31 Ekim 2008 Cuma

Moralin mi bozuk? Patlat bir Sophie...


Daha evvel zamanda bahsettiğim Alışverişkolik ve Bebeği kitabının ardından şimdi de İngiliz yazar yine yine Sophie Kinsella'ya ait Alışverişkolik ve ablası'nı bir dikişte içtim... Aslında seriye yine sondan okuyarak başlamak durumunda kalsam da inanılmaz keyif aldım... Okumak 1 günümü aldı ve gülmek bana iyi geldi...


Kasım ayı adresim ise;Alışverişkolik ve Pembe Dünyası



Kitabın içeriği şöyle belirtilmiş;


"Merhaba! Ben Becky. Alışveriş yaparken kendini kaybeden biriyim ve yeni evliyim. Durumum şu. Cezalıyım. Yani, yeni evlenmiş olduğum kocam Luke ile aramız yaptığım bir tür müsriflikten dolayı açıldı. Kocam, ki kocam demeye bile alışamadım daha, tüm musluklarımı sıktı. Katı bir alışveriş diyetinde ve işsizim. Ayrıca yalnızım. Kankim Suze'un artık yeni bir Becky'si var. Feci durumdayım! Fakat, bir rivayete göre bir ablam olabilirmiş. Öyle diyorlar. Bir sevindim sormayın. Ruh ikizimdir şimdi o benim. Limitleri de açıktır belki. Sınırsız alışveriş olasılığı! Daha ne isterim!" Biliyorsunuz, geçen bölümde, yani Alışverişkolik ve Bebeği'nde muhteşem Becky'yi bebeği üzerinden yakalandığı bir alışveriş manisi döneminde etüt etmiştik. Şimdi ise bir tık geriye gidiyor, evliliğinin cicim sürecindeki şu mesut günlerine (!) ve birden ortaya çıkan ablasına da kavuştuğu coşkulu anılara dönüyoruz! Abla mı?Yani bir ruh ikizi! He, he. Tabii, tabii emin olun öyle! "

30 Ekim 2008 Perşembe

Hatırlamak, bayramlık elbiselerde leke bırakır.

Şu muhteşem anın şerefine koy bir bardak çay dedim anneme... İçeceğim keyifle... Ve ben bir kez daha anladım ki verilmiş sadakam, unutmadığım yeminlerim ve bir adet ahım varmış... Ha bir de yüzü olmayan arsızlar varmış ismi Dünya olan koca köyde... Köyün delisi durmuş durmuş "koy bir keyif çayı bana" demiş aklında Bülent Ersoy'un "yananı görür Allah" diye başlayan şarkısıyla...


Bu aralar temizlik yapıyorum hayatımda... Bana en küçük bir zararı dokunmuş kişileri çöp öğütücüye tıkıyorum ve çıkan sesleri dinliyorum... Ne demiş Elif Şafak Mahrem isimli kitabında geçen Nazar Sözlüğünde?


Unutmak: Göz Temizliği
Ve
Zırh: İçtekini, dışarının bakışlarından saklayamazsa, daha çabuk yenilir insan ve daha kolay öldürülür savaş meydanlarında...

Keramet Mumî Keşke Memiş Efendi'nin vişne rengi çadırı gibi Hayâl oldu benim için de geçmişin donuk ve sevgisiz çizgi gözleri...


Not: Elif Şafak'ın bugün itibari ile yazdığı tüm kitaplar bitti, 2 ay sonra çıkacak bir tarafta Mevláná ile Şems'in, bir tarafta Aziz ile Ella'nın hikayesini anlattığı yeni kitabını büyük bir devinim içinde bekliyorum.

Başlık, E.Şafak'a ait, bayıldığım bir cümledir.

29 Ekim 2008 Çarşamba

The Accidental Husband


Neden bilmiyorum bu film gibi fazla film ile karşılaşıyorum son zamanlarda... Kadın evlenecektir, birden başkası hayatına girer ve kafası karışır.. Tam evleneceği gün gelinlikler içinde evlenmek istemediğine karar verir ve diğer adama koşar, damat da "eyvallah sen mutlu ol yeter" der... Basar gider... Eeee bu nasıl erkektir? Sinir oluyorum bu tür filmlere ama yine de izliyorum hiç bir şeyden eksik kalmıyım ben aman!!!


"Radyo programcısı Dr. Emma Lloyd ile yayıncı nişanlısı Michael, New York’ta evlilik belgesi almanın sürücü ehliyeti almaktan daha kolay olduğunu düşünmektedirler. Sonuçta bu işin herhangi bir elemesi ya da sınavı yoktur. İkisi de 18 yaşınının üstünde ve akraba olmadığı sürece sorun yok diye düşünürler. Evlenmek için yapmaları gereken, belediyeye beraber gitmek, gerekli belgeleri hazırlayarak imzaları atmaktır. Emma bir radyo yayını sırasında dinleyicilerine, her zamanki gibi, gelişigüzel aşk reçeteleri dağıtırken Patrick Sullivan adlı itfaiyecinin aşk hayatına öldürücü bir darbe indirir. Bu çok bilinçli olmayan ama yine de kötü niyetli davranışın altında kalmak istemeyen ve buna bir cevap vermek isteyen Patrick de okuduğu gazeteden Emma’nın evlenmek üzere olduğunu öğrenince kusursuz ve unutulmaz bir intikam planı tasarlar ve uygular."

Kaynak

Nam-ı diğer Jelibon... Evet Sana

Kendini avutmayı başaran ve sorasında "aptalım" damgasını dolu dolu ağzından çıkartmayı başaran kişilerden olduğumu asla saklayamam her ne kadar çoğu kişinin aynı düşüncede olmadığını bilsemde... Bizim (ben dahil) sorunumuz ne biliyor musunuz? Problem insanları tanıyamamamızda, yahut sadece görmek istediğimiz şekilde görmenin işimize gelmesi bizi rahatlatması... Kendi aptalığımı baz alırsam, kendim gibi gözükmem ve içimin dışımın bir olması boynuma "saf" tabelasını asmama yardımcı en büyük unsur. Bazen Allah'a şükrediyorum bunun için. "Ben böyleyim" demek bazıları için büyük kaçış yolu ise de aslında en büyük kabulleniş kişi için.


Birini tanımıştım. Küçüktü yaşı, kimselerin kötü olarak nitelendiremeyeceği, güleryüzlü normal dış görünüşüne (modern lafı daha uygundur) sahip bir kişi. Zaman geçtikçe aslında, sır kutusu açıldıkça sordum kendime: "hayır! söylediklerinle yaptıkların bir değil", "kime oynuyorsun" "bunun sebebi nedir?" Ona baktıkça ve onu dinledikçe nasl bir affallama geçirdiğimi kendime itiraf etmem aylarımı aldı... Sorgulanmaya başladım... Tepemde bir lamba, gözümün önünde şeffaf banyo perdesi, öncesinde yaptığım çoğu şeyin yanlışı ve günahı... Gelecek için ise Cennet'e gidecek bir uzun yol... Bilmediklerimi öğrenmek, hatta benden yaş ve tecrübe olarak altta olan birinden duymak şaşkınlığımı ve cahilliğime olan ayıbımı artırdıkça ben kayboldum derinlerde vs... İyi mi oldu? Evet!


Şimdi genel olarak izliyorum o ve onun gibi olan dindar fakat bunu asla belli etmeyen insanları... Hayretler içinde kalıyorum ister istemez. Yaş-meslek-statü-para-cinsiyet farketmeksizin dikkat edin arkadaşlar. Aldanmayın... İlk önce tanıyın çevenizdeki insanları sonra adımınızı atıp arkadaşlık edin. Sizi etkileyerek kör noktalara sürükleyip de kendileri partilerde fink atan dincilerden, kötü ve yalancı olup da muhteşem intiba bırakmak için elinden geleni yapan insanlara karşı hazırlıklı olup Kuran'ı kendi kendinize okuyun... Kimsenin etkisine kalmayın..
Saygılar,

27 Ekim 2008 Pazartesi

İznimin ilk gecesi, Elveda Rumeli'yi izledim, şimdi "Yol Arkadaşım"ı izleyeceğim sonra da "Dantel" isimli yeni diziye başlayacağım. Çember oyası gibi izledikçe izleyesi geliyor insanın... Ömür biter dizi bitmez kanımca... Mesela, yarın "Benim annem bir melek", çarşamba günü "Avrupa yakası" ve aynı saatte "Yaprak Dökümü", Perşembe "Aşk-ı Memnu" ile birlikte Cuma günü olan diziler hakkında bilgim yok... Tabii ki bunların hepsini sonuna kadar izlemiyorum 5'er dakika yetiyor...

26 Ekim 2008 Pazar

Bu site sayesinde inanılmaz sims karekteri indiriyorum... Oynu oynamak öyle büyük keyif oluyor ki tüm gün sandalyeye yapışık vaziyette geçiyor...

25 Ekim 2008 Cumartesi

Blogger.com’a mahkeme engeli

Google tarafından 2003 yılında satın alınan en popüler İnternet günlüğü (blog) servisi blogger.com, Türk Mahkemeleri tarafından engellenen büyük servislerler arasındaki yerini aldı. Türkiye’den siteye giriş yapmaya çalışan kullanıcılar artık alışmaya başladıkları bir uyarı mesajıyla karşılaşıyorlar.


İSTANBUL - En popüler İnternet günlüğü (blog) servisi blogger.com, Türk Mahkemeleri tarafından engellenen büyük siteler kervanına katıldı.
Haberin devamı

İnternet dünyasının kişiselleşmesinde büyük rolü olan ve Web 2.0 dünyasının en yoğun şekilde kullanılan internet günlüğü (Weblog, Blog) servisi blogger.com‘a Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği erişim engellendi.

NTV’nin haberine göre servisin ana etki alanı blogger.com ile birlikte kullanıcıların günlüklerini yayınladıkları alt etki alanlarını barındıran blogspot.com etki alanına da erişim tüm alt etki alanları ile birlikte engellendi.

TÜRKİYE’DEKİ KULLANICI SAYISI ÇOK
Servis, dünya çapında milyonlarca kullanıcıya hizmet veriyordu, daha önce kapatılan internet günlük servisi wordpress.com gibi, blogger.com’un da Türkiye’de azımsanmayacak kadar çok kullanıcısı bulunuyor.

24 Ekim 2008 Cuma

Unutmak bir hap kadar yakın, çıldırmak daha da...


"ABD'li bilim adamları, aşk acısı gibi unutamadığımız kötü anılarımızı ve fobilerimizi ortadan kaldıracak bir ilacın yakın gelecekte hazır olacağını söylüyor.

Georgia Tıp Üniversitesi'ndeki Beyin ve Davranış Keşif Merkezi'nce yapılan deneylerde, kötü anıların saklanmasına yardımcı olan bir çeşit molekülün izole edilmesi sağlandı.
Tsien, birkaç yıla kadar hap ya da aşı şeklinde kullanıma hazırlanması beklenen tedavinin beyin üzerinde herhangi bir yan etkisi olmaması için araştırmalarını sürdürdüklerini sözlerine ekledi"


Bilimadamlarının ellerini çok çabuk tutmasını ve ilacı kanıma, beynime enjekte etmelerini rica ediyorum. Deneme sürecinde kobay olarak dahi kullanılabilirim hiçbir şüpheleri olmasın. Hatta benim gibi unutmak istediği şeyleri olan bir dolu insan bulabilirim, üstüne para da istemem...

joel : günlügümün bazi sayfalari yirtilmiş, oysa böyle bir şey yaptıgımı hatırlamıyorum. bir şeyler yazmayali ne kadar olmuş...

Eternal Sunshine of the Spotless Mind filmini izleyip izleyip ağlayan benim gibi insanlar defalarca bu yöntemi akıllarından geçirmişlerdir. Mesela, "sabah uyansam ve kim olduğumu unutsam" yahut "elim bir kaza sonucu sadece hafızamı yitirmiş olsam" bu düşünce baloncuklarının yaratıcılıkları bitmez saymakla... Tabii hepsi aynı amaca hizmet edeceklerdir. Unutmaya... Bir başka düşünceye göre; "neden unutayım ki, öyle bir aşk acısı çektim ki canıma ot tıkadı, süper bir tecrübe karakter gelişimim için, çocuklarıma bunu anlatacağım" diyenler de yok değil...

her ikisi kendi evlerinde ağlamaktadır. nihâyetinde clem, zarfın üzerindeki adrese bakarak joel'in evine yol alır. apartmanına girerken frank onu tanıyarak selâm verir. clem, joel'in evine girer. joel, bir köşede kasetten kendi itiraflarını dinlemektedir. üzgün olduklarını birbirlerine ifâde ederlerken joel'in kasette yaptığı itiraflar git gide kötüleşir. clem, daha fazla dayanamaz ve çekip giderken birbine vedâ ederler. fakat joel kalkar ve koridora giderek clem'e seslenir:

joel: bekle!
clem: ne var?
joel: bilmiyorum. sadece bekle!
clem: ne istiyorsun, joel?
joel: sadece biraz beklemeni istiyorum.
clem: peki. gerçekten mi?
(joel yanına gider)
clem: ben bir kavram değilim, joel. sadece huzur arayan bir kızım. ben mükemmel değilim.
joel: sende hoşlanmadığım hiçbir şey göremiyorum.
clem: ama göreceksin!joel: göremiyorum.
clem: göreceksin. bir şeyler bulacaksın. ben de senden sıkılıp kendimi kapana kısılmış hissedeceğim. çünkü bana hep böyle olur.
joel: tamam.

(der ve tebessüm eder. clem ise ağlamaklı gülerek)

clem: tamam.

(her ikisi de gülüşürler.)

Sonra izleyici ağlar zırlar, hapı yutup bomboş zihninin boş havuzunda yüzme taklidi yapar...

22 Ekim 2008 Çarşamba

".. O sıralar çok yumuşak, çok duygulu, orta tabakadan bir metresim vardı. Yazdığı duygulu içli mektupları beni güldürürdü. Ona yaşattığım üzüntüleri, kendi çektiklerimden anladım. Beş dakika boyunca onu dünyada hiçbir kadının sevilmediği kadar kuvvetli sevdim..."

Alexandre Dumas'ın Kamelyalı Kadın kitabından alıntı.

Duvarlarımda insanlar olsun istiyorum

Dekorjinal sitesine üye olup 2 adet duvar stickerı almak için sipariş vereceğim fakat inanılmaz derecede kararsız kaldım. Siz de fikrinizi söylerseniz süper olacak.

1-
2-

Tabii daha farklı seçenekler de mevcut mesela;


21 Ekim 2008 Salı

İnsanların sabahın köründe otobüste carcar konuşmasına dayanamıyorum. O anda dillerini yutmalarını diliyorum içimden.

20 Ekim 2008 Pazartesi

Aşk, Gurur ve Pazartesi

Upuzun 5 gün var haftasonuna... 5 günde neler olur? Savaş çıkabilir, ölebilirim, hafızamı yitirerek evimin yolunu unutabilirim, kaybolabilirim, ağzıma lokma koymam ve 30 kiloya düşebilirim, aşık olabilirim yahut aşık olanlardan nefret edebilirim. 5 günde işten kovulabilir yahut büyük ikramiye kazanabilirim, kör kalabilirim. 5 gün insan için ne kadar uzun bir süre... Zamandan bir şey bekleyen kişiler için ömür demekse de 5 gün, beklentisizler için her hafta yaşanan olağan pazartesi sıkıntısı x 5'tir.


Haftasonu Jane Austen'ın Pride and Prejudice kitabını bitirerek iki kez de filmini izledim. Sonuç olarak anladım ki bu zamanda bile bana ayıp gelen [koca bulmak için balolara gitmek, bunun için babadan yardım istemek vs..] şeyler o yılların ingilteresinde çok olağan... Hatta yapılmadığında ayıplanan eylemlerdir. Bunun yanında piyano çalmak, okumak, nezaket, dans edebilmeğin herşeyin önünde gelmesi 18. yy yaşanası kılabilir. Mesela ben isterdim malikaneler arasında at arabasıyla yolculuk etmeyi falan... Eğlenceli hem de çok... Saçmalıyorum şu an farkındasınızdır ya çaktırmayın...

Kitabı Buradan okuyabilirsiniz.



Kitabın filmine gelince; Matthew Macfadyen'ın muhteşem oynadığı Mr. Darcy için film bir kez daha izlenecekse de Keira Knightley'nin oynayamadığı Elizabeth Bennet karekteri için mutlaka filmden önce vaya sonra kitabı okumanızı tavsiye ederim.





15 Ekim 2008 Çarşamba

Poverty - Yoksulluk


Arada sırada kurcalamaktan zevk aldığım "blog action day" sitesi bugün bana 15 Ekim'i hatırlattı maille. 15 Ekim 2008 neyi mi ifade ediyor?

Genel olarak; "Blog Hareket Günü, dünya blog yazarlarını, podcast ve videocast yayını yapanları aynı gün aynı konuda yazmaları için bir araya getirmeyi amaçlayan, kar amacı gütmeyen, her yıl yapılan bir organizasyondur. Blog Hareket Günü'nün amacı, binlerce farklı insanın farklı görüş ve fikirlerini tek bir konuda odaklamalarını sağlayarak dünya çapında bir tartışma başlatmaktır." diyor sitede... Bu yıl ki konu da başlıktan da anlaşıldığı üzere "Yoksulluk"...


15 Ekim; kış aylarının ilk durağı... Yoksulluğun daha bir çıplak gözüktüğü zamanlar... Çoğumuz için olağan bir durum pek tabi. Öyle fazla ki yoksul insan, alıştık sokakta yürürken aç olduğu anlaşılan kişilerle yanyana olmaya... Toplumun bireyselleşmesiyle bencilliğin artması paralel günümüzde. Tabi bu da güvensizliği doğurmakta saklı gizli. İnsanlar bağış yapacakları kuruluşların kapısında belki defalarca düşünüyorlar paralarının hangi amaç için kullanılacağını. Peki bu sebepler var oldukça yoksulluğun önü alınabilir mi?


Yoksulluk çağımızınöylesine uzun zaman öncesinden gelen bir sorundur ki; Kuran-ı Kerim'de bunun biraz olsun engellenebilmesi için Zekât vermek, kurban keserek belirli ölçüde etini yoksullara dağıtmak, aynı şekilde bir yoksula sadaka vermek bir müslüman için büyük önem taşımaktadır. Ve kutsal kitapta bu eylemler defalarca ve defalarca belirtilmiştir insanlığa. Yine Ramazan ayında kurulan o iftar çadırları neden bu kadar fazla dolup taşıyor sizce? Çünkü yoksul ve aç insan özellikle büyük şehirlerde çok fazla. Bunlar sadece benim vermek istediğim örneklerdi. Yazdıklarım taraflı bir düşünce kesinlikle değildir. Altını çizmek isterim bunun.


Kişisel önerime gelirsem; bana göre yoksulluğu para ile değil yemek ile durdurabiliriz. Aç olduğunu ve ya üşüdüğünü söyleyen bir insana para vermek yerine yiyecek alarak yahut onu giydirerek daha verimli olur diye düşünüyorum... Belki de yoksul olmadığım için açlık hakkında hiçbir şey bilmesen yazıp duruyorum.


Sizler yine de blogactionday sitesini bir ziyaret edin derim ben.


Geniş Bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Laik genç kızlar Marx’ı Marks&Spencer sanırmış

"NEW York Times’ın Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, Türkiye’deki türbanlı genç kızların ’ne kadar kültürlü’ ve ’her türlü özgürlüğü savunan, demokrasi yanlıları’ olduklarını her fırsatta vurgulamak için, yazısında çeşitli örnekler de verdi. Örneğin Havva Yılmaz’ın, "Eşcinsellere özgürlüğü de savunuyoruz" sözlerine yer veren Tavernise, Marx dendiğinde başı açık kızların İngiliz "Marks & Spencer" alışveriş merkezini anladıklarını, türbanlıların ise bunun ünlü filozofun adı olduğunu bildiklerini öne sürdü."

Sabahın köründe Hürriyet Gazetesi'nde çıkmış
haberi görüp de kahkaha atmama sebep olan, cehaletin pençesine düşmüş, eşcinsel yanlısı Havva Yılmaz'dan Allah razı olsun. Kendisine kafasını bir süre açıp hava aldırmasını rica ediyor, aksi taktirde beyin hücrelerinin zarar görebileceğini de eklemek istiyorum.


Haberin hepsini okuduğunuzda nasıl saçma bir ideoloji belirlendiğini göreceğinizden detaya giremiyorum, fakat bu hanımkızımız, türbanlıların eşcinsellere özgürlüğü savunduklarını belirtmiş [gururla]... Aslında abartılı ve âmâ misali bilgi yoksunluğu ile yazı yazmaya uğraşan Sabrina Tavernise'nin en büyük genellemeye imza attığı haberde şöyle diyor; "Halen ’dindar müslümanlar’ tarafından yönetildiğini yazdığı Türkiye’de geçerli ideoloji ve hukukun laik olduğunu kaydeden Tavernise, bunun, ’Eski general’ diye söz ettiği, Türkiye’nin Osmanlı doğusu ile bağlarını kesip batıya iten Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’lerde başlattığı otoriter idareye kadar geri gittiğini iddia etti. Buna rağmen, bugün pekçok gence göre özgürlüğün anlamının ’islamı yaşamak’, ifade özgürlüğünün anlamının ise başını kapatmak şeklinde algılandığını da ileri süren New York Times muhabiri Tavernise, bu gençlerin özgürlük ve ibadet, modernlik ve gelenekler, hatta doğu ve batı arasında mevcut olan bulanık farklılıkların yeniden belirlenmesine çalıştıklarını yazdı."


Benim üzüldüğüm nokta ise bu yazılanlara inanan kaç genç vardır Türkiye'de? Laikliğin anlamını bir türlü kavrayamamış bu yazar diye geçinen insanlara aldanmayın. "Din" gibi önemli bir mevzuuyu ayaklar altına alarak bunu devlet yönetimi kadar yalan dolanın döndüğü bir cemiyete sokulmasına karşı çıkın... Alt tarafı bir türban takacaksın diye vatan için kan dökmüş şehitleri ezip de laf söylemeyeceksin. Bilirsiniz ki şehitlik Allah katında bir mertebedir. Aksi taktirde yazar geçinen kişilerin bahsettikleri yönetici "dindar müslümanlar" ın çoluğu çocuğu gibi kafada türban Amerika yollarına çıkıp da ve evler tutup da din istismarı yapan laik, başı açık genç yok sayıdadır.

Ayrıca haberin bir de fotoğrafı var;



Sokaklarda her gün gördüğümüz türbanlı bayanlara benziyor değil mi?

Kafa kapansın yeterli...

14 Ekim 2008 Salı

Bugün benim doğum günüm

Merhaba arkadaşlar,

Moralim bozulduğunda her ne kadar doğduğum güne lanet etsem de, çoğunlukla seviyorum kendimi ve iyi ki doğmuşum diye şükrediyorum Allah’a.. Yıllar geçtikçe zamanla doğum günü heyecanım azalsa da, yine bir kıpır kıpırlık mevcut bu kırılgan kalbimde...

Doğum günümü kutlayan herkese çok teşekkür ederim. İyi ki doğdun diyenlere daha da teşekkür ederim.



"son günlerde çok düşünür oldum
zor zamanları çabuk atlatır oldum
bakıyorum aynaya her gece içim rahat biraz yorgunum sadece
hayatıma giren herkese yaşanmış herşeye
teşekkürler büyüyorum sizinle... "

10 Ekim 2008 Cuma

Fazilet ve Hasan Boğuldu

Yüzlerini film karelerine çok yakıştırdığımız yerli aktirstler vardır mutlaka. Onları yurtdışında herhangi bir film şirketinin yapmış olduğu filmlere yakıştıramayız. Yani rol kapasiteleri sanki sadece yerli filmlere yetiyormuş gibi algılarız... Aslında bu sinemaya at gözlükleri ile bakmak denilebilir kendi açımdan. Benim aklımda bu kıstasa uyan ilk isim kesinlikle Hülya Avşar'dır. Beni en en en çok etkileyen iki filmi; İrfan Tözüm'e ait 1989 yapımı "Fazilet" ve Orhan Aksoy'un 1990 yapımı "Hasan Boğuldu"'dur. Bana göre Hülya Avşar'ın "Berlin in Berlin"'i dahi solda bırakan oyunculuk sergilediğini düşünüyorum iki filmde de... "Fazilet"'te sergilediği o kıskanç kadın tiplemesi, Alev'in olan kıskançlığını fotoğraflarını karalayarak ve hayalleri ile şizofreninin dibine vurduğu sahneleri, sosyal statünün o iki uç noktasının getirdiği ezikliği muhteşem yansıtmıştır. "Hasan Boğuldu" ise mis gibi Ege kokan bir filmdir. Apayrı kültürlere ait kadın ve erkeğin töre çıkmazına girdiği ve genç bir göçebe kızının masumluğunu, sessiz ızdırabını izlediğim andan itibaren çıkartmamıştır aklımdan. "Obanın en güzel kızı Emine ile evlenmesi için töreler gereği sırtına 40 okkalık tuz yüklenen ve o yükü belli bir yere kadar taşıması istenen Hasan'ın öyküsüdür." Bu sebeple Hülya Avşar ne kadar medya önünde şımarık gibi gözükse de aslında işini en iyi yapan sinema sanatçısıdır.


-Fazilet (Konusu)-
"Yoksulluk nedeniyle çocuk yaşlarda köyünden kopup,amcasıyla (İhsan Yüce) büyük kente gelen Fazilet (Hülya Avşar),zengin bale öğretmeni Alev Hanım'a (Merih Akalın) hizmetçi olarak verilir.Alev'in aracılığıyla inşaat işçisi Aziz'le (Yaman Okay) evlenen Fazilet, içten içe hanımının görkemli ve sosyetik yaşamının etkisindedir.Giderek Alev'le özdeşleşir. Bilinç altının baskısıyla da iç dünyasında düşsel bir Alev yaratır. Köy kökenli Fazilet'in büyük kentteki yaşamı bir kimlik değişimiyle sürüp gider. "




9 Ekim 2008 Perşembe

1

Bütün iç organlarımı bir tarafa koyup koşmak istiyorum. İçimde tek bir inancım kalsın diliyorum... Gömülmek kitaplara kafamı kaldırmadan... Yollar hiç bitmesin istiyorum... Batıya değil ama doğuya gitmek ve çölün ortasında o pis, kandıran gülümsemen olmadan susuzluktan ölmek istiyorum...

Gucci 2009 İlkbahar-Yaz sezonu


Gucci gelecek yaz dar ceket pantolon takım çalışmış. Bence çok şık... Parlak kumaşlar tercih edilmiş ve tabii ki yüksek topuklu ayakkabılar. Buna göre kilo vermek lazım gelir gibi...


Gece elbiseleri ise üfür üfür serin serin fakat upuzun :) Kısa elbise ve ya etekler tarih mi oluyor ne? Aynı bir moda editörü gibi konuştuğumun farkındayım fakat uzun elbiseler inanılmaz rahat oluyor. Basma etek modası yeniden hortlamışken keyfini çıkartmak gerektiğini düşünüyorum.



Gucci 2009 İlkbahar-Yaz sezon fotoğrafları için tıklayabilirsin

Çirkin erkek daha çok mutlu ediyor

Tahmin ediyordum fakat artık araştırmalar da yapılmış işte :)

"Birbirinden güzel kadınlarla birlikte olan çirkin erkeklerin sırrı sonunda çözüldü.

ABD'deki Tennessee Üniversitesi uzmanlarının 82 çiftin evliliğini bes yıl boyunca izleyerek yaptığı araştırmaya göre, eşi kendisinden çirkin olan kadinlar kendilerini daha mutlu ve daha güvende hissediyor.


Araştırmaya göre, eşinden daha çekici olan bir erkegin ufak kaçamaklar yapma şansı daha fazla oluyor. Böyle bir şeyin ihtimali bile evlilikte kadının huzurunu ve mutluluğunu bozuyor. Ancak erkek kadından çirkinse, kadınına daha fazla sahip çıkıyor. Hal böyle olunca, kadınlar da eş olarak kendinden daha çirkin erkekleri seçiyor."

8 Ekim 2008 Çarşamba

Elif beni Mudo'ya götür

Arkadaşım Nuray bir kıyak yaptı ve Mudo Collection kataloğunu benimle paylaştı.
Elif beni Mudo'ya götür!!!


Canı sıkılanlar içn eski tarihli çeşitli dergi katologları da aşağıdadır.

Gezgin
Tempo
Country Homes
Mutfak Rehberi
Home

İlk bakışta kavuna benzetebilirsiniz fakat fotoğraftakiler erik. Annanemin bahçesindeki ağaç erik dökmüş bu sebeple yerler turuncu =)

Bunlar ise Çiğdem...

7 Ekim 2008 Salı

"Bir insan ancak gerçekten dine dayalı bir ülkeye gidene kadar dindardır. Daha sonra herşeyi masraflar, makineler ve asgari ücret olur. "
Aldous Huxley

Okumak bir ömür boyu


Okuma Sitesi kitap seçimi için uygun bir site
Görüldüğü gibi profilimi oluşturdum bile =)

6 Ekim 2008 Pazartesi

Yahudi Efendi


Bayram tatili sırasında okuma fırsatı bulduğum bir kitap Yahudi Efendi. Bilindik Osmanlı tarihini değil de kim olduğunu, hangi dine ait olduğunu bulmaya çalışan Adam Zakir'in sürükleyici ve sorularla bezeli hayatını anlatıyor. Toksöz B. Karasu'nun sayılı kitabından biri olan Yahudi Efendi'nin okunmasını tavsiye ederim.


Beş bölümden oluşan kitap şu şekildedir...(Alıntı-Siyahkahve)

Bölüm I: İsa beni neşelendiriyor, bana göz kırpıyor ve aklımı karıştırıyor. Günaha girmek istiyorum. (1905-1922 İstanbul)

Yedinci doğum günüme kadar annemle ben, annemin icat ettiği küçük bir oyun oynardık. Oyunun adı şehzade idi. Ben “şehzade” olur ve minderli bir “taht”a kurulurdum. Annem de padişahın öldüğünü ve benim imparatorluğun yeni padişahı olacağımı haber vermeye gelen ulağı oynardı.

Babamın ikinci karısı Meveddet Hanım’ın Ertuğrul adında bir erkek evlat dünyaya getirmesi, şehzade olma hayallerimi temelinden yıkmıştı. Bu makam için hırsla yaptığım entelektüel ve fiziksel hazırlıkların altını boşaltmıştı. Cumaları hariç her gün altı saat, Arapça, Fransızca, tarih, din, edebiyat ve müzik dersleri alıyordum.


Bölüm II: Ateist beni boşluğa itiyor, bana tepeden bakıyor ve moralimi bozuyor. Ölmek istiyorum.(1922-1926 İstanbul)

Gazete manşetleri Meclis’in halifeliği kaldırma kararını ilan etmekteydi. Çok dindar bir Müslüman ailesinin çocuğu olan Doğan, Süleymaniye Camii imamının o akşamki vaazında neler söyleyeceğini pek merak ediyordu. Hep beraber kalktık gittik. Hemen karşısında yaşamama rağmen, hakkında çok şey işittiğim ve okuduğum bu yeri hiç ziyaret etmemiştim. Annemin takma adına ilham kaynağı olan Roxelane burada yatıyordu, kocası Sultan Süleyman da öyle. Şimdi dev gibi incir ve dut ağaçlarının ardında kalan mozolelerine şöyle bir göz gezdirdim. Onlar gerçekten yaşamışlar mıydı?


Bölüm III: Musa beni sindiriyor, gözlerini gözlerime dikiyor ve içime endişe salıyor. İsyan etmek istiyorum. (1926-1941 Paris)

Villa Manolya’ya yaklaştıkça ortamın dinginliği yerini tam bir curcunaya bıraktı. Evin önünde çoğu İtalyanlardan oluşan büyük bir kalabalık toplanmıştı. Çığlık çığlığa bağırışıyorlar, bahçe kapısını kırarcasına sarsalayıp duruyorlardı. Buruşuk kâtip, İtalyanların dediklerini tercüme etti. Kalabalığın hiddetlenme sebebi, padişahın aldığı mal ve hizmetler karşılığında kendilerine altı ayı aşkın bir süredir ödeme yapmamış olmasıydı. Onlar da zararları hakkıyla telafi edilene kadar padişahın tabutunun evden çıkarılmasına izin vermeyeceklerdi.

Vahideddin’in halka altınlar saçtığı günleri hatırladım. Şimdiyse, şanlı imparatorluğun son sultanına yaraşır bir cenaze töreni bile çok görülüyordu.


Bölüm IV: Muhammed beni tehdit ediyor, bana parmağını sallıyor ve beni kızdırıyor. Savaşmak istiyorum. (1941-1945 İstanbul)

Tren Sirkeci istasyonuna girerken uyandım ve hemen perona atladım. On beş sene sonra yeniden İstanbul’daydım. Güneş doğmak üzereydi. Eski Karai bölgesindeki Yeni Camii’nin minarelerinden okunan ezan Galata meydanına yayılıyor, insanları sabah namazına çağırıyordu. Bir coşku hissettim yüreğimde. Sonra derin bir hayal kırıklığı sardı içimi. Müezzinler “Allahu ekber”le başlayan geleneksel çağrıyı değil, ezanın kadanslarını ve anlamını tamamen düzleştirerek, Türkçe çevirisini okuyorlardı: “Tanrı uludur.”

Bir balıkçı teknesinden balık-ekmek aldım. Bayattı, ama içinde yuvaya dönüş lezzeti vardı.


Bölüm V: Tanrı bana inanıyor. Sevmek istiyorum. (1945-1947 Kudüs)

Birden sertçe durup bana döndü. “Bak Sıddık,” dedi. “Bir yılı aşkın süredir buradasın ve ne bir kadınla, ne de bir oğlanla yattın. Hiçbir erkek senin gibi yaşayamaz. Kalbe oruç tutturmak sağlığa iyi gelmez. Doktor sensin, ama benden söylemesi, bütün o baş ağrıları, kusmalar, insanlara çarpmalar, ayak bileklerindeki yaralar filan, hepsi de ‘hayat suyu’nu biriktirmenden kaynaklanıyor.

“Bir kurtarıcı, bir Mesih, bir Mehdi mi bekliyorsun güzel kardeşim? Ne bekliyorsun? Sonsuz gelecek mi? Sonsuz şimdiye ne dersin? Hayat birbirini izleyen ‘şimdiler’den ibarettir…”

2 Ekim 2008 Perşembe

Gökkuşağı


Yaşadığım sene kadar her daim gittiğim köyümde hiç bu kadar huzurlu olduğumu hatırlamıyorum ben... Evimize ayak basar basmaz bizi dakikalarca gökyüzünü neşelendiren bir gökkuşağı karşıladı. İkamet ettiğimiz mekan dümdüz bir ova olduğu içün başlangıcı bitişi belliydi renk cümbüşünün. Oturup izledim dakikalarca... Ne büyük bir olay aslında gökkuşağı. Mutlu hissediyor kendisini insan. Güneş bulutların arasından görünürken inatla, yağmaya devam eden "ben de buradayım" diye inleyen yağmur damlaları. Aslında büyük kargaşa. Ve durumun hakemi gökkuşağı... Bir filmde duymuştum; "Her yağmur damlasını bir melek taşır" diye... Doğruluğu muamma olsa da güzel bir tez... Bu sebeple yağmuru da seviyorum güneşi de karı da her haltı seviyorum...



Bugüne dönersek eğer; benim için hüzünlü bir akşam... Bambaşka bir pencerenin manzarasına uyanacağım bir sonraki gün... Ne düşünmem gerektiğini kestiremiyorum. Hep bu odada yaşayacağımı ve burada öleceğimi düşünürdüm buhranlı zamanlarımda. Öyle bir bağımlılıktı ki; yer döşemelerimi dahi değiştirtmez takıntılı insanlar gibi duygusal bir bağ kurardım pencerele, kapıla, gömme dolabla... Tek dileğim herşeyin yeni evimde gökkuşağı kadar renkli ve huzurlu olması... Başka da; sağlığınız işte arkadaşlar :)

27 Eylül 2008 Cumartesi

Bu siteye DE erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir

İmeem mahkeme kararı ile engellenmiş.

Hatta;
"Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir"


Nasıl bir ülkede yaşıyoruz biz?

Arkadaşlar, bayramda bilgisayar başında olamayacağım bu sebeple şimdiden Ramazan (şeker )bayramınız mübarek olsun.

26 Eylül 2008 Cuma


Geçen gece bu fotoğrafı çektim. Sonra da çok fazla sevdim.

Külliyen Sağlık Saçmalığı

Bugün saat 11:10'da muayene olmak için Kocaeli Cevat Çetin sağlık ocağına gittim. Ayakta kayıt için sıra bekledim. Önümde 9-10 kişi varken ve saat 11:27 iken veznede duran bayan saat 13:30'a kadar doktorların hasta kabul etmeyecekleri bilgisini verdi. Yani ben doktorların 2 saat öğle tatili yapacakları sonucunu çıkarttım bu durumdan. O anda sıradan isyan homurtuları yükseldi. Bir sağlık kuruluşunda olmaması gereken bir durum bu. Külliyen saçmalık yani. Bunun üstüne ben de tabi duramadım ve söylenmeye başladım. Şikayet edeceğimi ve sağlık ocağına bunun yakışmadığını belirttim. Diğer kişiler sustular ve bu durumu kabullendiler. Sırada bulunan adamın bir tanesi çocuğunu okuldan izin alarak getirdiğini ve öğlen okuluna dönmesi gerektiğini belirtti ve vezne hanım da; "onu okul ile görüşeceksiniz" gibi sorumsuzca bir yanıt verdi. Merak ettim acaba bu bayan kaç kişiyi zor durumda bıraktı? Baba işyerinde izin almış gitmiş çocuğun okulundan da izin almış belki de öğle tatilini bu hususta harcayarak ilaç yazdırmaya gelmiş ve böyle bir cevapla karşılaşıyor. Bunun yanında kollarında yeni doğmuş bir bebekle kan aldırmak için gelen bir kadına "kan alımını bayramdan sonra yapıyoruz" cevabı dumur denizlerinde yüzmeme sebep oldu. Sonuç olarak; Allah kimseyi kimseye muhtaç bırakmasın hele ki ülkemin doktorlarına asla muhtaç bırakmasın. Merak ediyorum acil bir hasta gelmek zorunda kalsaydı ona da "13:30'da gelin" mi diyeceklerdi? Hangi sağlık ocağı saat 11:30'da öğle molasına çıkıyor? Yanlışım varsa düzeltin rica ederim.

Sonuç olarak kırk yılın başında gittiğim sağlık mekanından ilaç yazdırmaktan vazgeçerek evime döndüm.

Allah kimseyi doktor eline bırakmasın. Genelleme yaptım farkındayım. Üstüne alınması gerekenlerin mekanı belirtilmiştir.

Ego Testi

Bu sitedeki testi yapmanızı mutlaka tavsiye ediyorum =)

Sonuçları mı da yazayım tam olsun;

Ruh hali - Rahat

Zevk seçimin dış görünüşüne çok önem verdiğini gösteriyor.Dışarıya güzel gözüken kendi içinde de mutlu olur öyle değil mi?
Romantiksin ve doğanın sade güzelliklerinden hoşlanıyorsun. Uçsuz bucaksız tabiat manzaraları seni rahatlatıyor.
Müzik hayatının fonunda çalıyor. Odaklanmanı ve konsantre olmanı sağlıyor. "Off" düğmesine elin gitmiyor.
Sanata yaklaşımın oldukça klasik. Tarihe ve yüzyıllar boyunca yaşayan eserlere özel bir ilgin var. Gerçek sanatın zamana direnebilen olduğuna inanıyorsun.

Eğlence- Heyecan Peşinde

Tatilde deneyimi her zaman konforun önünde tutuyorsun.Gittiğin yönü tayin etme özgürlüğünü seviyorsun.
Küçük bir yakınlaşmadan başka hiçbir şey seni böyle heyecanlandıramaz. Aşk için asla yeterli zaman yok!
Tam bir doyumsuz!! Flört etmeye olan açlığın asla durulmaz. Aşk ve seks iştahın oldukça yüksek.
Seni rahatsız eden şey nedir? Etrafındakilerin daima bakımlı, sıkı vücutlu ve çekici gözükmelerini istiyorsun. Kilolu,tüylü,kıllı hiçbir şeye tahammülün yok.

Alışkanlık - Yeni nesil fanatik

İçten içe sağlıklı bir yaşam sürdürmek gerektiğininin farkında olsan da, günü geçirmek için ihtiyaç hissettiğin vazgeçilmezlerin var. Tam bir alışkanlık yaratığısın.
Evinde , farklı ve cesur tarzını yansıtmayı seviyorsun. Etrafındaki herşey sana kendini iyi hissettirmeli
Saf ve temiz - İçecek tercihin sağlığına önem verdiğini ve kendin için neyin faydalı olduğunu bildiğini gösteriyor.


Aşk- Klasik

Gerçek bir romantik ve biraz da hayalperestsin. Tamam hayat bir film olmayabilir ama öyle olduğunu düşünmenin ne zararı olabilir ki?
Özgürlük senin için aşk demek. Sevildiğini bilmenin keyfi düşünce ve sözlerini serbest kılıyor. Sen bir aşk böceğisin.


25 Eylül 2008 Perşembe

1- Bilgisayarınıza ne kadar iyi davranırsanız zorda kaldığınız vakit o da size kıyak geçebilir.
2- Eşya toplamak hiç bu kadar saçma olmamıştı. Pencereden aşağıya atasım geliyor. Anladım ki toza alerjim var, bu sebeple kendi hijyenimi sağlamam gerekiyor.
3- Nerde soğuk alıp da hasta olduğumu bilmiyorum fakat boğazlarım şiş burnumun sağ deliği tıkalı... Beynim akmak istiyor olmuyor, olamıyor.
4- Bayram tatiline bayıldım. Bol kitap okumaklı günler geldi...
5- Şu sıralar inanılmaz derecede film izlememe huyum var. Konsantre olup film izleyemiyorum. Geçici olduğuna emin olduğum bu dönem Ramazan ayı ile birlikte geçip gidecektir. Bunu da biliyorum.
6- Yağmur yağsın istiyorum. Bayılıyorum yağmurun yağmasına.

Ayrıca;

"Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime."

23 Eylül 2008 Salı

22 Eylül 2008 Pazartesi

Dayanma gücüme ve sabrıma hayranım.

Bugün çalıştığım işyerinde 4. yılımı doldurdum...
Kendimi ciddi anlamda kutluyorum...

Aferin Ben!

19 Eylül 2008 Cuma

Gucci Kış'09


Elbise: $1320
Ayakkabı:$565
Toplam:$1885








Pantolon: $1135
Tişört: $1090
Çanta: $4795
Kemer:$975
Ayakkabı:$1250
Toplam: $9245 [Kız hariç fiyat]







Elbise: $2530
Ayakkabı:$995
Kolye:$5350
Toplam: $ 8875










Pantolon:$895
Kazak:$1395
Ayakkabı:$895
Kemer:$225
Atkı:$495
Çanta:$37500 (Çüş!!)
Toplam: Kız hariç $41405
Ben bu dindar insanları anlamıyorum... Eğer ki ibadet konusunda aktifseniz muhakkak görüntünüzün ve hayattaki duruşunuzun da bu durumu desteklemesi gerektiğini düşünüyorlar.. Bu ne kadar saçma bir hâl. Mesela namaz kılıyorsanız kapanmanız gerektiği, hatta öyle ki dini duygularınız farklı ise dini partilere (isim kullanmıyorum) oy vermeniz gerektiği gibi... Bu cidden kişinin içine sokulmaya çalışıldığı bir çeşit vicdani kaostur. Mevlana'nın dediği gibi "ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol" lafı ile desteklenmek istenen düşünceyi dahi kendilerine yapıştırarak üstünüze gelmeye de çalışabiliyorlar. Söylemek isterim ki; bu söz "ikiyüzlülük-fesatlık-iyilik yahut kötülük gibi manevi duygular" için geçerlidir. İçinde ne varsa dışına da onu giy demiyor yani Mevlana... Çarpıtıp çarpıtıp karşıma geitrmeyin kafamı da bozmayın rica ederim. -kuzum!

17 Eylül 2008 Çarşamba

Tabaklara bakın!






Ben bu tabakları Burada gördüm!!! Tanesi de $140...

Standardizasyon

İlk kez duydum da paylaşmak istedim.
"Standardizizasyon"... Bu kelimeyi de ben buldum... Ağızda dağılıyormuş hissi uyandırıp yılan tıslaması gibi çıkıyor değil mi?
Dene bir kere... Dene dene... Babacım sen de dene rica ederim. Çok komik oluyor...

Zeus Faber


Öncelikle bu ciddiyetsiz scan edilmiş sayfa yüzünden kusura bakmayın, pek bir yamuk oldu... Atlas dergisinin bu ay ki eki Türkiye Balık Atlası ve balıklarla asla yanyana durmayan ben bu atlası balık şovalyesi balıkadam Yiğit'e armağan etmeden evvel sizinle Peygamber Balığı'nı, Zeus Faber'i diğer adıyla John Dory'i hatta ve hatta bizim Dülger'i paylaşmak istiyorum.



Bu kısa bilgiden sonra şunu söylüyor kitap. Bu kibirli görünüşlü dünyaları yaratan ağa kılıklı balığın en önemli özelliği avlanırken heyecanlanmasıymış =) Ayrıca rengi heyecandan kızarırmış yahut açılırmış. Yiğit'ten aldığım bilgiye göre; üzerinde bulunan o koyu renk leke Hz. İsa'nın parmak iziymiş... Peygamber balığı da bu sebeple söylenmiş sanırım.. Peygamber denildiğinde ilk aklıma gelen Hz. Muhammed olduğundan ben anlam verememiştim her neyse.. Dülger balığının eti kalkan balığının ki kadar lezzetli ve beyazmış. Filetosunun una batırılarak yapılan tavası çok nefis olur. Filetosundan haşlama ve kağıtta buğulaması da yapılabilirmiş.
Afiyet olsun.

16 Eylül 2008 Salı

Geçen hafta tam şurada bahsettiğim şu aşağıdaki elbiseyi, buradaki(benim şehrim) Ole mağazasından (Ko+on mağazası iç reyon) tam 80 ytl'ye aldım... İnanır mısın bilmem, tek fark benim elbisemin renginin biraz açık olması... Demek ki inanılmaz iç geçirmişim görünce... Fotoğrafımı çekip yanına koymam gerekiyor sanırım bu durumda =)

Alışverişkolik benim

Kimilerine göre okuduğum ağır kitaplardan sonra çerez niyetine Sophie Kinsella okumaya başladım. Biraz olsun kafa dağıtmak bana iyi gelecektir diye tahmin ediyorum. "Shopaholic and Baby" okuyacağım seri kitaplarının ilki. Eğer ki okuduğum ilk kitapta çok eğlenirsem sonrası için "Shopaholic and Sister", "The Undomestic Goddess", "The Secret Dreamworld of a Shopaholic", "Remember Me?", "Can You Keep A Secret?" gibi kitapları da sıraya girecektir. Bir yazara takıldığımda tüm kitaplarını okumadan rahat etmeyen ben yeni kitaplığımda bu rengarenk seriye biraz yer açmam gerekecek...

11 Eylül 2008 Perşembe

Yapılan şu büyük deney var yaaa; ananem son noktayı koydu;

"Yahu Allah'ın yaptığı dünyayı neden yıkmak istiyorlar ki...."

Evet! Dünya bir kumdan kale..

10 Eylül 2008 Çarşamba

8 Eylül 2008 Pazartesi

Bir an tüm kalelerimin yıkıldığını ve un-ufak olduğunu düşündüm... Üzüldüm... Çok üzüldüm... Sonra tufan geçince yine dizdim tuğlaları üst-üste yarım saat içinde... Herşey yarım saatte olup biterken aklıma dün gece izlediğim I Could Never Be Your Woman filmi geldi, gülümsedim.. Sildim burnumu döndüm işime... Bir adet Ken için kavga eden iki tane Barbie'nin kavganın ortasında birdenbire "haydi sinemaya gidelim" demesi ve "ne oldu, neden mutlu oldun ki şimdi?" sorusuna "Manik Depresifmişim" lafının geçmesi çok şahaneydi...

2 haftadır çok iyi olan bünyem duyduğu ses ile artık daha iyi olacağı umudunu kamçılıyor ve biliyor ki bu olacak....

1 Hafta var

Dün gece izlediğim haberlerden sonra bir süre Ergenekon harici haber göreceğim için heyecanlandım doğrusunu söylemek gerekirse. Şimdi yeni trend; daha evvel kanka olan kişilerin kavga ardından yapacağı en aşağılık eylem olan kirli çamaşırları ortalığa dökme meziyetine geldi. Ülkenin %47'sinin Başbakanı olan Recep T. Erdoğan'ın işaret parmağını sallaya sallaya "ııımmm bak söylerimmmm... Şöyle şöyle yapmazsan açıklarım millete Aydınnnn..." demesiyle ben ciddi güldüm. Ezgi (kardeşim) 5 yaşındayken yapardı bunu bana... "5" - "yaş"... benim gözümde sicil bâbında başbakandan bir farkı olmayan A. Doğan ise kendinden beklenmeyecek güzellikte bir savunma çekti tvlerde... Ben şaşırdım buna... Eh çıkarlar kesişmediğinde bir başbakan çıkıp da ne kadar da basitleşebiliyor ekranlarda değil mi? Buna da kendini korumak diyor. Yine kendi yandaşları ve şakşakçıları önünde esiyor, kesiyor, gürlüyor... Hiç bir sabır, sakinlik emaresi yok... Hani müslümanlığın şânı olan o sakinlik ve sabır. Aynı islam kitaplarında yazan; Kureyş kabilesindeki müşriklerin hal ve tavırları çok afedersiniz. Hani o Hendek savaşında yenilip de ardından Hz. Muhammed efendimize tehtid dolu mektup bırakan "Ebû Süfyân" gibi hırçın, hazmedemeyen ve çığlık çığlığa hep üste çıkmaya çalışan bir insan. Çünkü Ak kaşık bir başbaşan var ortada bir de kaşığın çıktığı süt kadar beyaz bir medya patronu... Böyle böyle birbirlerine çemkirecekler günlerce, A.Doğan'a ait bir kaç kirli çamaşır çıkartacaklar tv önünde... Falan fişkan... Sonuç olarak o iki kişiden eksilen bir şey olmayacak, olan yine milletin kafasına olacak.. Şişecek şişecek şişecek. Halbuki bunlara ne gerek var, bu ülkenin başbaşanının karakterini her türk vatandaşı bilip, gerektiği gibi ayıplıyor zaten.

Ayrıca 1 hafta süre var A.Doğan için, Yoksa açıklayacak başbakan bir şeyleri(!)...
"Bu saldırganlığınızın altında muhakkak bir şey var. Bunu ben biliyorum. Size bir hafta süre. Açıklamazsan ben açıklayacağım"
Bırakalım açıklasın diyorum ben. Bu millet eminim ki herşeye hazır ve kaldırabilecek güçte artık. Nasılsa 1 yıl sonra unutulacak... Gelişmeleri izlemeye devam ediyoruz...

7 Eylül 2008 Pazar

You don't Mess with the Zohan

Yerinizde olsam asla izlemeyeceğim filmin adı. Zohan İsrailli bir süper kahramandır ve Filistin ile olan politik durumdan artık sıkılmıştır. Savaşma seviş politikasını gütmektedir. Hayali olan kuaförlük mesleğini icra etmek için Amerika'ya gelir, olaylar gelişir. İğrenç bir hal alır (Zohan kadın delisi bir sapıktır). Mide bulandırır yer yer... Konu itibari ile filmde ilk olarak İsrail-Filistin savaşı ele alınır. Akabinde Zohan'ın hayalleri süsler(!) filmi, sonrasında Amerika macerası ile ilk etapta olan savaştan eser kalmaz çünkü bizlere gösterilir ki ABD'de İsrail ve Filistin aynı mahallede gül gibi geçinip gider. Zamana 40 yaş üstü kadınlara saç yapıp onları başka şekillerde (!) memnun eden Zohan çıkar karşımıza... Sonra filmin sonu getiremeden tv kapatılıp yatılır. Adam Sandler neden böylesine berbat bir filmde oynamış merak ediyorum doğrusu. Hani denir ya sinema filminde küfür edildiği vakit millet güler, aynı bu hesap; seks üstüne görsel yahut ima yoluyla yapılan mizaha da gülen fazla insan olduğunu düşünmüş olsa gerek yönetmen.
Frangamını izleyin bakalım.


Edit: Tek taktir ettiğim nokta ise aksan kullanımı muhteşem olmuş... cidden helal olsundiyorum ben...

Bayram Gelse de Köye Gitsem

Koçtaş'tan aldığımız 5-6 parça eşya için para ödüyoruz. Eşyaların nakliyesi için yine para ödüyoruz. Alınan malları haneye çıkartmak için hamallık ücreti ödüyoruz son olarak monte için işçilik ücreti ödüyoruz.. Koçtaş insanları aptal zannediyor olsa gerek (!)

5 Eylül 2008 Cuma


Versace bu yıl erkeklerde koyu renk ve ufak detaylarda parlak kumaşları tercih ederken kadınlar her zamanki gibi üfür üfür ince kumaşlar içinde. Kadınlar için tasarlanmış kışlık trençkotlar dahi mini derecede kısa ve bol kesim. Abiye elbiselerde tercihi yine sırttan yana kullanan Versace göğüs dekoltesini minimuma indirmiş. Fakat arka taraf fazla fazla cüretkâr. En iyisi ben yine en üstte gördüğünüz fotoğraftaki cici elbiseyi alayım olsun bitsin =)

Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim, Versace inanılmaz zayıf manken kullanıyor, acıdım ben bu kadınlara...





Abiye bir elbiseye cep yapan zihni kutlarım bence muhteşem. Yukarıda görülen cepli elbisenin arkası çapraz kalın bantlı ve çift parçalı kısa kuyruğa sahip. Çok orjinal bir tasarım. Ayakkabı tercihi zıt ve elbise ile alakasız renkte seçilmiş, apartman topuk cinsinden. Çantalar ise elde ve çoğunda omza asılmaya hazır zincirler var.