonra. Benim seçilmemem için hiç bir sebep yok ortada. Zaten en iyi Koç çalışanıyım (!), orasını geç. Hayata indirgersek durumu, kontrol alanım bir hayli geniş anlamına gelmekte bu. Fakat siz de farkettiniz mi altın yumurta biraz dışlanmış ve mutsuz gözüküyor.

Ayağının Altındaki Benim Dileğim


Düşündüm de; şu güne kadar adamış olduğum hiç bir adak gerçekleşmedi. Öyle ki artık "olmaz ama..." diyerek başlıyorum dileğime. Meryem Annemin kaşısında dururken de "sen biliyorsun ama yine de..." diyerek başladım. Mumumu aldım 2 adet. İlkini yaktım biraz isteksiz... Sapladım kuma... Sonra benim dileğime geldi sıra, heyecanlandım... Baktım şöyle bir kez, sönen mumlar vardı... İlk başta onları tekrar yaktım... Diğerlerinin dileyip umutla bıraktıkları mumlar yansın istedim... Sonra "Artık..." dedim... "Lütfen..." dedim...

Avuçlarını açmış bana demek istediklerini hayal ettim kafamın içinde... Sonuçsuz kaldım... "Daha zamanı var..." duymak isteyeceğim en kötü veptı belki ama ben vazgeçmedim... Sonra terlediğin geldi aklıma... Terliyorsun sen orada... O sıcakta... Bunalıyorsun o kalabalıkta... İnsanlar karşına dikiliyorlar... Bitmek bilmez isteklerini sıralıyorlar... Ama manzaran muhteşem Meryem... Bu yüzden gidemiyorsun başka bir memlekete... Heykellerin var her tarafta hep aynı mizaçta... Oysa ki ben en çok minicik, düzgün ayaklarını sevdim... Etek altından gözüken... Avuçlarından çok daha güzel ve narinler...

Biz faniler doyumsuzuz... Doymadım Meryem... Bambaşka bir şey diledim ikincisinde... Uzun süredir sakladığım mendilimi çıkarttım... O yüzlerce umudun arasında güzel bir yer seçtim... Büyük bir hırsla isteğimi söyledim adını anmadan... Belki de saklı gizli Burcu'yu asıverdim oraya...

Sevmedim kendimi sonrasında...


İsterdim ki; ortasında durduğun dilek havuzunun kenarına oturayım, kimsecikler olmasın belki gün ağarmak üzereyken, sana en baştan olanı biteni anlatayım... Saatlerce... Öğlen olsun ama yine kimsecikler olmasın... Düşündüklerimi söyleyeyim... Akşam olsun kimseler olmasın yine çevremizde, "olmaz ama..." diye başlayayım kıytırık dileğime, sonunu getireyim... Ben de sen de ne kadar basit bir istek olduğunu öğrenelim... Gülümse sen sonra, taş yarılsın... Çık içinden, ete kemiğe bürün... Ben heyecandan para havuzuna düşeyim ve orda cenin olup taşlaşayım, parıldayan demir paraların arasında... Kalan ömrümü sana bahşedeyim... Biraz da sen yaşa bu biçare dünyada...



13 Ağustos 2007 Pazartesi

Balinanın Midesindeki Bebek

Normal şartlarda bir kişi anlatacağı konuyu en başından alır ki okuyucunun konu takibi kolay olsun... Merakı bol olsun... Fakat ben asla böyle olamadım... Kafamda toparlamaya çabaladığım cümleler hep karmaşık, düzen intizam [aynı anlama geliyorlar] asla mevcut değil... Eğer ki bir helkopterim olsaydı günün altı saatini geçirdiğim kumsalın ve karnavalı andıran sahilin fotoğrafını çekerdim ilk başta... Tümdengelip tümevararak anlatmayı gözümün gördüğünü daha heyecanlı olurdu... Eh artık hayal güzünüze bırakıyorum durumu... En yukarılarda renk cümbüşü arasına zoom yaptığımızda bir sürü iki ayaklı yine renk renk, fazlasıyla çıplak yaratıkların görülmesi garantidir. Benim yapmak istediğim ise; daha küçük ebatlara sahip, bebekleri yakından izlemekti... Makinem elimde saklı gizli, dokunmaya çok çekindiğim, kumsal bebeklerini doğal ortamında dondurumak istedim... Fakat donmayı bırakın da kare yakalamak dahi imkansız hale geldi benim için. Onlar ki; balinanın midesinde bulunan büyük deniz suyunda bir sağa bir sola yüzen küçük canlılardı... Enerjileri onları asla bir şezlong üzerinde tutmuyor, sıcak kumun üzerinde minicik çıplak ayakları, çevreyi umursamaz tavırları, kovaları kürekleri, gülücükleri beyin duvarlarımda "ben de çocuk istiyorum, benim de olsun" nağraları yankılaıp durdu.

Günümüzde kumsal bebekleri, birincisi; çevrelerine karşı umursamaz. Kalabalık, denizin tuzu, kumun sıcaklığı pek umurlarında değil... İletişimde oldukları sadece aileleri...

İkincisi; fazla cesaretliler... Deniz onları ürkütmüyor. Ben denizin içinde ağlayan tek bir bebek görmedim... Aksine babalarının kafalarını denizin altına sokmasından çok hoşlanıyorlar... [Eskiden böyle miydi? ciyak ciyak bağırırdı akranlarım :)]

Üçüncüsü; kum yemeyi seviyorlar... Mısır kemirmeyi seviyolar... Öğle uykularını o uğultuda mutlaka uyuyorlar... Kova, kürek, tırmık hala kral kumsal oyuncakları... Yeni çıkan güneşlikli deniz simidi revaçta bir materyel... Kızlar [daha 1 yaşında dahi olsa] bikini giymekte... Renkli şapka ve bol güneş kremleri vazgeçilmezleri... Erkekler için ise bu yıl bandana moda... Çıplak bebek yok denecek kadar az...

Bir kaç örnek;




Görüyorsun işte ... Şimdi sen ne düşünüyorsun? Beyninde yankı yapan ses ne diyor?

24 Temmuz 2007 Salı

Only Youuuuu!!!

Kaçınız annesinden; "başkasının evindeki buzdolabı açılmaz, ayıp, görgüsüzlüktür" lafını duydu?

Peki evinize gittiğinizde ilk aklınıza gelen, ite kaka, tekrar tekrar, bazen ayağınızla, bazen poponuzla kapağını açıp kapattığınız, raflarında yer bulamadığınız yahut içine oturarak king oynayabildiğiniz buzdolabınıza dikkatlice ve alıcı gözüyle baktınız mı? Şöyle bir süzüp, onun hakkında fanteziler pişirdiniz mi? Hiç buz yapmadığı yada çok buzlanma yaptığı için kaç kez küfür ettiniz? Kızgınlığınızın kamçısını kaç kez şaklattınız alt kapağına bre insanoğlu?

Ya hiç onu anlatmayı denediniz mi?

Kendi adıma konuşmak gerekirse; neredeyse beşbuçuk ay önce Deli Nusret gelip de ruhumu esir aldığında buzdulabımızın kapağını açıp yere çömelip onu izlemişliğim vardı, fakat hiç bu kadar detaylı düşünmemiştim.


Ta ki bu linke => (
aç bak ne duruyorsun ) denk gelene dek...