10 Mayıs 2008 Cumartesi
Nocas mi srce pati
sta ce mi zivot bez tebe dragi
kad drugu ljubav
ne zelim da imam
sanjam te sanjam
skoro svake noci
samo si ti u srcu mom
nocas mi srce pati
nocas me dusa boli
tesko je kad se voli
kad ostanes sam
jesen je tuzna vec odavno dosla
uzalud cekam uzalud se nadam
o majko moja koliko ga volim
samo je on u srcu mom
Hatta Arkadaşım Unbeknown the black'e göre çevirisi de şöyleymiş;
sensiz hayat neme gerek sevgili.
başka bir aşkı,
istiyor değilken ben..
rüyamda görüyorum seni,
bir süredir her gece.
sadece sensin benim kalbimdeki.
bu gece ızdıraptayım,
bu gece ruhum acıyor.
ağırdır seviyor olmak,
hele yalnız kaldığında.
hüzünlü sonbahar çoktan geldi..
nafile bekliyorum, nafile umutlanıyorum.
ah anam benim, ne kadar da seviyorum onu.
kalbimde bir tek o var..
Ben şahsen sözlerine bayıldım... Şarkıyı bu siteden dinleyebilirsiniz.
8 Mayıs 2008 Perşembe
X is no longer listed as "single"
Genellikle erkekler Facebook kariyerlerine "single" olarak başlıyorlar. Sonrasında hayatlarına bir hatun giriyor ve o "single" yazısı orada durmaya devam ediyor. Anladığım kadarıyla "In a Relationship" yazmak yemiyor... Yani adam gibi "kardeşim, benim bir ilişkim var bak aha da duydu cümle alem" demek yerine, "bekarım ben hala ama dur hatun kızdı 'neden öyle yazıyor orda diye' en iyisi ben medeni halimi saklıyım da ne kısmetimi kapatıyım ne de hatunu kızdırıyım" mantığıyla kariyerlerinde doruk noktasına çıkıyorlar. Bazı hatunlar da bunu yiyor sanırım... Halbuki kişi bir ilişkiye başladığında heyecanlanması gerek, tam anlamıyla seviyorsa karşısındakini bunu herkese haykırma isteğiyle dolup taşması lazım gelir, Ya da bana göre aşk kavramı siz insanlarınkinden biraz farklı sanki... Tabi bundan daha beteri de mevcut; mesela evli olduğunu saklayanlar gibi :)
Benim bu laflarım şimdi yola çıktı yerine ulaşmasına ramak kaldı siz bunu okurken sayın okuyucu.
7 Mayıs 2008 Çarşamba
6 Mayıs 2008 Salı
36

36 Yıl...
Geçip giden, 36 tane 365...
06/05/1972
Mare Nostrum
En uzun koşuysa elbet
Türkiye'de de devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak ...
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun
Ama aşk olsun sana cocuk,
Aşk olsun
Can YüceL
1 Mayıs 2008 Perşembe
My life without me*

27 Nisan 2008 Pazar
Pinhani'nin baharda gelen "Düğün"ü

Fakat bana göre ayrı bir yeri olan "Ne güzel güldün" şarkısının dışında favori olabilecek "Düğün" ve "Düğün dernek" ikilisi vardır. Bu iki parçanın arka arkaya dinlenmesi konusunda ısrar ediyorum kesinlikle.
- "Yansın" şarkısını dinlerken bir an için Mor ve Ötesi dinliyormuş hissine kapıldığımı belirtmek isterim açıkçası.
-"Sırası Değil"'i ise Duman grubuna yakıştırdım elimde olmadan.
-"Dursana Dünya" 'nın hızı benim çok hoşuma gitti. İdeal bir konser parçası...
- "Ağlama" ise 'ağlama yaptığın şeylerden sonra' diyerek ağlatan cinsten... Bana göre yani...
Parçaların albüm sırası ise şöyledir;
İyi dinlemeler.
26 Nisan 2008 Cumartesi
ToDieFor

Hollow Heart
Like Never Before
Merak edenler için
25 Nisan 2008 Cuma
22 Nisan 2008 Salı
21 Nisan 2008 Pazartesi
2- Beni şaşırtmayı en iyi başaran; Jean Christophe Grangé - Tüm kitapları
19 Nisan 2008 Cumartesi
14 Nisan 2008 Pazartesi
Ben olmuşum matrix sen hala mermidesin kurşundasın
Rakı içerken muulayan ineğe kafa bindirmek
Ey süpriz yumurtaya can veren allahım
İnternetten sevgili downland etmek
En heyecanlı yerinde locadan tenora kezzap atmak
Allahuekber dağlarına çıkıp vadaaaa diye bağırmak
Beyaz atlı prensten vazgeçtim boş at da gelse olur
Mülakatla sevgili alımında sorulabilecek sorular
Misafir çocuğunun başına kolonya döküp ateşe vermek
Koskoca imparatorluğun ismini osman koyan zihniyet
Düğünde para yerine akbil basmak
Komşusu maymunken evrim geçiren bizden değildir
Allah yok peygamber yok din yok ne var lan it
Sevgi anlaşmak değildir mühendis de sevilir
İmamla evlenip eş durumundan cennete gitmek
Uyuyan sevgilinin kulağına sur borusunu üflemek
Teslim ol çağrısını meşgule almak
12 Nisan 2008 Cumartesi
Dakikalardır bu kelimeleri yazıcam diye ahenkli aptal saptal cümleler üretiyorum. Dedim ki ne gereği var ki; açık açık yazmak varken. 26 yıldır kafamdaki güvensizliğin çeşitliliğiyle, yaşlıyım ben..
Bir arkadaşım çıkıp da bana bunu kendisi için söyleseydi; kırk takla atardım onu avutmak için. Bir boka yaramayacağını yaşlandığımı kabul ettiğimde anlardım tabi ama..
Çevemdekilerin çoğu benden küçülmeye başladıkça labirent genişliyor. Ben daralıyorum... En sonunda kaçıyorum evime... Siniyorum odama... Düşünüyorum... Fazla düşünüyorum... Sonra bana asi diyorsunuz... Duyuyorum bunu...
Gülüyorsunuz bana... Kafama taktığım şey ne kadar da ahmakça değil mi size göre? Halbuki bu böyle değil... Hiç öyle değil...
Yaşlandığınızda anlayacaksınız eminim.
5 Nisan 2008 Cumartesi
Stratovarius
Yeni öğrendim... Dağılan dağılana yahu... Biz de gelsinler bu memlekete mutlu olalım diye bekliyorduk bir yandan... Yalan oldu her bişi...
Onlara "Falling into Fantasy" ile veda ediyorum. Yeniden birleşmeleri dileğiyle...
dinleyelim...
21 Mart 2008 Cuma
Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. uzayın adını ben koymadım. uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. rahatlatır beni o. bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. romantizme uyum sağlamak için de değil. öyle. işin gerçeği budur. yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. lekesiz bir yalnızlık. lekelenmeye müsait bir yalnızlık. tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. pişmansın. pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. olmuyor tabii. olmuyor. sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. beni anlayacağın günler gelecek. beni de göreceksin. benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. korkma lütfen,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. çay pişiririz. çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. sonra da sen anlatırsın: sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. ben sıkılmam. ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. bir insan, bir insanı sıkamaz. bir insan canı isterse sıkılır. hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. endişelenmen gereksiz,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. başkalaşmaya çalışıyorum. gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. değişmek, hiç de zor değil. yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. evet, tıpkı bu. sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. birlikte dansedebilmek gibi. sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. ve ciddi. ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. masallarla geliyorum. efsanelerle geliyorum. herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. artniyetsizim. inan,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. aklıma yayıldın. ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: ortadaydım işte! bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. hayır! melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. kusura bakma, kafam biraz dağınık,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. kızmamalısın. darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! gerçekten kırıyorsun beni,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. insanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. yapacak çok işimiz var. dövüşecek çok düşmanımız var. kucaklayacak çok arkadaşımız var. bizim sebebimiz bu. bizim fazlalığımız bu. belki de iksirimiz. kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. yalan söylemiyorum
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. çikolata bile kurtlanabilir. dondurma erir. çiçek solar. galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! birer hatıraya dönüşseler bile! kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.
Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . yüzüme öyle bakma nefretle,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. kimbilir, doğrudur belki de! . adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin esrarı büyüleyici! romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. özveri denebilir buna. evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. insan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . sakın ha üstüne alınma,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Ben seni kırmak için yaratılmadım. uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? seni kaybettim. bunu biliyorum. seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. ortadaydı. bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. hala da saygıyla ağlıyorum. büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. inadıma öfkeleniyorsun. seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. bu da aşk işte! bu da entrika! bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! dur, dur, bağırma,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Bunlar da geçecek şüphesiz. seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. yaralandım. bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. bir gerçek aramıyorum felakete. bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. eğer hissediyorsan,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. o rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. dokunamadım sana. parmakuçlarım neşterdi çünkü. kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Kelimelerine Tapındığım Adam, Küçük İskender...
14 Mart 2008 Cuma
9 Mart 2008 Pazar
Tears Dry on Their Own
5 Mart 2008 Çarşamba
Turkey Islamic Fashion Rezaleti


1 Mart 2008 Cumartesi
Beynimi Resetleyen Lost Teorisi
Lost meraklılarını bir hayli tatmin edecek teori için Buraya Tıklamanız yeterli olacaktır.
28 Şubat 2008 Perşembe
Deli
"İş hayatımız yaşamımızın tümü değil. Bu yüzden kendini strese sokmaya da gerek yok. Sana ait olan hayat 18:00'da başlar. Daha öncesinde kendini yıpratmaya değmez. Rahat ol, dakika say."
22 Şubat 2008 Cuma
Bugün Türkiye Cumhuriyeti için önemli bir gün
NASIL BİR SİSTEM ?
BU NASIL BENZETME?
Konuşmasının bir yerinde çok ilginç bir keşfini (!) daha anlatıyor:
HANGİSİNE İNANALIM
Sözlerinin bu bölümünü özellikle askerlerin okuması gerekiyor:
CUMHURİYET REJİMİ
Çankaya’daki tablo çok vahim. Beyninde laiklik karşıtlığı, İkinci Cumhuriyet, Osmanlılık gibi kavramları taşıyan, siyasetini ve yaşamını bunlar üzerine oturtan, Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü ilkellik olarak gören biri o makamda –değiştiğini kanıtlayana kadar- oturamaz.
Başta CHP olmak üzere tüm ilgili kurum ve kuruluşlar bu konuyu ve Çankaya’da kimin oturmakta olduğunu dibine kadar irdelemeli, sürekli gündemde tutmalıdır.
Çocuk hakları kulübü
20 Şubat haftası Uykusuz'unu okurken Fırat Budacı'nın "Bişeyler Duydum" köşesinde ki haber dikkatimi çekti. Paylaşmak istedim;"Türkiye'de 6 milyon'un üzerinde çocuk işçi, 6 bin sokak çocuğu, 800 bin kimsesiz, 35 bin madde bağımlısı, 1 milyon 100 bin engelli ve sayısını bilmediğimiz fiziksel, cinsel, duygusal istismara uğramış çocuk yaşıyor. Üniversite öğrencileri tarafından kurulmuş Çocuk Hakları Kulübü'nün çocuk istismarı'nı engellemeye yönelik çalışmalarına destek vermek için http://www.cocukhaklarikulubu.org/ sitesini ziyaret edebilirsiniz."
21 Şubat 2008 Perşembe
20 Şubat 2008 Çarşamba
En Şahane Kahraman

Her çarşamba günü sarfettiği tek bir cümleyle çığır açar bu velet ve inanr mısınız Facebook'ta şu sıra tam 2,605 fanı var. Her hafta Uykusuz'la bedava =)
İnanmıyorsan işte burda
18 Şubat 2008 Pazartesi
Yeniden Doğup Gelsem !!!
15 Şubat 2008 Cuma
Japon Blog

Japon severlerin dikkatine...
Blog için buraya tıklayınız !!!
14 Şubat 2008 Perşembe
8 Şubat 2008 Cuma
Erir dedi doktor, Depresyon kar gibi
7 Şubat 2008 Perşembe
Bak Sen Lost'a !!
Yani bana :)
Yapımcıları carlton cuse ve damon lindelof ile yapılan bir röportaj.
1 Şubat 2008 Cuma
Yunusça
Kış aylarında dinlemeyi çok çok sevdiğim 657 'yi kanıma karıştırırdım kahveyle beraber. Çok kişinin bilmediği bu grup "Türkçe Progresif Rock yapan bir müzik gruptur. Grup üyelerinin tümü konservatuvarda hocadır. Adını tüm üyelerinin devlet memuru olması sebebiyle 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olmalarından alır.Müziklerinde opera formları kullanmışlardır. Grup Çatlak adlı albümüyle kariyerine başlamış olup, ikinci albümleri Bilseydik Yaşamazdık'ı çıkardıktan sonra çeşitli sebepler yüzünden 2004 yılında dağılma kararı almıştır."
Bu kısacık nottan sonra Çatlak albümünden Yunusça parçasını dinleyelim coşalım...
657' nin sizi daha da sarıp sarmalaması için albümlerini bir kez dinlemeniz yetecektir. Kahvenizi yudumlayın ve arkanıza yaslanın.
Tırnak içinde bilgi aha burdan alınmıştır
29 Ocak 2008 Salı
Neden ki?
1- Yazdıkça deşarj oluyorum. Bir şeyleri anlattıktan sonra rahatlıyorum. Bana kalsa daha uzun yazarım da insanların okumaktan sıkılacaklarını düşünüyorum.
Ben de Gizem'in neden blog yazdığını merak ediyorum. Söyle bana Gizem neden?
26 Ocak 2008 Cumartesi
Profiterol bile yaparım
Sonrasında o sarımtırak topları parmağınızla hafif aralayarak isterseniz pastacıların kullanıdıığ adını bilemediğim tüple yahut küçük çay kaşığı ile iyice dolana kadar doldurun. Bunu da becerdiniz mi? O halde muhteşemsiniz çünkü ben pek beceremedim. sonrasında yine aldığınız ikinci paket sosu da arkadaki tarife göre pişiriverin. Soğumadan da bu küçük şirin içi dolu topların üstüne büyük bir ahçı olduğunu düşünerek boca
Kadınlar beni pek sevmez
* Yeni bir iş, yeni sivilceler, topuklu ayakkabılara sıkıştrılmış ayaklar, kumaş pantolonun tırmaladığı bacaklar, her sabah itinayla yapılan badana, her sabah iş yerinde bir poğoça iki adet light üçgen peynir açık şekersiz çay... İşte görünen manzara. bunların yanısıra Burcu nelerden nefret eder;
* Sabahın yedisinde servisteki uyuşuk insanlardan.
Burcu ne yapar? Son ses açar Orphaned Land'i gocunmadan dinler. Herkes de onunla beraber dinler. Sinir olur. Burcu bu duruma bayılır.
* Her sabah ona çay getirmesi gereken çaycının her defasından kendisini es geçmesinden.
Burcu ne yapar? Çayı geldikten sonra mutlaka “elinize sağlık çok teşekkür ederim” der. Çaycı bir şey demez gider. Ve burcu hep söz verir bir daha teşekkür etmeyeceğim diye. Fakat yine de eder.
* Her gün itina ile dedikodusunu yapanlardan.
Burcu ne yapar? Dedikodusunun yapıldığı yere baskın yapar. Herkes susar. Amacına ulaşır. Burcu dedikoduyu sevmez. Üstüne basa basa diyorum hiç sevmez.
* Telefonda samimi olmadığı kadın kişilerin ona "canım" "cicim" "-cum" gibi kelimelerle ettiği hitaplarından.
Burcu ne yapar? Oralı bile olmaz. En sert ses tonu ile işini halleder ve telefonu kapatır. Samimiyete gerek yoktur. Burcu kimin ne olduğunu gayet iyi bilmekle beraber, samimiyetin kelimelere dökülemeyeceğini öğrenmiştir.
* En sıkışık iş zamanlarda yardım istediği meslektaşlarının telefonun öbür ucundan ona işi öğretmeye kalkışmasından (x2)*
Burcu ne yapar? Bir süre dinler. Dinliyormuş gibi gözükür. Sormak istediğini araya sıkıştırır. Cevabını aldıktan sonra demek ister ki; zaten bunun böyle olduğunu biliyorum. Fakat ne yazık ki en büyük hatam senin o bomboş, hamurlaşmış kafa yapından bir adet bilgi almak istememdir. Fakat diyemez. Burcu terbiyeyi iyi bilir. Sonrasında gülüp geçer. Olmadı içer.
Burcu ne yapar? Düşünür. Şu güne kadar yaptıklarını, davranışlarını onaylar. Kimseye güvenmediği için kendisine iki lahmacun söyler bir de ayran. Gözlerini ringe diker. Hergün birlikte öğle yemeğine çıkan kadınların aslında birbirlerini bir kaşık suda boğmak istediklerini görür. Keyif ve sükünetle izler. Olabildiğince geride durur. Karışmaz. Temenni eder ki birbirlerini öldürsünler ve iş yeri daha yaşanılası bir yer olsun.
* Tuvalete sürüyle giden kadınlardan ve bir türlü mekanı terketmemelerinden.
16 Ocak 2008 Çarşamba
Yara bandı
Hayat
Gerçekten de
Boktan
Oluyor...
Janis Joplin söylüyor.
Summertime
13 Ocak 2008 Pazar
Beyn Çılgınlığı
Ben de bu gazla bir kişiye sonsuz eleştirilerimi sunmaktan keyif alacağım. Mesela; yıllardır takibimde olan wykka 'yı ele alalım. Bu kendini bilmez kadın taklitçilikten öte gitmeyen bir televizyon çerezidir. Öyle ki zerafetimi kendisine örnek alarak yaptığım her hareketi, giydiğim her kıyafeti özenle kendisine yapıştırır. Sonra da çok şaşırmış gibi yapar. Ona sorarsanız artık Türkçe'nin çok sıradanlaştığını ve programların İngilizce sunulması gerektiğini savunur. "think" kelimesindeki "t" harfini söyeyeceğim diye dilinin üst damağına yapıştığına tüm stüdyo şahittir. Programına çıkarttığı papaz, rahip gibi kişileri el üstünde tutarken imam ve hafızları içeride tartakladığı da konuşulanlar arasındadır. En son Ankara'da bir matbaada sahte İncil basarken yakalanmaktan son anda kurtulmuştur ve bu durum beni gerçekten üzmüştür. Neyse ki Türk halkı yapılan programları ayırdetmekte yetenekli yoksa bunun gibiler dolup taşacak etrafımızda... Her neyse sevgili takipçilerim şimdi kaynana Semra'nın "ağdacı seçerken dikkat edilmesi gereken hususlar" isimli bölümüm için ön hazırlık yapmam gerekli... İyi bir gece dilerim. Saygılar.
12 Ocak 2008 Cumartesi
Zorunluluk tembellik doğurur
Teşekkürler Aylin :-)
10 Ocak 2008 Perşembe
Karmakarışık
Not: Uzun zamandır hiç bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Daim olmasını diliyorum.



