
5 Ağustos 2009 Çarşamba
Alice in Wonderland

2 Şubat 2009 Pazartesi
Yes Man
Jim Carry'nin son filmi Yes Man 3 yıl evvel kendisinden ayrılmış karısının ardından bunalımında yaşayan, zamanla içine kapanmış, kendini hayattan soyutlamış ve kendisine sunulan seçeneklere "hayır" demeyi farkında olmayarak huy edinmiş Carl adında bir adamın hikayesi. Film Carl'ın hayatını değiştiren, herşeye "evet" demeyi görev bilen bir tarikatın seminerine katılmakla başlıyor. Bu (herşeye evet demek) Carl için bir süre zor olsa da sonrasında pozitifliğin hayatı iyi yönde değiştirdiğine tanık oldukça herşeye, her teklife "evet" demekte bir sakınca görmüyor ve durumu abartıyor. Kişinin kendi kendisini koşullandırması durumunu Jim Carry çok iyi yansıtmış. Herhangi bir durumda "hayır" cevabını verdikten sonra yaşadığı panik duygusu, "muhakkak bir müsibet gelip beni bulacak" düşüncesi ile belayı üstüne çeken Carl, aynı durum karşısında "hayır"'ı "evet"'e çevirerek bilinçsiz biçimde olayları verdiği bu iki yanıta bağlıyor.
Film tabii ki sadece Jim Carry'den yani Carl'dan ibaret değil. Carl'ın patronu banka müdürü asosyal insan Norman'nın (norm) hayata karışabilmek adına verdiği saçma sapan ev partileri; nedir bunlar? Mesela Harry Potter tribute partisi, 300 Spartalı gecesi gibi... Norman (Rhys Darby) ve Carl'ın birbirlerine Norm ve Car (Kankalık emaresi) diye hitap etmelerindeki samimi olma çabası. Carl'ın berbat bir müzik grubu solisti olan Allison'a aşık olarak onunla sabahın bir körü jogging yapmak için çabalaması. (Bu arada Allison sabahları bir grup insana koşarak fotoğraf çekimi hakkında ders vermektedir. Koşarak fotoğraf çekebilmenin incelikleri denilebilir buna. Belirtmem gerekiyordu çünkü bu deli saçması bir durum).... Carl'ın Allison'a "evet" derken katıldığı seminerlerin herhangi bir etkisinin olmaması, Allison'nın semineri öğrenmesi ve Carl'ın kavga sonrasındaki tepkisi; 6 Ocak 2009 Salı
Vicdan

Nurgül Yeşilçay'dan hangi rol kurtulmuş ki diye düşündüm film sonrası... Rolün içine öyle bir giriyor ki onun Nurgül'den çok Bahar, Gülsüm yahut Emine olduğuna inanıyorum...
Murat Han ise; Mahmut rolü için bu mesleği yapıyor zannederim. Fakat (uzun bir fakat var burda); ben Murat Han'ı başka bir projede biraz da gülerek görmek istiyorum. Mutluluk filmi dahil kendisinden ciddi tırsmaya başlıyorum...
2 Ocak 2009 Cuma
Ghost Town
Elimde olan filmlerden en eğlenceli ve kafa yormayacağını düşündüğüm film olan Ghost Town'ı izlemeye başladım gecenin geç bir vaktinde... Cidden düşündüğüm gibi beni fazla düşündürmedi... Sıradan ve huysuz bir dişçi olan Dr. Bertman Pincus [Ricky Gervais] ameliyat için hastaneye gider. Ameliyat sırasında 7 dakika kadar ölür. Sonra hiçbir şey hatırlamadan dünyaya döner. Taburcu olduğunda sokakta işleri yarım kalmış ve tam olarak diğer dünyaya geçişi sağlayamamış insanlarların problemlerini çözme talebi üzerine kaçma kovalamaca oynar. Bu ölü kişiler içinde karısını aldatan bir adam vardır. Frank [Greg Kinnear]. Frank'de Bertman'dan karısına (Gwen) karşı olan, benim anlamadığım bir sorunu çözmesini ister ve dr. Pincus'u rahat bırakmaz. Sonunda Dr. Pincus, gel zaman git zaman Gwen'e [Téa Leoni] aşık olur vs vs vs...Bilindik konu, bu klişe konuya değişmiş (alışık olmadığımız) oyuncuların katıldığı bir hayalet hikayesi...Ayrıca; hayaletlerin içinden geçen kişiler hapşuruyor filmde. Bak burası ilginçti işte...21 Aralık 2008 Pazar
Coraline

Coraline vizyona girdikten sonra çok ilgi çekecek bir animasyon-fantastik türde bir film. Siz şimdiden izlenecekler listenize ekleyein bence...
Neyin nasıl yapıldığı için de aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.
3 Ağustos 2008 Pazar
29 Eylül 2007 Cumartesi
Daldan Dala
Barış Ünver 'in blogunda okuduğum ve deli gibi merak ettiğim 2003 yapımı Anger Management izlemenizi tavsiye edeceğim ilk film. Günümüzde hepimizin baş etmeye çalıştığı öfke ve öfke kontrolü üstüne çekilmiş en matrak film. Başrollerini; yumurta kafalı yakışıklı Adam Sandler, Dünya üzerinde ki en iyi oyunculardan biri olan ve benim nedense kötükediŞerafettine benzetmekte ısrar ettiğim Jack Nicholson paylaşmaktadır. Adam'ı saymazsak filmde harika bir oyunculuk vardı. Belki Ben Stiller olsaydı çok daha iyi bir performans sergileyebilirdi diye düşünüyorum. Film ilk yarısında gayet hareketli olmasına karşın, ikinci yarısında artık sonunu gayet iyi bir şekilde kestirebildiğiniz bir tv filmine dönüşmekte. Yine de keyifle izleyip, gülebileceksiniz. Gerçek bir davadan uyarlanmış bir film var sırada. Zodiac , beni kendine hayran bırakan bir senaryoya sahip David Fincher filmidir. 1966 yılında işlenen bir cinayetin ardı arkasının kesilmemesi, kendisine Zodiac lakabını takmış bir katilin, medya ile çevreye ün ve korku salması, buna nazaran asla yakalanamamasını anlatmakta. Robert Graysmith rolünü Jake Gyllenhaal canladırırken, David Toschi'yi ise Mark Ruffalo oynamaktadır. Yer yer bizi geren bu filmin gerçek hayatta yaşanmış olması bu durumu ikiye katlar. Bu filmi anlatmayı çok istiyorum fakat, sizin izlemenizi daha mantıklı buluyorum. Filmin internet sitesinde cinayetlerin gerçek zamanlı fotoğrafları mevcuttur.
Buradan da tüm cinayet detaylarına ulaşabiliyorsunuz
Buradan da izleyebilirsin hani
Ve bu sabah bir aydır izlemek için ıkındığım ve bir türlü gaipten gelen engeller sebebi ile izleyemediğim 300 'ü sindire sindire izlemenin keyfine vardım. Bu nasıl bir filmdir kardeşim? Sen nasıl bir film çektin Zack Snyder? Bu ne kadar güzel bir görsel şölendir böyle? Bana kalırsa filmin başrol oyuncusu asla önemli değil, filmde anlatılan şey, yaşanan duygu herşeyin üstündedir. Kadına verilen değer, şimdiye bakıldığında gözyaşartan cinstendir. Ekip olmanın karşısında hiç bir gücün duramayacağı gerçeği gözümüze sokulmuştur. Beni en etkileyen sahne şudur ki; Zenci bir elçi acem Sparta'ya gelir ve teslim olmaları için teklif getirir. Kralın karısına hakaret eder. Ve Spartan King Leonidas karısından da onay aldıktan sonra halkının önünde [muhteşem bir biçimde] elçiyi öldürür.
Buradan da izleyebilirsin
Herkese iyi seyirler dilerim.

