1- Yazdıkça deşarj oluyorum. Bir şeyleri anlattıktan sonra rahatlıyorum. Bana kalsa daha uzun yazarım da insanların okumaktan sıkılacaklarını düşünüyorum.
Ben de Gizem'in neden blog yazdığını merak ediyorum. Söyle bana Gizem neden?
Burcu ne yapar? Son ses açar Orphaned Land'i gocunmadan dinler. Herkes de onunla beraber dinler. Sinir olur. Burcu bu duruma bayılır.
* Her sabah ona çay getirmesi gereken çaycının her defasından kendisini es geçmesinden.
Burcu ne yapar? Çayı geldikten sonra mutlaka “elinize sağlık çok teşekkür ederim” der. Çaycı bir şey demez gider. Ve burcu hep söz verir bir daha teşekkür etmeyeceğim diye. Fakat yine de eder.
* Her gün itina ile dedikodusunu yapanlardan.
Burcu ne yapar? Dedikodusunun yapıldığı yere baskın yapar. Herkes susar. Amacına ulaşır. Burcu dedikoduyu sevmez. Üstüne basa basa diyorum hiç sevmez.
* Telefonda samimi olmadığı kadın kişilerin ona "canım" "cicim" "-cum" gibi kelimelerle ettiği hitaplarından.
Burcu ne yapar? Oralı bile olmaz. En sert ses tonu ile işini halleder ve telefonu kapatır. Samimiyete gerek yoktur. Burcu kimin ne olduğunu gayet iyi bilmekle beraber, samimiyetin kelimelere dökülemeyeceğini öğrenmiştir.
* En sıkışık iş zamanlarda yardım istediği meslektaşlarının telefonun öbür ucundan ona işi öğretmeye kalkışmasından (x2)*
Burcu ne yapar? Bir süre dinler. Dinliyormuş gibi gözükür. Sormak istediğini araya sıkıştırır. Cevabını aldıktan sonra demek ister ki; zaten bunun böyle olduğunu biliyorum. Fakat ne yazık ki en büyük hatam senin o bomboş, hamurlaşmış kafa yapından bir adet bilgi almak istememdir. Fakat diyemez. Burcu terbiyeyi iyi bilir. Sonrasında gülüp geçer. Olmadı içer.
"Bir gün bir gün bir çocuk eve de gelmiş kimse yok"
Bir çocuk için en güzel anlardan biridir..Küçük Burcu eve gelir okuldan... Anne-baba iştedir... Çantayı fırlatıp atamaz çünkü anne kırabilir kafasını... Güzelce koyar yatağının ucuna çantayı... İçinde büyük bir heyecan vardır sanki bir partiye falan katılacak gibi... Çıkartır siyah önlüğünü asar askıya... Çünkü hep öyle alıştırılmıştır. "askıya asssssssss" denilerekten... Giyilir pijamalar... Oh! mis! Koccaman ev (!) [Tabii ona göre öyledir] artık ona aittir... At koşturabilir... Hemen ilk iş eller yıkanır... Doğruuu annenin odasına... Aynanın önündeki pufa oturulur... Saçlar büyük fırçayla taranır... Biraz ruj sürülür... Hep kırmızıdır bunun rengi... Şarkı söylenir elde fırça ile... Sonra yatak başındaki dolap açılır annenin eşyaları başlanır didiklenmeye... O eski püskü eşyalar Burcu'ya hazineymiş gibi gelir... Çıkartılır annenin nişan elbisesi... Kırmızı kolları yırtmaçlı uzun bir gece elbisesi... Pijamalar sıbıtılır, elbise giyilir muntazam... Gelinlik eldivenleri çıkartılır... Giyilir parmakları sarkar eldivenlerin... Sonra saate bakılır "hah! daha var gelmelerine" Sırada saçlar vardır... Hemen eski duvak bulunur tokalarla değişik bir model yapılır... Ayakkabılar aranır, saklanıldığı yerden çıkartılır. Giyilir... Artık Burcu elinde mikrafon, "kimler geldiiiiiiiiiiiiiiiiii, kimlerrrrr geçtiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii" yi söylemeye koyulur... Sonra sıra " sen ağlamaaaaaaaa, dayanamammmmmmmmmmmmmmm" a gelir... Onu da söyler... Göz ucu ile saate bakılır... Bir telaş her şey eski yerine konur... Pijamalar giyilir... Mutfağa gidilir..
"açmış bakmış dolabı şeker de sanmış ilacı"
Bu çocuk asla ilacı şeker sanamaz... Çünkü eve şeker girmesi yasaktır... Öyle bir lüksü de yoktur... Yasaktır... Çünkü büyük tembih almıştır... Zaten merakı da yoktur... Yoksa annesi kafasını kırabilir [x2]... Bunun yerine küçük Burcu dolabı açıp onun için sabah hazırlanmış yumurta-zeytin-peynir-tostu vs çıkartır... Yumurtaları ve zeytinleri gazete kağıdına sarar... Çöpe yollar... Peyniri kanepenin arkasına atar... Tostu yer (yoksa geberebilir açlıktan sabaha kadar)..."OHHH! bu işte bitti..."
Son olarak defterleri kitapları ve dergisini çalışma sehpasına serer... Silgiyle boş sayfaya çizdiği abuk şeyleri siler... Sehpa pislenir... Çok ders çalışılmış gibi :)) Nihayet bu da bitti...
Televizyon açılır bu hususta... AHA! Susam sokağı başlamış bile... Minik kuş kırpıkla kalemler hakında konuşuyor... Bu büyük kalem, bu biraz daha büyük kalem, bu ennnn büyük kalemm"...
Kapı çalar... Koşularaktan kapıya gidilir.. "KİM O?" seramonisi başlar... Gelen annedir... Anne kişisi yapılanların hiçbirini yememiştir.... Herşey ayna gibi meydandadır... Malını iyi tanımaktadır.... Ama çok eğlenmiştir Burcu... Taaaki 1 yıl sonrasına kadar... Küçük bir kardeş gelmiştir 8 yılın ardından... Artık anne hep evdedir... Ve her gün o yumurta bitmek zorundadır... Ders yapılmalıdır... Ve bir de bebek ağlaması çekilmelidir..
Ps: 19 yıldır yumurta yemiyorum... OH!! canıma değsin... Bu kadar iğrenmişim demek ki...
Aklıma geldi öylesine...
Herkese iyi bayramlar dilerim.
Tansu Günay’ın fırlattığı topu Osman S. Börütecene kaparak bir üçlük sallamış... Ve top kucağıma düşmüş. Ben de baştan belirtiyorum ki topu Okan’a atacağım. Şimdiden belirtmekte fayda görüyorum.
Çatttt diye soruyor; “sizce dünyanın en ünlü insanı kim?” Hadi bakalım.... Yaaaa.. Kalıverdiniz tabi di mi?
Bunun için aynı soruyu işyerinde çoğu kişiye sordum. Kimi Bill Gates dedi, kimi George bush dedi, Pamela Anderson diyen bile vardı. Ben ise eve geldiğimde buldum o ünlü kişiyi. Kim mi?
Santa Claus... Yani bildiğimiz Noel baba... Bir rivayete göre de Aziz Nicholas... Hani şu Antalya'da tapınağı bulunan Oğlak burcu olduğuna kanaat getirilmiş kişi. Kaynakta şu şekilde belirtilir kendileri;
Hikaye Türkiye doğumlu tarihsel bir figür olan psikopos Saint Nicholas`ın (Nikola) fakirlere hediye dağıtmasına dayanır. Bilinen en meşhur yardımı da, üç kızı olan bir babayla arasında geçenlerdir. Bu olayın 320'li yıllarda gerçekleştiğine inanılır. Fakir bir baba kızlarına çeyiz parası karşılayacak durumu yoktur, bu yüzden hiçbir erkek onlarla evlenmek istemez. Böyle bir durumda da kötü yola düşmek zorunda kalabilirler. Oldukça eğitimli ve zengin bir aileden gelen Nikola da üç kızı için üç külçe altını geceleyin gizlice fakir adamın penceresinden içeri atar. Hikayenin bu noktada birçok versiyonları mevcuttur.Bu üç külçe altının 3 gün arayla ya da 3 yıl ard arda atılması ile ilgili; ancak sonu aynıdır. Fakir adam çıkıp kendisini görünce şaşırır ve o'na teşekkür eder; bir rahip olan Nikola da "Bana değil, Tanrı'ya teşekkür et." der. Bu olayın ortaya çıkmasından sonra, o yörede birçok gizlice yapılan yardımların aslında Nikola tarafından yapıldığı anlaşılır. Nikola'nın ölümünden sonra da yöre halkı birbirlerine gizlice hediye vermeye başlarlar ve bir gelenek oluşur."
Sanırım kendisine inanmayanımız varsa da bilmenimiz yoktur.
1- Bugün Eda ile telefonda konuştuk ilk kez. Hatta tükürük saça saça... Yarıştık resmen laf yetiştirmek için birbirimize... Aynı ben yahuu daha ne diyim ki
2- Ekşi sözlük’te ilk gotumuzegirebilir uyarımı aldım. İki adım geri çekildim. Aman diyim. Siper aldım. Beklemedeyim.
3- Bugün ilk kez “acele bacı” diye birinden haberdar oldum. Annem ve muhteşem arkadaşlarının son trendi olan bu bacımız için helva kavruluyormuş. Konu bacımız için kadınlar dileği olan kişinin evinde helva kavururlar ve eve gelen her misafir bir kez kaşıkla bu helvayı karıştırır. Dua okurlar. Ve dua "acele bacı acele bacı kızıma koca ver", "ev ver" "araba ver" vs... diye biter. İlk duyduğunuzda inanılmaz komik gelir kulağa fakat bu töreni görmeniz daha da komiktir. Bunu da öğrendik nihayetinde....

1. Intro 2. Okyanus 3. Can Kırıklar 4. Çakıl Taşları 5. Delgeç 6. Ay 7. Ben Şarkımı Söylerken 8. Babam, Oğlum 9. Mayın Tarlası 10. Iyi - Kötü (Dans Pisti) 11. Sigara 12. Dünya
1. Bugün 2. Sil Baştan 3. Oyunun Sonu 4. Yağmurlar 5. Deli Kızım Uyan 6. Yeniden Doğup Gelsem 7. Ben Bir Mülteciyim 8. Fırtına 9. Hoşçakal 10. Vazgeçtim Dünyadan 11. Bu Aşk Fazla Sana
Günün haberi;
Devletşah yemek.name sitesinde yaptığım yorum üzerine bana mail atmış. Çok sevindim. Onu güldürmüş olmaktan da mutlu oldum. Yemek.name dergisinin Aralık ayı sayısını heyecanla bekliyorduk ve nihayet çıktı. Diyorum ki; dergiyi haftalık yayınlasınlar. Bir ay uzun bir süre :) Dergiyi bu ay boyunca aşağıdaki bannerdan ve sağ alt köşedekinden indirebilirsiniz. Mideniz aç ise dergiye bakmak için acele etemenizi önce gidip bir şeyler atıştırmanızı tavsiye ediyorum. Biri çıkıp da benim gibi yemek yemekten ve yapmaktan anlamayan biri için "Zencefilli pekmezli kurabiye ev"'den yapsa inanın ki çok sevaba girecektir. Tarif derginin içerisinde saklı. Evet!, anne aslında seni kastediyorum.
Saygılar. İyi sabahlar dilerim.


c-) Benim gibi Owen Wilson hayranlarının ilgisini çekebilecek değişik bir film olan The Darjeeling Limited bayılacağı bir yapım. Üç arkadaşın ilahi Hindistan yolculuğu ve güven üzerine yapılmış en renkli filmlerden biri. Muhteşem soundtrackleri de eklersek seyri şölene dönüştürüyorsunuz. Başrollerini Owen Wilson, Adrien Bloody, Jason Schwartzman'ın paylaştığı, yönetmenliğini Wes Anderson'un yaptığı film, 15 Şubat 2008'de ülkemize gelerek görücüye çıkacak.
Soundtrackleri Buradan dinlenebilir.d-) Sıradaki film bir Türk filmi. Sevgili Fatih Akın'ın son filmi Yaşamın Kıyısında diğer adıyla "Auf der anderen seite". Televizyonda film hakkında bir şeyler duyduğumuzdan bu yana cemaatte bahsi geçtiğinde ilk aklımıza gelen isim tabi ki Nurgül Yeşilçay oluyor. Filmi izledikten sonra da benim için bu durum değişmemiştir. Nurgül'ün kendisini her geçen gün geliştirdiğinin göstergesidir bu film. Ölümün değişik şekillerini konu alan filmde birbirlerinden bağımsız yaşamların aslında ölümde kesiştiğini görüyoruz. Bana göre Fatih Akın bu işten de yüzünün akıyla çıkmıştır.

İyi seyirler dilerim.

ps: Büyükbabam elma ağaçlarına her zaman iyi bakar :)