Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2009 Salı

Güneşin Oğlu

*Spoiler
"Aynaya bakın, kendinizi göreceksiniz"


Güneş tutulması ile değişime uğrayan emekli öğretmen Fikri'nin önce üniversite öğrencisi Ahmet, garson Burak, kiralık katil Murat, sonrasında Şair Alper'in bedenine girerek yaşadığı absürt olayları anlatan Güneşin Oğlu bir Onur Ünlü filmidir. Özgü Namal, Haluk Bilginer, Bülent Emin Yarar ve Hümeyra'nın başrollerini paylaştığı film, kimilerine göre çok komik fakat benim beklentimi karşılamadı . Sanırım konusunu yadırgadım ilk sahnelerde Polis filminde olduğu gibi tam emin değilim. Sonrasından ise zamanla filme kaptırıyorsunuz ya da film sizi içine çekiyor bunu ciddi ciddi söyleyebilirim. Oyunculuklara gelirsek yine yine güzel, aklıbaşında, oturmuş tanımlamaları uygundur.


Filmde Haluk Bilginer'in ağlaya ağlaya söylediği şu dizeler beni benden almıştır oturdum yazdım kelime kelime...

Aman kendini asmış yüz kiloluk bir zenci
Üstelik gece inmiş ses gelmiyor kümesten
Ben olsam utanırım bu ne biçim öğrenci
Hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten

İyi nişan alırdı kendini asan zenci
Bira içmez ağlardı babası değirmenci
Sizden iyi olmasın boşanmada birinci
Çoook canım sıkılıyooooo kuş vuralım istersen

Sonuç olarak güneş tutulması anında doğmuş kişiler güneşin oğlu ya da kızıdır ve ölümsüzdür. Ölen kişilerin yerlerine geçebilirler çünkü ruhları özgürdür.

Aranızda güneşin evladı olan var mı?

21 Şubat 2009 Cumartesi

Kurbağalar

Türkiye'de dul kalan kadına bakışı tüm açıklığı ile anlatan bir film Kurbağalar. 1985 yılında Trakya'nın Sultaniçe köyünde çekilen filmin yönetmeni Şerif Gören. 1986 Sinema Yazarları En İyi 10 Film Seçimi En iyi 4. Film, 1986 Nantes Film Festivali Birincilik Ödülü ve 1986 Antalya Altın Portakal Film Festivali Birincilik Ödülü gibi ödüllerin sahibi filmin başrollerini Hülya Koçyiğit ve Talat Bulut paylaşmaktadır.


Elmas kocası öldürüldükten sonra gündüzleri çeltik tarlasında çalışır ve geceleri ise kurbağa avına çıkar. Geçimini sağlamak ve kocasının ölmeden evvel bıraktığı borcu ödemektir isteği. Fakat köyün kadınının erkeğinin gözüne batar. Dedikodu ayyuka çıkar.

Filmin konusu bir yana çekildiği mekanlar, yörenin kendine has ayrıntıları çok güzel gözlenmiş ve gösterilmiştir.

Çıplak Vatandaş

* Spoiler

Ülkemizde değişen hiçbir şeyin olmadığının kanıtı olarak Çıplak vatandaş filmini örnek gösterebiliriz. 5 çocuk babası dar gelirli memur İbrahim'in tüm iyimserliği ile hayata bakışını izliyoruz ilk önce. "-Otobüse zam geldi. Olsun benzine zam gelince. -Tüpe zam geldi. Olsun Allah'ın arabı gaza zam yapınca tüpçü neyapsın. -Bir çocuğumuz daha olacak. Olsun Allah onun da rızkını verir." gibi cümleler ve güleryüzü İbrahim'in genel mizacını çok iyi çizen bir Şener Şen . İbrahim 5. çocuk haberiyle kemerleri biraz daha sıkar ve kullandığı sigarayı bırakır, işyerinde çay içmez ve öğle yemeklerini yemez. Görür ki yine de zamlar karşısında ayakta duramaz. Bu andan itibaren İbrahim hafiften kafayı oynatmaya başlar.

İbrahim memurluğun yanında limon satmaya başlar. Zamanla işin raconunu öğrenir kendini geliştirir ama yine de yettiremez. Limondan sonra stat önünde Beşiktaş maçı günü kendi yaptığı Fenerbahçe şapkası satıp bu dalda da kötü bir başlangıç yapar. Fakat kısa zaman sonra amigonun kralı olur maçlarda, eh ticareti de forma ve bayrak satışlarıyla ilerletir. Sonrasında işportacılağa kadar vardırır işi fakat kazandığı böyle de yetmez. Yetişemez İbrahim zamların hızına. Maaşlı işin iyi olduğuna karar veren İbrahim geceleri bulaşıkçılık yapmaya başlar ve en tasarruflu bulaşık yıkayan bulaşıkçı olur. Yine olmaz. Bozacılığı dener. Odun satar. Kiremit dizer çatılara fakat "hafta 7 gün , gün 24 saat. Yetmedi" der İbrahim doktorlara. En nihayetinde kendinden, hayattan kopar ve koşmaya başlar sokaklarda caddelerde soyunarak. Doktorlar yoğun stres sonucu kişilik parçalanması teşhisini koyarlar. Böylece gazetelere Çıplak Vatandaş olarak geçer, ünlenir. Gazete ile yazı dizisi "çıplak vatandaşın hatıraları" ile anlaşma yapar. Gündemin başına oturur. Reklam filmleri, armağanlar derken para içinde yüzmeye başlar İbrahim ve ailesi. Bunu gören fakir halk soyunur. İbrahim akıl hastası olarak hastaneye kapatılır. Sonrasında dertler biter mi bilinmez.

Asılacak kadın filmini de yöneten Başar Sabuncu'nun ilk filmidir ayrıca Çıplak vatandaş. Halen yaşanan geçim sıkıtısı sebebi ile modası geçmeyecek filmlerdendir.

19 Şubat 2009 Perşembe

Boynu Bükük Küheylan


Erdoğan Tokatlı'nın 1990 yılında çektiği Boynu bükük Küheylan merhum Kemal Sunal'ın en çok beğendiğim filmlerinden biridir. Asiye ve Gülfidan isimli iki karısı ile zamanında köyden kente gelmiş ve büyük bir apartmanda kapıcılık yapan İbrahim Küheylan kent yaşamına ayak uydurmaya alışan fakat cahil oldukları her hallerinden belli bir aile babasıdır. Dram türünde olan filmi bilen kişi sayısı azdır diye tahmin ediyorum çünkü; Sunal bu filmde insanları güldürmez hatta tam anlamıyla konu odağı dahi olduğu görüşünde değilim. Kurgu tek bir kişi üstünde değil daha çok aynı evi paylaşan Asiye ve Gülfidan'ın hikayesini de anlatır. Kadınların çalıştırıldığı ve kazandığını erkeğine verdiği, söz hakkı olmayan kadınların çalışmasıyla birlikte gözlerinin açılması sonrasında yavaş yavaş Küheylan'ı terketmeleriyle son bulur film.

Filmi izlerken çekim zamanı gereğince şimdi kullanılmayan araçlara, bmx bisiklete, o dönemin gençlerinin birbirlerine corc ve maykıl isimleriyle hitaplarına gülümseyeceksiniz.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Aşk tutulması


Aşk tutulması beklediğimden çok daha sempatik bir film. Tesadüflerle karşılaşan Pınar ve Uğur'un yine aynı tesadüflerle görücü usulü ile tanıştırılmalarına kadar Pınar'ın uğur'u istememesine şahit oluyoruz filmde. Sonrasında ise çok tatlı bir aşk izliyoruz. Futbol sözkonusu olduğunda kadın ve erkekler arasındaki uçurum, erkeklerin takım sevdasının zaman zaman diğer sevdayı dahi unutturabildiği gerçeği, çiftlerin verdikleri tepkiler filmin kemik kurgusu.


Yönetmenliğini 2 Süper Film Birden filminden de hatırlayacağımız Murat Şeker'in yaptığı filminin başrollerini Tolgahan Sayışman ve Fahriye Evcen paylaşıyor. Keyifli vakit geçirmek için izlenmesini tavsiye ediyorum.


Namuslu


O kadar izlenecek filmimin arasından Şener Şen, Adile Naşit, Ayşen Gruda ve Erdal Özyağcılar'ın şahane oynadıklarını düşündüğüm Ertem Eğilmez filmi Namuslu pazar günümü eğlenceli geçirmemin tek sebebidir. Hepimiz biliyoruz değil mi bu filmi? Ali Rıza Öğün devlet dairesinde mutemetlik yapan, dudak uçuklatan namusluluğa, çalışkanlığa ve dürüstlüğe sahip bir garip vatandaştır. Ali Rıza diğer çalışanlar gibi rüşvet yemeyip kısa yoldan köşeyi bulmadığından işyerinde, mahallesinde ve evinde hor görülüp itilip kakılmaktadır. Yüklü miktarda bir teslimat sonrası soyulan Ali Rıza kendini soyduğunu düşünen insanları bunu yapmadığına inandırmaya çalışması ve sonunda beceremeyip kendisine yapıştırılan "hırsız" damgasına göre yaşama başlamasını konu alır. 1984 yılında yapılmış bu filmi reklamsız, dvd kalitesiyle izlemek çok keyifliydi.
Dvd'yi 2,00 TL'ye Carrefour 'dan aldım. Bu tarz filmleri arşivine katmak isteyenlere duyurulur.

18 Ocak 2009 Pazar

Üç Maymun

Nuri Bilge Ceylan'nın diğerlerine göre hareketli olan filmi. İç sıkıntısı salmakta usta konusuyla, dikkat çeken bir oyunculuk bulamadığımı söylemek isterim. Para karşılığı başkasının yerine hapis yatan bir baba, çalışan, hoş ve babayı kendi suçu için tutmuş adamla aldatan bir anne. Annesinin babasını aldattığını bilen bunalımlı bir delikanlı. Hali vakti vasat, bitip tükenen ailenin filmi. Film normalin o kadar altında seyrediyor ki konuyu uzun uzun anlatmayı imkansız kılıyor. Dağılıyor kurgu. Film boyunca yaşamın seslerini dinliyoruz. Tren, kuş, araba, ezan, rüzgar, yağmur, kapı gıcırtısı sesleri ve tabii ki alıp verilen nefesler. Belki de belirli bir müzik olmadığından insanı sıkıyor, bunlatıyor.

Filmde benim hoşuma giden şeylerin başında ev halinin çok güzel oturtulmuş olması. İkamet edilen muhit, küçük ve pek toplu olmayan bir ev, eski kapılar, camdaki saksılar çok olağan herhangi bir abartma sözkonusu değil.

Filmin sonuna doğru insan bitiyor diye seviniyor biraz, merak da buna katılınca sonu mantıklı geliyor. Hatta ben bir sona bağlandığı için mutluyum bu sakin filmin.

Oscar için ne kadar şansı olur bilmiyorum fakat yine de öyle bir yerde adı geçmesi gurur okşayıcı bir durum. Imdb puanı da kayda değer.

Filmi buradan izledim söylemesi ayıp.

13 Ocak 2009 Salı

Issız Adam

Duygusal porno yaşatmış film. Tanımlamam böyle. Çağan Irmak'ın "deneme - öylesine - yoklama amacıyla" gibi kelimeler kullanarak ciddi bir film olmadığını söylemesini isterdim. Fakat, meşhur film Issız adam yüceltildikçe yüceltildi medya tarafından. Bir kesim acımasızca eleştirdi. İzlemeden bir kanıya varmadım ben. Dedim ki "kendilerini film eleştirmeni zanneden insanlar" verdikçe veriştiriyor. Dün geceden sonra yok diyorum, değilmiş düşündüğüm gibi...

Diğer bir kitle var ki; ağlamaktan helak olmuş, o duygusal kriz içinde övüyor övüyor, durmuyor yok müzikler bitiriyor bilmem ne...

Kardeşim bu film duygu pornosu yaratarak kendine güldürmekten başka bir şey yaratmadı bende... Öylesine cevapsız sahne vardı ki; neredeyse anlamına "aşk" dedikleri ne olduğu bilinmez ilişki anlatılmış uzun dakikalar boyunca. Alper ekrana yansımamış bir grup seksle açılış yapıyor filme. Sonrasında fantezisini gözü kapalı, elleri bağlı lolitayla ilişkiye girmek süslüyor. Normalde Alper kadınların çoğunun fazlasıyla talep edeceği bir erkek. İyi bir mesleği, evi, arabası, renkli gözleri var. Kendine güveni sonsuz. Fakat düşüncede sapık. Bu bir hastalık nihayetinde.

Ada, normal bir kız. Fazla fazla normal bir kız. Çok güzel değil kesinlikle. Aslında filmde inanılmaz çirkin gösterilmiş, normalde taş ablamız. Daha evvel erkek arkadaşlarından yediği toynakları kafaya kazımış gizli bir güvensizlik sarmış ruhunu. Alper ile Ada karşılaşıyorlar ve Alper Ada'yı tavlamak içn bin takla atıyor. Tavlıyor da... Zamanla Ada Alper'in hayatında önemli bir yere yerleşiyor ve Alper korkuyor (tanıdık geldi mi?) Bir anda Ada'dan ayrılıyor. Buraya kadar izlediğimiz çoğu Amerikan filmleriyla paralel olay dizgisi. Filmle ilgili söylemek istediklerim var.

1- Alper neden bu şekilde bir davranış bozukluğuna sahip? Neden herhangi bir doktora başvurmuyor film boyunca. Çünkü Ada'ya aşık ve cinsel probleminin farkında.

2- Ada bu kadar erkeklere güvensizken ve Alper'le yaşadığı sekste sert hareketlerin farkında olmasına karşın niçin Alper'le görüşmeye devame diyor? Aşk demeyin rica ederim.

3- Alper'in annesi Tarsus'tan İstanbul'a gelir ve Ada Alper'in annesiyle 3 gün boyunca ilgilenir. İnanılmaz ilgi gösterir. Abartılı hal inandırıcı değildi. İlk kez tanıştığı bir kadınla 1 ay evvel sevgili olduğu adamın annesi ile kim bu kadar fazla ilgilenebilir ki?

4- "Yıllar sonra" ibaresi olmadan bir hayli zaman atlandı bir anda... Bir anda sahneye Mithatcan girdi. Gördük ki bir hayli zaman geçmiş Ada ile Alper'in ayrılığı üzerinden.

5- İngiltere'ye yerleşmiş olan Ada ve arkadaşı Sedef'ti zannediyorum Alper'le karşılaşırlar. Ada kör bir kuaföre kestirmişçesine kötü saçları ve bedenine geçirtilen 3 beden büyük ceketiye, "bitmiş, tükenmiş adam" Alper'in karşılaşması, gözleri ile konuşmaları ve tam sırtları birbirlerine dönükken bir anda birbirlerine sarılmaları da abartılıydı. (Sanırım herkesler burda ağladı)

6- Filmin müzikleri yetersiz ve önemsenmemişti. Gösterim öncesi film müziğiyle merak uyandırmışken neden filmin içerisinde müzik azdı. Öylesine hayal kırıklığı yaşadım ki bu konuda fragmanlara kanmamak gerektiğini bir kez daha anladım.

7- İyi bir ahçı olan bir Alper varken karşımızda mutfak sahnelerinin yakın çekim yapılmamaış olması bana göre eksik bir yöndü. Yiyeceklerle oynasaydı Alper biraz. İştah açsaydı ve filmi biraz olsun başka bir yöne döndürebilir, antipatik durumunu hafifletebilirdi Çağan.

Ben bir Babam ve oğlum, bir Ulak beklerken "Issız adam" ıssızlığını koruyacak gibi hissediyorum.
***
Sinemaya girişte Elif ile beni sözle taciz etmiş, kendi ve arkadaşı gibi bizi de sap olarak görüp bunu söylemekten çekinmemiş, beraber sinemaya girmeyi teklif etmiş delikalıyı da buradan kınıyorum. Taş olsun, lâl olsun diyorum.

"Siz sap biz sap, bu film de sap gibi izlenmez ki"

23 Temmuz 2007 Pazartesi

Bir Kritik Yönetmen

Gece gece aklıma düştü Reha Erdem. Kıyıda köşede kalmış, kendi halinde, orjinalliği ikinci ismi olarak bellemiş, benim için çok ünlü yönetmen... 1960 İstanbul doğumlu Reha (Reha diyebilirim değil mi? bkz:otisabi). Galatasaray Üniversitesi'nde 1095 gün tarih okuduktan sonra, sinema okumanın daha mantıklı olacağını düşünmüş olmalı ki Paris VIII Üniversitesi'nde bu ereğini de gerçekleştirmiş. Sadece okul okumakla olmaz bu işler, uygulamalı da çalışmalı... Okuduğu zaman zarfında Fransa'da üç adet kısa film çekmişliği var. 1990 yılından şu ana kadar reklam yönetmenliği yapmakla kalmıyor efendim, dünya standartlarında filmler döşüyor söylemesi ayıptır.
Daha henüz tanıyamadınız değil mi? Diyorsunuz ki kim bu Reha Erdem? Hangi filmleri çekmiş ki Melinda anlatıyor duruyor?
Bir göz gezdirelim o halde... (Belki bir gün bir reklam filminde durakta oturan 4. kız rolünü verir bana da kameraya el sallarım)



1996 - A Ay

Bir türlü bulup da izleyemediğim Reha filmi. Başrollerini Yeşim Tozan, Gülsen Tuncer'in paylaştığı 1988 (1996 vizyon tarihidir) siyah beyaz bir dramdır.



Başrollerini Taner Birsel, Bennu Yıldırımlar, Zuhal Gencer Erkaya, Ali Düşenkalkar'ın paylaştığı Kimine göre bir Dram kimine göre gerilim (-ki ben gerim gerim gerildim) filmidir. Reha Erdem'in gerçek hayatın ta kendisini sunduğu sahneler hepimizin başına gelebilecek durum ve akabinde sergileyebileceğimiz davranışları özetler. Adım adım insanın değişimi, statü atlaması, yer yer zenginliğin getirdiği rahatlık yahut gerilim, bir sırrı saklamanın zorluğu...Toplumun paraya bakış açısı...vs...İzlenmesi farz filmlerdendir bence. Taner Birsel oyunculuğu ile 21. Siyad Türk Sineması Ödül töreninde en iyi erkek oyuncu ödülünü evine götürmüştür.



Benim en çok beğendiğim (şimdilik) Reha filmidir. Bana kalırsa muhteşem bir kurguya sahiptir. Ali Düşenkalkar, Işıl Yücesoy, Köksal Engür, Şenay Gürler isimlerini barındıran, İnsan anatomisini temel alan ve bunu düşünce ve davranışlar ile harmanlayan, izleyene keyifli anlar yaşatan, çekim kalitesi, dekor ve kostüm tasarımı enfes olan, hiç dikkat etmediğiniz durumları farkedeceğinizi umduğum filmdir . Zannediyorumki Reha'yı bu kadar fazla ödüle boğması boşuna değildir.

Ağır Spoiler içerir
Ali, geçirdiği bir kaza sonucu hafızasını kaybeder. Çevresindeki herkes, kendilerini Ali'nin kafa karışıklığı ile gelen bir karmaşanın içinde bulurlar. Elden ele dolaşan, sahibini arayan değerli bir yüzük, uzak bir hırsızlık hikâyesi ve yalan bir polis soruşturması da işin içine girince İstanbul'da bir mahalle halkı entrikalarla başbaşa kalır.
Spoiler bitti, rahat


2006 - Beş Vakit

Belki de şimdi hatırlayabildiniz Reha Erdem'i. Bu son film ile Türkiye'yi ayağa kaldırdığını düşünüyorum. Alışılmadık bir durağanlık, izleyiciyi konudan kopartmamayı başaran, doğanın tüm güzelliklerini gözlerimizin önüne seren, film sonunda aklımızda çok farklı düşüncelere zemin hazırlayan, boşrollerini Özkan Özen, Ali Bey Kayalı, Elit İşcan isimli üç çocuğun paylaştığı bir bir köy öyküsü...
Spoiler, hazır ol!

Sırtını yüksek kayalıklara dayamış, yüzünü yüce bir denize dönmüş, etekleri zeytinliklerle süslü küçük fakir bir köy.
Köyün sakinleri sert bir coğrafyayla başa çıkmak için uğraş veren, sade ve çalışkan insanlardır. Yiyeceklerini, günü gününe, topraktan ve besledikleri az sayıdaki hayvandan çıkarırlar.
Çevrelerindeki hayvanlar ve ağaçlar gibi kendilerinin de gelip geçici olduklarının bilgisini taşırlar. Bu yüzden ağırbaşlıdırlar.
Toprak, hava ve suyun, gecenin, gündüzün ve mevsimlerin ritmine göre yaşarlar.
Zaman her gün ezan sesiyle beş ayrı vakte bölünür. İnsana özgü bütün olaylar her gün bu beş vakit dilimi içinde yaşanır.
Yetişkinler büyüklerinden gördüklerini çocukları üzerinde devam ettirirler. Sevgilerini beceriksizce gösterip, dayağı cennetten çıkma sayarlar. Babalar daima oğullarından birini ötekine üstün tutar. Anneler kızlarına acımasızca buyurur.
Çocukluktan gençliğe geçen, 12-13 yaşlarında üç çocuk Ömer, Yakup ve Yıldız bu beş vakitli filmde, köy sakinleri arasında öne çıkar.
İmamın oğlu Ömer umutsuzca babasının ölmesini diler. Sadece dilemekle onun ölmeyeceğini anlayınca babasını öldürmek için çocukça yollar aramaya koyulur. Suçluluk dolu düşüncelerini arkadaşı Yakup'la paylaşır.
Öğrenciler köyün tek sınıflı okulunda öğrenim görür. Aileler, genç bir kadın olan öğretmene minnettarlıklarını evlerinde pişirdikleri ekmeği, koyunlarının sütünü hediye ederek gösterirler.
Yakup öğretmenine aşıktır. Suçluluk dolu düşüncelerini arkadaşı Ömer'den bile gizlemeye çalışır. Bir gün babasını öğretmeni gözetlerken görünce o da Ömer gibi babasını öldürmeyi aklından geçirir.
Yıldız hem okula devam eder, hem de annesinin üstüne yıktığı işlerin üstesinden gelmeye çabalar. Küçük bir bebek olan kardeşine annelik etmeye çalışır. Bir taraftan da kadınlarla erkekler arasındaki ilişkinin sırlarını irkilerek öğrenir.
Beş vakit geçer.
Çocuklar öfkeyle suçluluk arasında gidip gelerek, ağır ağır büyürler.
Ömer babasını öldürmekten vazgeçer.
Sevgiyle nefret arasında sıkışmış, çaresiz ağlar.

Spoiler, bitti
28.Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2006
En İyi Senaryo Ödülü


En İyi Senaryo Ödülü
En İyi 3. Film


En İyi Yönetmen
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü


Jüri Özel Ödülü
En İyi Senaryo