RTE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RTE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2009 Perşembe

Mediko-Politik Epilepsi ile Orgazm


Yalçın Küçük’ün Aralık 2008’de Arkadaş yayınevi’nden çıkarttığı Mediko-Politik Epilepsi ile Orgazm isimli kitabını da bir önceki kitabı Caligula - Saralı Cumhur gibi bazı sıkılarak bazı bazı da zevkle okudum. Sivri dilli Küçük, kitabını iki bölümden oluşturmuş. İlk bölüm Mediko – Politik’te epilepsi, isteri, sara hastalığı, histeri ve bunlara bağlı olarak orgazmı işleyen Yalçın Küçük ikinci kitap olarak Doğan Savaş ismini uygun görerek yine Recep Tayyip Erdoğan, çevresi ve dengesiz davranışlarına ilişkin açıklamalarda bulunmuş, gazete küpürleri yayınlamıştır.



Sıkılmam diyorsanız, epilepsi, epilepsi tarihi, epilepsi nöbeti sırasında yaşanan orgazm sebep ve sonuçları hakkında merak ettikleriniz var ise okumanızı öneriyorum.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

"Göz kamaştıran" yeni burjuvazi

Milliyet Gazetesi; “Kadir Topbaş'ın eşi tarafından düzenlenen 'Anneler Günü' etkinliğinde Topbaşlar'ın gelini ilgi odağı oldu.” diyerek adını beyan etmediği -ki sonradan öğrendiğim Tuğba için bu şekilde konuşmuş.

“Zevksizlik örneği” olarak tabir etmektense “göz kamaştırdı” olarak lanse edilen gelin, başında Siyah – gri türbanı, gece mavisi - mor saten (sanırım), assolist elbisesini andıran fiyonklu parlak mı parlak elbisesi ile ciddi anlamda gözlerimi kamaştırıyor. Bunların yanında son zamanların İslami burjuvasına örnek olarak kendisine baktığımızda fondoten, allık, ruj, siyah göz kalemi, göz farı ve rimel kullanması da bir hayli dikkat çekici bana göre. Ayrıca; burnu ne kadar da ince değil mi? Allah’tan mıdır bilinmez... Dudaklarına ise diyecek hiçbir şey bulamıyorum maaşallah pek hoş ve parlak.

Genel anlamda sayın Tuğba, zamanında Recep Tayyip Erdoğan’nın makyaj yapan kadınlar için kullandığı “kaportası bozuk araba” deyişini hatırlattı. Tabi bunu söylerken eşi dahil cemiyet içi bayanları düşündüğünü zannetmiyorum.

Aşağıdaki bayanlara baktığımda biz başı açık kadınlardan tek farklarının saçlarının gözükmemesi olduğunu görüyorum. Hatta abartı konusunda çoğu kadını geride bıraktıklarına da şahit oluyoruz. Renkli, parlak, son moda...

7 Mayıs 2009 Perşembe

Musa'nın Çocukları Tayyip ve Emine

Ergun Poyraz‘a ait Musa'nın çocukları Tayyip ve Emine 2007 yılının Nisan ayında piyasaya çıkmış belgeli bir eleştiri kitabıdır. Kiminin okumaya bayıldığı, sonsuz desteklediği, kiminin abartılı bulduğu, gerçeklerin çarpıtıldığı yahut herhangi bir belgeye dayanmadığını düşündüğü kitabın içeriği bana göre şimdiye dair bir belgesel. Aslında hepimizin geçmişte ve halen televizyonlarda izlediğimiz, nutuklarını dinlediğimiz Başbakan’nın eşi Emine ile tanışması, yaşadıkları hayatın siyasetten öncesi ve sonrası, ilk gençlik yılları, İstanbul Belediye Başkanı olması, ardından milletvekili seçilmesi için atılan adımlar, Albayrak’larla, Birlik Vakfı’yla, Abdullah Gül ile, şimdi bakanlık yapan bir çok siyasetçi ile olan münasebetleri, Başbakanlık sürecinin anlatıldığı kitap yakın siyasi geçmişimize ışık olup, gelecek günlerimiz için bir araçtır. Günümüzde yaşadığımız çalkantılı süreci daha iyi anlayabilmemiz, laik cumhuriyetimize, hukuğumuza, toprağımıza sahip çıkmamız, gözlerimizi açıp da özgürlüğümüzün her geçen gün kısıtlandığını görebilmemiz için okunması taraftarıyım.

30 Nisan 2009 Perşembe

Caligula - Saralı Cumhur


Sular seller gibi okuyup bitirdiğim Caligula - Saralı Cumhur'un yazarı Yalçın Küçük'e bir kez daha saygı duyduğumu belirtir, kitabı okumanızı tavsiye ederim.

"Yalçın Küçük yeni kitabında Türkiye’yi anlamak için Roma’ya, Roma’yı anlamak için Türkiye’ye bakıyor. Hareket noktası cumhuriyet rejiminin çöküşü ve plütokratların cumhuriyeti yıkarak despotizmi getirmeleri. Kendi ifadesiyle “büyük zenginleri böyle bir rejim için Caligula ararken” yakalıyor ve hem Roma’daki hem de Türkiye’deki Caligula’ları deşifre ediyor." diyor tanıtım yazısında.

4 Aralık 2008 Perşembe

"Sen yaz ben imzalarım"

"Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın çeşitli zamanlarda ziyaret ettikleri Anıtkabir’de, özel deftere önceden başkalarınca yazılan yazılara imza atıyor. Her yazının karakteri farklı. Erdoğan’ın YAŞ’ın kış dönemi çalışmaları nedeniyle 2 Aralık günü gittiği Anıtkabir’de, özel deftere yazılan yazı ise, ‘’Bir Hat sanatçısı’’ tarafından kaleme alındı."

Haberin tamamı

Ben şahsım adına çok üzüldüm bu duruma... Utandım. Belli ki konu kişiler zorunluluktan Anıtkabir'e gidiyorlarmış. Gösteriş olsun diye defterin önüne geçip yazar gibi yapıyorlamış. Düşününce insan durumun normalliğini kavrıyor aslında. Neden zamanlarını ereklerini doğru bulmadıkları ve her daim ilkelerini yıkmak istedikleri birisi için yazı yazsın ki? Zaman harcasın ki? Bunların her biri rol ve biz bunu zaten biliyoruz fakat bunu kendimize sesli biçimde itiraf edemiyoruz. Bu haber üzerine asla utanma veya herhangi bir özür beklemiyorum kendilerinden, ahmaklık olur. Fakat bol bol bahane duyacağız bu konuda... Hazırlıklı olun.

8 Eylül 2008 Pazartesi

1 Hafta var

Dün gece izlediğim haberlerden sonra bir süre Ergenekon harici haber göreceğim için heyecanlandım doğrusunu söylemek gerekirse. Şimdi yeni trend; daha evvel kanka olan kişilerin kavga ardından yapacağı en aşağılık eylem olan kirli çamaşırları ortalığa dökme meziyetine geldi. Ülkenin %47'sinin Başbakanı olan Recep T. Erdoğan'ın işaret parmağını sallaya sallaya "ııımmm bak söylerimmmm... Şöyle şöyle yapmazsan açıklarım millete Aydınnnn..." demesiyle ben ciddi güldüm. Ezgi (kardeşim) 5 yaşındayken yapardı bunu bana... "5" - "yaş"... benim gözümde sicil bâbında başbakandan bir farkı olmayan A. Doğan ise kendinden beklenmeyecek güzellikte bir savunma çekti tvlerde... Ben şaşırdım buna... Eh çıkarlar kesişmediğinde bir başbakan çıkıp da ne kadar da basitleşebiliyor ekranlarda değil mi? Buna da kendini korumak diyor. Yine kendi yandaşları ve şakşakçıları önünde esiyor, kesiyor, gürlüyor... Hiç bir sabır, sakinlik emaresi yok... Hani müslümanlığın şânı olan o sakinlik ve sabır. Aynı islam kitaplarında yazan; Kureyş kabilesindeki müşriklerin hal ve tavırları çok afedersiniz. Hani o Hendek savaşında yenilip de ardından Hz. Muhammed efendimize tehtid dolu mektup bırakan "Ebû Süfyân" gibi hırçın, hazmedemeyen ve çığlık çığlığa hep üste çıkmaya çalışan bir insan. Çünkü Ak kaşık bir başbaşan var ortada bir de kaşığın çıktığı süt kadar beyaz bir medya patronu... Böyle böyle birbirlerine çemkirecekler günlerce, A.Doğan'a ait bir kaç kirli çamaşır çıkartacaklar tv önünde... Falan fişkan... Sonuç olarak o iki kişiden eksilen bir şey olmayacak, olan yine milletin kafasına olacak.. Şişecek şişecek şişecek. Halbuki bunlara ne gerek var, bu ülkenin başbaşanının karakterini her türk vatandaşı bilip, gerektiği gibi ayıplıyor zaten.

Ayrıca 1 hafta süre var A.Doğan için, Yoksa açıklayacak başbakan bir şeyleri(!)...
"Bu saldırganlığınızın altında muhakkak bir şey var. Bunu ben biliyorum. Size bir hafta süre. Açıklamazsan ben açıklayacağım"
Bırakalım açıklasın diyorum ben. Bu millet eminim ki herşeye hazır ve kaldırabilecek güçte artık. Nasılsa 1 yıl sonra unutulacak... Gelişmeleri izlemeye devam ediyoruz...