Başıboş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Başıboş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2007 Cumartesi

Özdemir Asaf



Bir yürek üşümüş...Kapamış kapılarını...Onarmak zordur...
Ölümü düşünmek yenilmek, Sevmek ölümü yenmektir...Onarmak zordur...


Öylesine....

5 Haziran 2007 Salı

Bir dişim Daha Çürümüş

Melinda'nın yaptığı yine aynı şeyler işte...


Bakmak...


Mesela, bugün markette her ürünün üzerini okurken birden bir ses duydum...bir kız çocuğu ciyak ciyak bağırıyordu...O kadar hoşuma gitti ki...Keşke benim çocuğum olsaydı diye düşündüm...Bağarsın..Çığlık çığlığa bir çikolata için...aldırana kadar yırtsın ortalığı... Hımm!!! Ne gördüm?


Çiçekçi...evet...Çiçek alacaktım kendime..O niyetle indim arabadan...Ama Sevgili Tanrı çiçekçideki tüm çiçekleri bitirmiş...


Mutluluk! alacaktım ama 81 kışına girişte o da bitivermiş...Bak şu Tanrı'nın yaptığına...


Sevgi alıyım dedim....Ne olmuş tahmin et? :) Bitmiş...Son sevgi de bitmiş...

Kilo alsam ya dedim biraz...Başkaları almış...

Bana da bol keseden güzellik kalmış...Kalp kalmış...Kalp üzerine güzellik sürüp yiyorum işte..Kırıntıları da miras bırakıyorum...

Kapı çalıyor...

Açmıyorum...Merak etmiyorum çünkü...Kim geldi...Bana ne?

Saat 17:17

16:16

15:15

14:14

13:13

12:12

Baktığımda hep böyleydi saat bugün...Sanki başka sayı kalmamış gibi...Yoksa Onları da mı aldın Tanrım?

2 hafta borsada kazandım...Sonra düşüşe geçti...Kaybettim...

Aramızda olanları;

Sen

Ben

Bir de kız tarafından Tanrı biliyor...

Yetti bak...Tanrı yine kıskandı beni...

Aldı....

Ben ona yine gülümsedim...

Elini sokamadığı tek yer kalbim...

Nefret ettiğim kalbim...

Dansı kes!

Kes ve dans etme bir daha....Sikerim...

Azuth'un dediği gibi;

"Senin blogun çok sıkıcı lan"

Evet sıkıcı...okumayın mına koyyım...Okumayın...sktirin gidin...

Kendimi uykuya davet ediyorum....

Hazin uyku....Arabesk bitti...




28 Mayıs 2007 Pazartesi

Balık ile Fransız

Fransız olmakla balık olmak arasında ne kadar da çok benzerlikler var diye düşünüyorum....Akvaryuma başımı yaklaştırdığımda diğer taraftan yüzümün yuvarlak ve koccaman olması gibi belki de...




Bir huzur...




Bir rahatlama...




Sonrası muamma...




Fransız şarkılarını dinlerken ben...Melinda...akordiyon sesiyle birlikte kafamın şiştiğini ve yuvarlak koccaman olduğunu hissediyorum...




Ama...




Bir huzur...




Bir rahatlama...




Sonrası muamma...




Gözlerimi kapatıyorum...Fransızların o hiç gitmediğim (hiç gidemeyeceğim belki de..) sokaklarında balıklar gibi sakin, salına salına biraz umarsız, devamlı midelerini düşünerek dolaşmalarını düşünüyorum...Balıklar gibi...




Yağmur birden yağmaya başladığında hepsinin en yakın restorana doluşmalarına...O muhteşem Fransız müziği eşliğinde "an bu andır", "iyi ki yağmur yağdı bak yine yemek yicez" diyerek menüye göz gezdirmelerine, öğle, ikindi, akşam yemeklerinde mutlaka şarap içmelerine....Bayılıyorum...Herşey abartılıdır ve herşey olağandır..




Belki de diyorum Fransızların aşkı bile çok güseldir...Farklıdır...




Balıklarımın suyu yarıya inmiş...can çekişiyorlar...Plastik olmalarına rağmen...Şarap takviyesi yapmam gerek sanırım...Abartılı evlerinde, harika müzik eşliğinde, ben onlara dokundukça yüzmeye devam ediyorlar..


Bence dünyadaki tüm küçük akvaryum balıkları Fransız...Ben niye değilim ki????

Hayal Etmeyi Bildikçe; Hayal Güzeldir

Kabullenmek çaresizce...İç acıtıcı...Her kelime...Lavların içine atılmış, kavrulup giden...Gözlerde vedanın verdiği acının saklanmaya çalışılması, kırık dökük bir gülümseme...

"Ve sen ben değirmenlere karşı
bile bile birer yitik savaşçı
akarız dereler gibi denizlere
belki de en güzeli böyle..."

Kulağımda bugün belki de bilmem kaçıncı kez dinlediğim şarkı...İnsan elinde tutamıyor zamanı...

"zaman düşer ellerimden yere
oradan tahtaboşa
saatler çalışır izinsiz
hep bir sonraya"

Herşeyin bir sonu vardır der Azrail...Pis gülümsemesini ağzımın içine sokar...Beni öpüşmeye zorlar...

Sonra kemanlar çalmaya başlar...İnceden...değiştirerek tınısını...

Ayrılık şarkıları vardır hep...Dillerinde...Parmaklarının ucunda...

"uçurtma uçar sözlüğümden
gelmeyecek bir kuş
yaşanmamış kırıntılar
sadece bir düş"

Herşey beyinde başlar...Sonra biter...Gidenler de hiç gelmez...Ne zaman geldiler ki? İnanç adı altında ahiret denir buna...Kimse tanıyamaz orda birbirini...Oysa ki bir umuttur...Orada, görüşmek...Öpüşmek, koklaşmak, mutluluktan ağlamak...

Bak yine kemanlar çalmaya başladı...

Sonra....İleriye bakarsın...Daha uzağa daha uzağa en uzağa....

Kabul edersin...Sensizliği...Zamansızlığı...Başını öne eğersin...Gözlerin yaşarır...Dudakların büzülür...Yalnızlık kahpelik yapmaya başlar...

"ve sen ben değirmenlere karşı
bile bile birer yitik savaşçı
akarız dereler gibi denizlere
belki de en güzeli böyle..."


Çaresiz gözlerin kapanır......

Düşlere dalınır...

Yerin yedi kat altındaki periler ülkesinde...