11 Ağustos 2008 Pazartesi

Bazı kişiler kimseyle ilişkilendiremiyor bu masalı ?!?!

"ay çiçeği: ay çiçeği güneşe aşık olunca, gülmekten kırılmış bütün bitkiler. 'güneş gökyüzündeki tahtından bir an bile ayrılmaz. kudretli ve ulaşılmazdır. sen kim, o kim. vazgeç bu sevdadan,' demişler hep bir ağızdan. ay çiçeği sesini çıkarmamış. sevdalı gözlerini dikmiş güneşe; bakmış bakmış bakmış.uzun müddet hiçbir şeyin farkına varmayan güneş, nihayet bir gün, ay çiçeğinin bakışlarını hissetmiş üzerinde. önce geçici bir heves sanmış ama zamanla yanıldığını anlamış. ay çiçeği öyle inatçıymış ki, güneş tahtını nereye taşıdıysa, yılmadan usanmadan o yöne çevirmiş başını.derken bir öğleden sonra, artık bu takipten bıkan güneş sapsarı gazabıyla kavurmuş ay çiçeğini. daha ay çiçeğinin üzerinde simsiyah duman tüterken, insanlar akın etmişler olay mahaline. 'yaşasın!' demiş içlerinden biri. 'şimdi ne güzel çitleriz bu aşkı.'
aynı gece televizyonun karşısında acıklı bir aşk filmine gözyaşı dökerken, çitlemişler ayçekirdeklerini."
Elif ŞafaK
Mahrem

E? Bugün Pazartesi

Haftanın bu ilk gününe serin serin merhaba derken işe gidecek kişilerin meşhur soyut pazartesi sendromuna 5 kat daha eklemek için "Pinhani" söylüyor efendim "Haftanın sonu"...

10 Ağustos 2008 Pazar

Tatil insanı Elif'in de şehre ayak basmasıyla yalnızlığıma sırtımı döndüm umursamadan.
Ayrıca bir sevindirici haber de yarın işin başlayacak olması. Muhteşem bence...

O halde dinlemekten inanılmaz keyif aldığım aşağıdaki parçayı Elif'e ve kendime armağan ediyorum =p





i could be there when you land

Bagua

Biraz evvel renklerin insan üstünedeki etkilerini araştırırken bu siteye denk geldim. Diyorki;

"Feng Shui uygulamasında zaman içinde değişik ekoller sözkonusu olmuştur. Bunlar içinde, Feng Shui Dünyası olarak bizim benimsediğimiz ve önerdiğimiz ekol, Pusula okulu öğretisidir. En klasik öğreti olan bu ekol, pusulanın gösterdiği yönlere göre mekanı 9 bölüme ayırmayı öngörür. Bu dokuz bölüm hayatımızın 8 önemli boyutunu ve enerjinin çıkış noktası olan merkez bölümünü içine alır. Hepimizin sağlık, aşk, zenginlik vb. gibi hayattan pekçok beklentisi vardır. Ve bu beklentiler Bagua haritası üzerinde yönlerle ifade edilir. Sonra bu yönlerin sevdiği elementlerle o bölgeler beslenir ve denge kurulur."

Şimdi biri bana detaylı olarak anlatabilir mi bu durumu?

Huzurlu olabilmek için ne renk bir halıya, yatak örtüsüne, perdeye ve avizeye gereksinimim var? Benim gibi hayatı odasından takip eden ve oradan müdehale etmekten zevk duyanlar için renklerin seçimi nasıl olmalı?
Uyum delisi olan ben için bile ciddi büyük bir problem bu söylediklerim.
Yasaklansın:
1- Düğün konvoyları buna ek olarak korna sesi
2- Enes overlok magazasının sokak sokak dolaşan ve kesintisiz anons yapan lanet arabası.
3- Sokakta köpek gezdirmek buna ek olarak köpek havlaması.
4- Sokakta bağırmak, birine seslenmek.

9 Ağustos 2008 Cumartesi

Benim de aklım var dolanan peşinde

Yasemin Mori'yi dinlerken bir müzikal izler gibi hissediyorum.
Günün şarkısı da "Hayvanlar" albümünden gelsin.



bazen keserdim, biçerdim
yakardım giderdim belli ki sorun bu!
hem de yanardım, dönerdim
gün olurdu sönerdim
sabit kalsam olur mu?

zaten yıprandım, yırtardım
gerekirse bağlardım ama hep geç olurdu!
şimdi duruldum
sana inanır dururdum
bir de seni başıma taç yapardım!

ben seni dinlemedim
sen beni anlamadın
cevapsız soruların
boynumda kolların, al senin olsun!
sen beni yenemedin
çünkü ben senle oynamadım!
kurnaz oyunların, çıkmaz bu yolların
al senin olsun!

çünkü güzeldin, üzerdin
etrafta dönerdin, ama gitmen kolaydı
düşününce geçerdim, bir oh çekerdim
nasılsa tek kişilik bir oyun bu!
zaten yıprandım, yırtardım
gerekirse bağlardım ama hep geç olurdu
sonra yorardım, sorardım;
sorun ne?
benim de aklım var dolanan peşinde

sen beni dinlemedin
ben seni anlamadım
cevapsız soruların
boynumda kolların, al senin olsun!
sen beni yenemedin
çünkü ben senle oynamadım!
kurnaz oyunların, çıkmaz bu yolların
al senin olsun!

dersin "bugün"
her gün aynı...

Dünya'nın ağzını açık bırakan Beijing 2008 açılış töreni

08/08/08 saat 08:08'de Pekin'de yapılmış 29.olimpiyat açılış törenini izledikten sonra bu yıl Trt-3 ekranlarında bol bol Çinli göreceğimize inanılmaz sevindim. Ömrü hayatımda böylesine muhteşem bir organizasyonu bir daha izler miyim emin değilim.




En eski uygarlıklardan biri olan Çinliler, Dünya'ya kazandırdıklarını, kültürlerini yansıtma şekilleri, kendilerine özgü dilleri, giyim kuşamları, duruşları ve bana göre en önemlisi de yaratıcılığın, orjinalliğin, disiplinin getirdiği başarılarıyla ne kadar gurur duysalar azdır diye düşünüyorum.

Yine çekik gözlü insanların Beijing 2008 'de ağzımı açık bırakan 3 boyutlu gösterileri, parşömen kağıdını bizlere yakından göstererek tanıtması, yüzlerce göstericinin davullarıyla yaptığı "hoşgeldiniz" bölümü ve geri sayımı , özel Çin operasının verdiği huzur, giydikleri temsili kıyafetlerle Çin'in kainatın tüm renklerinin karıştığı bir yer olduğunu, ipek yolu kompozisyonun bir kadın tarafından sembolize edilmesi, tarihinin ilk zamanından bu güne kültürlerine deli gibi bağımlı olmaları gıpta edilesiydi. Bunların yanında günümüzde hala yenilik peşinde olduklarını da yerçekimine karşı koyma, sembolik dünya maketi üzerinde koşan atletlerle ve olipiyat ateşini yakma biçminin yine bir atletin stadyum çatısında uçar vaziyette tam bir tur atarak gösterilmesi bunun çok güzel bir kanıtıydı.

Teknik olarak sadece sahne içinde 15.000, stadyum dışında yaklaşık 600 kişinin görev aldığını ve 1 yıla yakın bir süredir provaların sürdüğünü düşündüğümüzde verdikleri emeğin büyüklüğü ve kutsallığı asla yadsınamaz.











Küçük bir kızın uçarak bir uçurtmayı uçurması her ne kadar muhteşem bir kurguyla bizlere gösterildiyse de Dünya'nın kuzeyinde hemen yanıbaşımızda Rusya'da Gürcistan'da, Irak'ta, Filistin'de ve daha bambaşka yerlerde savaşın çıkmazında öldürülen çocukları aklıma getirmiştir.


Saygılar sunarım.

8 Ağustos 2008 Cuma

Canımın dörtte üçü olan kardeşime....


İlk rujumu sürüp de sokağa çıktığımda rujun rengi kırmızı üstümdeki tişört mor, altımdaki şort ise yeşildi... Ezgi'ye "hoşgeldin" demeye hastaneye gittiğimde yanımda rahmetli babannem vardı... Yeşil başörtüsüyle... Sımsıkı elimden tutmuş ve her zaman olduğu gibi hızlı hızlı koştura koştura, az zamanda gelivermiştik partinin olduğu yere... Hastanenin kapısına geldiğimizde babam gördüğü manzaradan pek memnun olmamış ki gürlemişti ruj hadisesine... Yine hızlı hızlı başörtüsüyle silivermişti babannem dudaklarımı, panikle... Halbuki daha 8 yaşındaydım ve yeni doğmuş kardeşime "hoşgeldin" derken güzel gözükmek istemiştim.

Bizi tanıyan hemşireler, -ki Sevinç teyze, yengem vs.. pür dikkat beni izliyorlardı bekleme odasında... Kıskançlık belirtisi görmek için gözleri bana dikilmiş bense dışarda yediğim zılgıtın burukluğu ile neyin geleceğini az bir merakla oturuyordum deri kahverengi koltukta... Hem ben ısrar etmiştim "benim de kardeşim olsun" diyerek anneme, tüm cehaletimle... =) Sonra beyaz bir bez parçasına sarılmış kara kafalı, uzun suratlı bir bebeği koydular kucağıma itinayla... Aman kafasını tut bilmemne... Devamlı soruyorlar tabi; isim düşündün mü? Ne olsun adı? Abla oldun artık... Doğrusu ismini ilk "Ece" olarak düşünmüştüm. Sonra "Bûse" de olabilir dedim. Nedense? Nitekim "Ezgi" oldu Vedat amcanın isteği üzerine. İyi bir isim mi hala kararsızım. 1989 Ağustos sıcağının 7. günü işte böyle koşturmalıydı...

Ezgi büyüdükçe bana hiç benzemediği ve benzemeyeceği çıktı ortaya... Beni örnek almadığı gün gibi meydanda olan, soğuk gözüküp çok daha sıcakkanlı, asi gözüküp daha saygılı ve ağır başlı, yeteneksiz olup çalışınca her haltın üstesinden gelebilen hırslı ve başarılı bir zat oldu kendileri.

Her doğum gününde benim de büyüyüp yaşlandığımı göz ardı ederek diyorum ki; Nice nice mutlu, ereklerinin ardından sağlam adımlarla, mantığınla, kocaman ve kırılgan kalbinle, kuvvetli iradenle geçireceğin yıllar dilerim ablacım, sen ki canımın dörtte üçüsün her daim...


Eh buna istinaden günün parçası da Ezgi kişisine gelsin bakalım...




7 Ağustos 2008 Perşembe

My hearts a tart, your body's rent



Günün şarkısı Placebo - Every You Every Me
Hatta bundan sonra her günü bir adet şarkı ile taçlandırmak istiyorum...

my hearts a tart, your body's rent
my body's broken, yours is spent

Sex and the City için konuşuyorum

Hayatında ilk kez Sex and the City izlemiş bir ba(ğ)yan olarak konuşuyorum;

1- Sadece 3 kitap yazarak nasıl bu kadar zengin olunduğunu...

2- 4 arkadaş arasında nasıl fesatlığın ve kıskançlığın olmadığını...

3- 40 yaşından sonra 10 yıl birlikte yaşanmış bir adamla neden evlenildiğini...

4- Tüm hayatın moda üstüne kurulu olmasının mantıksızlığını...

5- Moda adı altında neden bu kadar rüküş olunduğunu...

6- Marka tutkusunun kadını nasıl esir aldığını...

7- 6 aydır kocası ile sex yapmayan kadının kocası onu aldattığında yaşadığı bunalımın saçmalığını...

8- Hayatta iyi-kötü ne olursa mutlaka sizin safınızda yer alacak dostların olması gerekliliği...

9- Mutlu olabilmek için bir koca dolap elbisenin bana da yetebileceği...

10- Özendirici bir hayatın filmi olan Sex and the City, yanlız olan kadınlara; "oh iyiki yalnızım, dünya ne güzel, etekler, blüzler, ayakkabı ve çantalar" felsefesi ile kadın bireyselliğini ayyuka çıkartacağınından yasaklanması gerekliliği...

11- Oturup bir erkek için yemek yapmanın, onu mutlu etmek adına sadece onu düşünmenin, hayatı ona adamanın saçmalığını,

12- "Seni seviyorum, fakat kendimi daha fazla seviyorum" cümlesinin avuç içine yazılarak her unutulduğunda bakılmasının ibadet haline gelmesi gerekliliği...


Bu saydıklarım dışında anladığım tek bir şey var... O da; Bir erkek kim olursa olsun, her zaman kadının canını yakabilecek bir varlıktır. Kadın dediğin ise en büyük zaafı aşka yenilerek canının kanayan yerine gözünü kırpmadan alkolü basabilecek kadar cesaretli bir mahluktur. Bu bakımdan erkekler güçlü kadınları sevdikleri kadar fazla yaklaşmamayı kendilerine bir görev bilirler...

Evet bu kadar....


6 Ağustos 2008 Çarşamba

Facebook'ta arayacağım kimse kalmadı, nihayet tükettim derken bir de baktım yeni arayüzü ile çıkıverdi karşıma... Şimdilik göz alışma devresinde fazla dağınık, ne nerede belli değil konumunda... Bunun yanısıra bu karmaşa çok daha sosyalmişim hissi uyandırdı bende... Bir de şu arayüz renkleri ile oynayabilsek hani Lastfm gibi seçenekli falan olsa güzel olmaz mı ki?

5 Ağustos 2008 Salı

Halit Kayra


Ben size Kayra bebekten bahsetmiş miydim? Tabii ki daha onu dünya gözüyle göremediğimden bahsetmemişim =)
3 Temmuz 2008 günü kuzenimin bir tane oğulcuğu oldu... Halit Kayra, ismiyle yaşasın inşallah.

Laik, ateist, agnostik, aczmendi aynı cümlede olur mu?

30 Temmuz 2008'de Zaman Gazetesi köşe yazarı Ali Bulaç'ın Güngörende yaşanmış acı olay hakkında yazdığı Sözün bittiği yer başlıklı yazısından bir paragraf yayınlamak istiyorum.

"Başkaları da var! İstanbul'un göbeğinde, Ali Sami Yen'de Metallica adlı müzik grubu bir konser verdi. Türkiye'nin her tarafından 40 bin kişi toplanmıştı. Programın başlamasından 15 dakika önce, konserin verildiği yerden birkaç km ötede, yani Güngören'de cesetler parçalandı; kol bacak havaya uçuştu. Bu laik, ateist, agnostik, aczmendi müsveddelerinin de umurunda olmadı. Transa geçmiş vaziyette kafalarını sallamaya devam ettiler; tepindiler; kendilerine özgü ritüelleriyle satanizmden ödünç tapınmalar yaptılar. İçtiler, bağırdılar, gürültüyü bastıran gürültü cinsinden müzikleriyle İstanbul semalarından arşa yükselen çığlıkları, bedenleri parçalanan masum insanların feryatlarını bastırmaya çalıştılar. Ve elbette sorumsuz gazete ve televizyonların boy boy yayınladığı kanlı ceset görüntüleri. Bu, kan tutmasının insana vahşeti teşhir ettirmesidir! "
1-Laik: Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan.
2-Ateist: Tanrıtanımaz.
3-Agnostik: Tanrının var veya yok olduğunu bilemeyen, her iki kavramın da kanıtlanamayacağını savunanların bir nevi sıfatıdır. *
4-Aczmendi: Ba$lari olan Muslum Gunduz'un Fadime Şahin'le basilmasi sonrasinda medyanin bir donem odagi olmu$, headbang yaparak yaptiklari ayinlerle Olacak o kadar'a da malzeme olmayi ba$armi$ tarikat.. **
5-Satanizm: Şeytan'a tapma.
6-Metallica: Trash metal tarzı müzik yapan efsanevi grup.
Bu yazıya ve benzetmelere ithafen anlaşılıyor ki ben; laikim, ateistim, agnostikim, aczmendi ve bunların yanında bir de satanistim. Laiklik dışındaki nefret kusma durumlarını bir şekilde anlayabilirim yapılan müzikten (!) ötürü fakat, laikliğin ne ilgisi olduğunu sanırım kendi kişisel çıkarının uyuşmaması sebebi ile araya sıkıştırdığı bir kelime olduğunu düşünüyorum.
Sayın Bulaç'ın yazısının tamamını yukarıdaki linkten okuyabilirsiniz. Fakat ben; cahilliğin ve hedef göstermenin bu kadarına pes demek istiyorum. Konu patlamada hayatını kaybetmiş kişilere Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

* mr. loner ** ssg

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Rüyamda gözleri oyulmuş, el bilekleri yarıya kadar kesilmiş ve sarkmış bir çocuk görmem herşeyin kötü olacağı anlamını taşımaz. Aslında onun gözlerini ve bileklerini dikmem bir şeylerin iyiye gideceğini gösteren yeğane durumdur. Olmadı kafayı yerim... Evet, en kötüsü bu olur.

3 Ağustos 2008 Pazar

Sıradaki izlenilebilirler

1- Brideshead Revisited



2- Mamma Mia




3- Wall-e





Hors de Prix


2006 yapımı Hors de Prix ; audrey tautou'nun cüretkar duruşu bana itici gelmişse de, başrol erkek oyuncusu (Gad Elmaleh) yeterli olmamışsa da konu itibari ile değişik ve eğlenceli filmdi. Başkalarının paralarını (genç sevgili ve jıgolo olarak) yiyerek ömür geçirmek ne güzel ve rahatmış bunu da anlatmışlardır bize. Oh ne rahat gelsin havyarlar gitsin şampanyalar. -Boşuna çalışıyoruz biz zaten-. Filmin en güzel sahnesi konu erkeğimizin (asıl mesleği garsonluktur) kız (asıl mesleği yaşlı ve zengin erkeklerle birlikte olmak) ile biraz daha vakit geçirebilmek için emeklilik planı nı dahi gözden çıkartması ve son kuruşuna kadar yitirmesidir ve bundan asla gocunmamasıdır.

- "hımmm; isterdim ki... isterdim ki..." repliği ağza dolanmıştır.
Sonuç olarak aşk paraya galip gelmiştir. Zaten gemeseydi film de olmazdı diye düşünüyorum.
Rüyamda;
1-Şeytan çıkarttım.
2-Şeytanın gözlerinin fıstıkyeşili olduğunu gördüm.
3- Apartman merdivenlerin en tepesinde oturup gelene geçene selam verdim. Çok kalabalıktı.
4- Hikmet. Gri takım elbise giymiş Hikmet. Yakışıklı Hikmet. Kim Hikmet be???
5-Sarı çizgileri olan siyah bir "serçe" marka araba ve içinde yine rengarenk giyinmiş kenar mahalle delikanlısı gördüm.

Annem börek yapmış söylemesi ayıp, afiyet olsun bana...
Artık barlardaki sesi, kalabalığı ve hengameyi kaldıramıyorum... Başım ağrıyor...

2 Ağustos 2008 Cumartesi

dailymotion.com

Youtube yokluğunda keşfettiğim konu siteden klip izleyerek zamanımı geçiriyordum. Sonra bir sabah sitenin linkine tıkladım şöyle dedi;

"Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir"

Bu ibare ile sinirlerimi bir güzel germiş, isyan bayrağımı omuzlamışımdır.

Bilmiyorum kaçınız farkında fakat; dış dünya ile yavaş yavaş iletişimimizi kısıtlamaya çalışan iç güçlerin son olayıdır belki de... Bir kısım gündemi Ergenekon , "akp" kapatma bilmemnesi diye meşgul ederken bir diğer kısım da sansürü dayıyor bir tarafımıza haberimiz yok. Ben sevmiştim bu siteyi. Artık o da yok... Zaten dünyanın doğu taraflarında bir yerlerde blog yazarlarını da idama çarptırarak asıyorlar ortalık yerde. Gidiş iyi gidiş değil... Söylemiyeyim diyorum ama söyletiyorlar yani... Nurcu bir arkadaşımın demesi üzerine; "Sen gerçekten bu ülkeye şeriatın geleceğine inanıyor musun? Keh keh keh"

1 Ağustos 2008 Cuma

"ölümüm herkesinkinden başka türlü olacak
bunu allahım gibi aşikâr biliyorum
kim ne derse desin biliyorum içime gün gibi doğuyor
on bir gün aç ve susuz gözlerinin içine bakacağım
on ikinci gün jiletle damarlarımı keseceğim"

Attila İlhan
Kariyerimiz (kadınları kastediyor) ne kadar önemli?

Böyle abuk testler geliyor mailime. Yani bir insan için kariyer ne kadar önemli olabilir ki? Yahut kariyer bir kadın için ne ifade ediyor? Hırsla ilgisi var mıdır bu kariyer doruklarında gezme durumunun? Yoksa her geçen gün büyüme isteği diğer eksiklikleri gözardı etmek, saklamak için mi? Belki de toplum içinde sükse yapmaktır sebep. "Ben falanca şirketin bilmemne departmanı müdürüyüm" demek için mi bu kasılmışlık bu erkek dünyasına köpekbalığı edasıyla dalmak? "bir arabam var, üst düzey yöneticiyim, 3 dil biliyorum, ayda 2 kez solaryuma girip bilmemne karınağrısı markadan giyiniyorum, planlarım arasında çocuk yok, gereksiz kilo almak istemiyorum vs vs vs..."

Size bir şey söyleyeyim mi? bu tarz kadınların belirli bir oranı kesinlikle ev hanımlarına özeniyorlar. Ve bir çoğu bekar.

Bu bağlamda teste cevap olarak kariyerin canı cehenneme demek istiyorum.

31 Temmuz 2008 Perşembe

Hayalet ve türevlerinin konu edildiği her korku-gerilim filminde konu varlıklara inanmayarak esas kahramanı çileden çıkartan bir veya iki karakter mutlaka oluyor. Zaten ilk ölenler de onlar oluyor. Bu karakterler hiç mi korku filmi izlememişler de "inanmıyorum, sen delisin, bana kalırsa yardım almalısın" gibi cümleler sarf ediyorlar? Öleceksin işte bir sus halen zamanın varken.. Anlamıyorum ben, anlamıyorum.

Buna örnek olarak en son izlediğim; Fragile filmini gösterebilirim. E hayalet var, kız orada yırtınıyor "gördüm onu" diyerekten. İnanmak için illaki filmin son 20 dakikasını beklemek çok anlamsız cidden.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Orphaned Land'den sonra belki de en çok sevdiğim senfonik-doom-metal grubu Haggard. Kemanıyla, sopranosuyla, piyanosu ve elektro gitarıyla yarattıkları uzun soluklu parçaları bölüm bölüm sizi bambaşka yerlere sürükler, bazen fırlatır bazen yumuşak iniş yapmanıza neden olur. Çizgilerini hiç değiştirmemiş olmaları ve konser programlarında Türkiye'yi çok kez es geçmemiş olmaları da gözümü doyurur.

Grubun 1999 yılında piyasaya sürdüğü Awaking the Centuries albümünün aynı ismi taşıyan en uzun parçasını sizlere, onlara, bizlere her bireye armağan ediyorum =)




28 Temmuz 2008 Pazartesi

-İnsan-
Diğer bir adıyla; kalleş.

Ah! Çok canlar yandı yine benim ülkemde...
Ölenlere Allah'tan rahmet diliyor, bombalarını patlatan orospu çocuklarına da cehennemi az görüyorum...

27 Temmuz 2008 Güngören Patlaması

27 Temmuz 2008 Pazar

Son günlerde gözümü kırpmadan izlediğim filmlerden the life before her eyes. Başrollerini Uma Thurman, eva Amurri ve Even Rachel Wood'u palaştığı Vadim Perelman'ın yönettiği film Amerika'da sık yaşanan lise katliamlarından yola çıkarak bir öğrencinin taramalı tüfekle tüm okulu öldürmesini anlatıyor aslında. Bunun yanısıra dostluğun ve en önemlisi vicdan azabının yansıtılması kişiyi allakbullak edecekkadar gerçek.


Elinde size doğrultmuş tüfeği ile "seni mi yoksa arkadaşını mı vurmalıyım?" diyen bir sapığa siz ne cevap verirdiniz?




26 Temmuz 2008 Cumartesi

+ Napıyosun?
- Duruyorum!!!

Ve bu deli özgürlüğümü ne yapacağımı bilmiyorum...


Cranberries - Linger


But I'm in so deep. You know I'm such a fool for you.
You got me wrapped around your finger, ah, ha, ha.
Do you have to let it linger ? Do you have to, do you have to,
Do you have to let it linger ?

24 Temmuz 2008 Perşembe

Bir gün kendime ait ikinci bir odam olursa kütüphane yapmayı planlıyorum. Her yanı kitaplarla dolsun taşsın... Ve ben ömrümü orada tüketeyim... Başkalarının kelimelerinde, dünyalarında...

Benim dünyam fazla tanıdık...

22 Temmuz 2008 Salı

Ona dair hatrımda kalan en net an hangisi?
Düşünüyorum
Genelde en son yaşananlar hemen gelirken akla neden bilinmez çok önceleri gelir. 5 kardeşin 5'i de aynı olmaz derler ya hani dedemin en öncesi ilki olmasından sebep hep ablaydı, olmak zorundaydı... Ufak ufak kıskanması da bundandı kendinden sonra gelen 4 adet daha olduğunu görünce...
Ali Rıza'yı sevdi bir iki sokak altta oturan, mektuplaştılar mı emin değilim. Bakışmışlardır belki de çok çok... Düğünleri benim çok öncemde olduğundan bilmeme imkan yok fakat sevmişler birbirlerini fazlasıyla...
Yıllar önce şeker illetinin sol tarafında bıraktığı hissizliğine direnen en güçlü kadınlardan olduğunu düşünüyorum. Yürüyemez mi? Hayır yürür... Konuşamaz mı? Hayır konuşur... Herşeyi yapar... Yaptıda... Ali Rıza yıllardır katlandıkları İstanbul'u bırakıp Kırklareli'nde bir küçük ev yaptı... Onu aldı ve yeşilin içine çekti... Mutluydular... Doğdukları yere gelip, yerleşmiş emekliliğin tadına varıyorlardı -ki....
Her daim ona bakan, onun sağlığını herşeylerin üstünde tutan, dert ortağı muhabbet arkadaşı Ali Rıza gidiverir bir kurban bayramı arefesinde... Tüm hakların helalini ardından sürükleyerek...
Ananemin en büyük kızı da ardından gidiverdi habersiz... Koşa koşa, artık hissiz bir yeri yok... Ama bizim her yanımız uyuşmuş dakikabedakika...
Beni çok üzdün teyzem... Allah'ın rahmeti üzerine olsun, nûrlar yağsın yüzüne yüzüne...
"Burcu sen bana çok iyi baktın, yine gelicem ben buraya" demeni nasıl unuturum?

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Kendimi bir otel gibi hissediyorum. Ben hep buradayım fakat konuklar devamlı değişmekte ve her şeyi eskitmekteler giderken... Ömrü boyunca kalacak tek bir misafir bile yok. Gün gelecek köhne, terkedilmiş, izbe ve korkunç bir mekan haline gelecek bu çok yataklı otel... Sonra da büyükşehir belediyesini çağırıp yıktırıcaz... Hepsi bu işte... Neden bu hayatı bu kadar büyütüyoruz ki? Kimse yıkılmamak için üstüne benzin dökmüyor öyle değil mi? O halde buyrun yıkabilirsiniz herşey yepyeni iken...


Ayrıca söylemeden edemeyeceğim; Melike de evlenme kararı almış... Ne mutlu... Sevindirici, $ukela haber... Darısı sizlerin başına ey ahali...
Minibüsün sol tarafı haşat olmuş. Birileri ölmüş olmalı kesin... Sağ taraf duruyor... Kırmızılı allıgüllü kadife koltukları var. Bir kadın var canhıraş ağlamakta... Gri bir ceket, pantolon ve aynı renk türban takmış. Bir de gözlüklü... Canı yanmış, belli ki en değerlisi ölmüş... Uzaklaştım ordan. Çıktığım izbe bara girdim... İstemiyorum, sevmiyorum fakat orada bulunmam gerekli. Çünkü Emrelerin evine hırsız girmiş ve ailesinin tümparasını çalmış... Orada olmalıyım... Çünkü aylar evvel vefat etmiş anneciğine kalan son 10 ytl parayı vermem gerekli... Yanlarında bebek var... Pamuk gibi... Kapıdan çıkarken onlar pembe başörtüleriyle, yetişiyorum 10 ytl'mi ve diğer kişilerden topladıklarımı veriyorum... Artık içim rahat...
Ve ben rüyaları hep renkli görüp hatırlıyorum... İyi mi yoksa yorucu mu? Bilmiyorum...
MaviMetres
Rahatsız!
Ağlamaklı!
Saplantılı!
Korkmuş!
Utanmış!
Bilinmez!
Onu hiç kimse bilmez!

17 Temmuz 2008 Perşembe


back to black from gios on Vimeo.

Çok güçlü bir ses Amy Winehouse... Canlı performansı dahi mükemmel.

Ayrıca
Elif'e gelsin bu parça.

16 Temmuz 2008 Çarşamba

İlginç tasarıma bir küçük örnek... Ben giyip dolaşabilirim...
"Saldırmak cesaret göstermek midir, yoksa korku gösterisi mi?
İnsan sevdiğine mi saldırmak ister, nefret ettiğine mi?
Acaba birini severken nefret edilebilir mi?
Yoksa gerçekten tek düze duygular mı yaşar insan?
Bu kadar basit midir insan denilen yaratığın his girdapları?
Birçok duyguyu bir anda yaşayamaz mı?
Ya da soruyu şöyle soralım: İnsan denilen yaratığın doğasında yok mudur çatışma?
Yaşamı var eden şey çatışmanın ta kendisi değil midir?
Tabii ki öyledir.."
Tiyatro Turuncu/Ölüm ve Kız

15 Temmuz 2008 Salı

3 kişi ile bir kahvehanenin bahçesinde otururken, birdenbire çevrede bulunan okulda İstiklal Marşı'nın okunmasıyla hepbirlikte ayağa kalkarak eşlik etmek,

Psikiyatrist randevusuna "Yasemin'in penceresi" kıvamında katılmak. Psikiyatristin tüm keçeli kalemlerini deneme yapmak için bana vermesi,

Bir iş hanının akl sağlığı bölümünde işe başlamak ve sonradan benden başka kimsenin olmadığını farketmek,

Terasa çıkarak orada 40'lı yaşlarda kilolu sarışın bir kadınla karşılaşmak ve geçirdiği panik atak karşısında ona sarılmak, güvende olduğunu belletmeye uğraşmak,

Aramıza bir kişinin daha katılmasıyla giymemiz için bize kimano verilmesi,

Oks'de başarısız olmuş bir çocuğu kucağıma alıp ona tüm başarısızlık hikayelerimi anlatmam,

Teşekkürler rüya perisi, artık çok daha huzurluyum.


Bir de bakmışız sabaha Jimi Hendrix ile başlamışım...

i'm a voodoo child baby
i don't take no for an answer

14 Temmuz 2008 Pazartesi

İnsan diyerek başlamak istemiyorum söyleyeceğime, ben bunun için çok doğru bir kelime.

Ben-çevremdeki-(işyeri-dahil-) ilişkileri-kadın-erkek- iletişimini-gördükçe-herhangi bir-ilişki-yaşamayı-birilerine-güvenmeyi-hiç-akıllıca-bulmuyorum.

Bireyselliğin alıp başını yürüdüğü son yıllarda, bencillik-arsızlık-özgürlük adına yapılanlar kişileri küçültmüş ve bir o kadar da saygısız yapmıştır. Şikayetim vardır bu durumdan. Kime şikayet edilir bunu da bilmemekteyim. Bu bakımdan çevreden soyutlanarak dışarıdan izlemek çok daha makül ve güvenlidir. Tavsiye ederim.
***
"Madem soysuz gönlün bende yoğ idi, niye doğru yoldan aşırdın beni, dağlar karalı açma yaramı perişanım ben."
Kadından Kentler/Hayat Hanım, İlk Tayin
M.Mungan

13 Temmuz 2008 Pazar


Etraımızda farkında olmadığımız aynalar var.
Ft:Burcu S

Kimine göre inanç.

Kimine göre huzur.

Bazı bazı sanat.
Ft:Burcu S
Gazi Süleyman Paşa Camii (Vize Ayasofya-2008)

11 Temmuz 2008 Cuma

Sabah

Her gece yatıp ölürken ve sabahları hayata yeniden merhaba derken ben, hafif bir rüzgarda sallandığımı hissediyorum... Kuşkusuz her akşam karanlık ve bitkin beynim, sabahları tam tersi aydınlık, umarsız, umudu olmazsa olmaz yapmış şekilde yürür dururum...

Kafamda olur olmaz flu planlarım, sıraya koyduğum günlük işlerim, kimseden esirgemediğim gülümsemem saat 1500'ı geçtiği anda değişiverir, katılaşır yüz hatlarım, kanlanır gözlerim... kımıltısız durmak arzular bedenim...

10 Temmuz 2008 Perşembe

9 Temmuz 2008 Çarşamba

3 hafta tatile çıkmak isteyen kim? Mesela ben istemiyorum.. Tatil, ölü zamana eşittir bana göre... Ölü zaman ise dikilemeyecek kadar derin kesiklere... Ben çalışmak istiyorum... Tatil istemiyorum.

8 Temmuz 2008 Salı

Bugün aslında Seren Serengil'in Türkiye'nin dudak kalemi kraliçesi ünvanı alabileceğinden bahsedecektim. Fakat çok daha kişisel bir konu Seren'i solladı ve sizleri de bilgilendirmek amacıyla bazı kaynaklardan aldığım bilgileri paylaşmak istiyorum.

"Türkçe’de “iki uçlu mizaç bozukluğu” veya “iki uçlu duygu durumu bozukluğu” terimleriyle karşılanan bu rahatsızlık, daha çok “manik depresif hastalık” adıyla şöhret bulmuştur. Ama hastalığın günümüzde bilim çevrelerinde kullanılan ismi “bipolar bozukluktur".

Duygu durumu fazla oynak, kah göklerde gezen kah yerin yedi kat dibine batan kişilere “manik depresif” dendiğini zaman zaman duyarız. Aslında hayatında en az bir “mani” atağı geçirmiş insanlara bu teşhisi koyarız.
.
.
Bipolar bozukluğun sebebi bilinmemektedir. Antidepresan ilaçlar, bazı yasadışı maddeler, birtakım beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, kafa yaralanmaları mani benzeri belirtilere yol açabilir. Ama vakaların büyük bölümü bilinen bir sebep olmaksızın ortaya çıkmaktadır.

Bipolar bozukluğun bir beden hastalığı, bir beyin hastalığı olduğu iyi bilinmektedir. Beynimizde serotonin, dopamin, noradrenalin gibi bazı maddelerin miktarı bipolar bozuklukta değişmektedir. Yani bipolar bozukluk, beyin kimyasındaki bir anormallikten kaynaklanmaktadır. Ama beyin kimyasını bozan şeyin ne olduğu bugün hala pek çözülememiştir.
.
.
Bipolar bozukluk, ataklar halinde seyreden ve ataklar arasında kişinin tamamen düzeldiği bir hastalıktır. Mani atakları tedavi ile 2-4 haftada genellikle iyileşir. Depresyon ataklarının büyük bölümü de 2-3 haftada düzelmeye başlar ve 1.5-2 ayda önemli ölçüde iyileşir.

Hastalık atağı düzeldikten sonra kişi rutin faaliyetlerine, işine gücüne dönebilir ve performansından bir şey kaybetmeden hayatını sürdürebilir. Bipolar bozukluğu olan pek çok büyük devlet adamı, yazar, filozof, sanatçı, doktor vardır.

Mani ve depresyon ataklarının tekrarlama riski her zaman mevcuttur. Kimisi ömrü boyunca başka hiç atak geçirmez. Tedavisiz hastalar ömürleri boyunca ortalama 10 manik atak geçirirler. Bazı hastalarda mani, bazı hastalarda depresyon atakları daha sıktır.

Hastalığın en üzücü tarafı da bazı kişilerde atakların sık tekrarlamasıdır. Hatta her ay bir manik bir depresif atak geçirenler bile vardır. Öyle ki zaman zaman mani ve depresyon atakları arasında ya hiç iyilik dönemi olmamakta, veya iyilik dönemi birkaç günü geçmemektedir. Tedavi olmayan bipolar bozukluk hastalarında alkol ve madde bağımlılığı, intihar gibi ciddi problemler sık görülür."
Kaynak: mcaturk

7 Temmuz 2008 Pazartesi

35. Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Çoğunuza göre garip fakat bana göre gerçek....

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Geçen gün Faik'ten bahsetmiştim ya hani... İşte kıl yumağı Faik..


Çitlere takılıp düşmektense çitlere hiç yaklaşmamayı tercih ederim.
Fotoğraf bana aittir /Gölcük-Kadırga

4 Temmuz 2008 Cuma

"Parayla alamadığınız şeylerin başında zaman geliyor..."
Ne klişe bir laf...

3 Temmuz 2008 Perşembe

Bu aralar en çok dinlediğim parçalardan biri de;



Megadeth - A Tout Le Mond

Sözleri de şunları söyler;


neredeydim, hatirlamiyorum

yasamin bir oyun oldugunu farkettim
ne kadar ciddiye aldiysam
o kadar zorlasti kurallari

bedelimin ne oldugunu bilemedim
yasamim gozlerimin onunden gecerken
gordum ki coz az sey basarabilmisim
esirgenmis benden tum istediklerim.

bunlari okurken, bilin ki dostlarim
sizinle kalmayi cok isterdim
lutfen gulumseyin akliniza geldigimde
giden sadece bedenim.

tum dunya!
tum dostalarim!
sizi seviyorum
ama gitmeliyim

bunlar son sozlerim
sonsuza dek tek soyleyebilecegim,
ve bu sozler, beni serbest birakacaklar.

kalbim yasiyor olsaydi,
kesinlikle kirilirdi, biliyorum.
ve tum hatiralarim sizinle kaldi.
kalmadi soyleyecek baska bir seyim.

devam etmek basit bir seydir
geride birakilanlardir zor olan.
bilirsin ki uyuyanlar aci duymaz
yasayanlardir korkan...


1 Temmuz 2008 Salı

Büyük vatkalar, karmakarışık saçlar, çift saplı gitar, beyaz elbise ve ayakkabı, sisli geceler... Tümüyle 1987.
Burcu 6 yaşında...



Whitesnake - Is This Love


"is this love that i'm feeling,
is this the love, that ive been searching for
is this love or am i dreaming,
this must be love,
cos its really got a hold on me,
a hold on me..."